logo

TOPLUMSAL BİR MESAJ


facebooktwitter
Şükrü Turan Ergün
bilgi@marinevo.com

Bu yazıyı kıymetli zamanından kısa bir fedakarlık yaparak okuma zahmetine katlanan herkese benden kocaman bir Eyvallah…
Sizlerle içimden geldiği gibi duygularımın sesinden düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Buna geniş bir durum güncellemesi de denebilir. Ama vurgulamak istediklerim var.
Hayırlısıyla Yüksek Lisans son dönem ders kayıt işlemimi de tamamladım. Allah nasip ederse bu yıl Haziran ayında mezun olacağım. Dumlupınar Üniversitesi benim için çok kıymetlidir, bu yüzden de gönlüm istiyor ki hiç bitmesin ama elbette sadece yüksek lisans eğitimi ile yetinmeyeceğim. İnşallah doktora programına da niyetliyim. Bu hangi üniversite olursa olsun benim için farketmez, ben eğitimi kutsal bilip yine yolllara düşerim. Hiç önemli değil.
Bu vesile ile vurgulamak istediğim bir nokta var. Bir şeyi ne kadar gönülden dilerseniz onu gerçekleştirmeye bir o kadar yakın olursunuz. Gerçekten de öyle. Biz ne planlar yaparsak yapalım hayat bize planlarımızın da ötesinde öyle fırsatları sunuyor ki hayatın aslında bu fırsatlardan ibaret olduğu ile yüzleşiyoruz. Hayatın güzelliği de burada zaten. Mutlu olabilmek, bir ideali gerçekleştirebilmek için yaşıyoruz. Bu idealin öyle büyük şeyler olmasına gerek de yok, bizi mutlu eden şeyler her ne ise işte bizim ideallerimizin ölçütü de o. Uçsuz bucaksız bitmek bilmez bir şey bu…
2014’te bir başka üniversiteye de yüksek lisans başvurumu yapmıştım fakat Aydın’a dönmek durumunda kaldığım için mülakata katılmak nasip olmamıştı. Ama üzülmemiştim çünkü işimi kurmayı daha çok istiyordum ve o aşamada önce işimi yoluna koymanın daha doğru olacağını düşündüm. Bu yüzden biraz burukluk yaşadım belki ama nihayet sonrasında Dumlupınar’la o sevdama kavuştum tabi ki.
İşimi kurduktan sonra da dedim ki 1 sene sonra kendimi hazır hissedeceğim, yani 2 sene eğitimimi ilerletmeyi düşünmeyeceğim demekti bu, çünkü o dönem henüz daha çok yeni bir gelişmeyle Dalyan’da yabancı kültüre markamı tanıtmak arzusuyla mağazamı yeni açmıştım. Üstelik bin bir zahmete katlanarak. Nasıl olur da bırakabilirdim?
İşte tüm bunlar o an için aklımda dahi yokken bir anda başvuru yapmak gibi bir fikri uzun süredir görüşemediğim bir hocamı arayıp hal hatır sormak isteyince, hocamın yüksek lisansa başlamam gerektiğini söylemesi en azından denenem gerektiğini ifade etmesi beni müthiş bir şekilde isteklendirdi. Ve ben de başvurularımı yaptım. Bu süreçte kendimi şartlandırmadım tabi ama inancım da bir o kadar tamdı.
Şükürler olsun ki başvurduğum 3 üniversitenin 2’si önceden açıklandığı için 2 üniversitenin de mülakatını geçip programa katılmaya hak kazandım ve özellikle de Dumlupınar Üniversitesi’ni kazanmış olmak beni o kadar mutlu etmişti ki anlatamam. O anki sevinç gözyaşlarım benim için bir o kadar değerli ve anlamlıdır.
Beni programa kabul eden, faydalı olacağımı düşünen o çok kıymetleri hocalarıma öylesine sonsuz şükran duyuyorum ki her daim, bunu ne yazılı ne de sözlü ifade edebilirim. Bu şükranlarımın karşılığını, ancak çalışmalarımı zinde tutup faydalı bir şeyler ortaya çıkardığımda ya da iyi yerlere geldiğimde bir nebze olsun ifade etmiş olurum.
Her daim bu gaye ile yaşıyorum ben. Aslında çok da sonlandırmadan ifade etmek istemiyorum ama çok yakın zaman sonra hazır hale gelecek kitabımın ana hatları aslında bu bahsettiklerimden ibaret. Bu yazdıklarım sadece küçük bir ipucu.
Beni tanıyanlar bilirler, asla şekil yapmak ya da kendimi yükseklere çıkarmak ya da göstermek gibi bir gayede değilim. Sanki sürekli aynı şeylerden bahsedip kendimi övmeye çalışıyormuşum gibi bir düşünce belirebilir zihinlerde ama benim her sözümde ince bir nüans var. Bunu görebilenler için yazıyorum, duygularımı paylaşmak istiyorum zaten. Bunun harici, kimin hakkımda ne düşündüğü umrumda bile değil, ben iyi dileklerini her daim sunan insanları yazsın ya da yazmasınlar çok iyi biliyorum. O yüzden de illa ki birleri birşeyler yazsın ya da övgüyle bahsetsin diye de kaleme almıyorum yazılarımı. ‘Yazarlık’ son derece mühim bir iştir, bunu biliyorum. Eğer beni buna layık görmüşlerse de bu kutsal vazifeyi sırtlayabileceğimi düşünmelerinden ötürü olsa gerek. İşte bu yüzden kalemimin ve dolayısıyla kelimelerin gücüne inanıyorum.
Özellikle de yaşadığım süreçleri sizlerle de paylaşıyorum ki daha mutlu olayım. Çünkü insan duygularını paylaşabilmeli. Ben de duygularımı paylaştıkça mutluyum. Hatta bununla yetinmeyip bir kitap yazdım ki mutluluğumu orada daha büyük bir şekilde paylaşacağım sizlerle.
Ben hayatım boyunca herşeyin hayırlısını diledim, dürüst oldum, adaletin yanında oldum. Gördüm ki ticarette dahi ahlaki değerlerden yoksunluk var ama yine de ahlaki olanı sunmaya, doğrusunu yapmaya çalıştım. İnsan ilişkilerinde art niyet var, yine de insan olduğu için insana insani değerleri gözeterek yaklaştım.
Kim olursak olalım, ne yaparsak yapalım karşımızdaki insanı asla küçük görmeyelim. Bırakalım kişilerin neler yaptığını ya da nerede olduğunu, biz kendimizin nerede ve ne yaptığımıza bakalım. İnsani değerleri her daim gözetelim. İnsan olmanın bilincine erişelim. Çünkü her bir gün ömrümüzde kalan son günlerden bir tanesini çıkarıyor. O halde niye geride faydalı işler bırakmak için çabalamayalım ki?…
Bugün iki önemli sebep bu yazıyı bana yazdırdı. Birincisi okulumun son ders kaydı dolayısıyla gözümün önüne gelen mazi, ikincisi ise Türk Patent Enstitüsü tarafından tarafıma ulaşan ‘Yönbilgi’nin Marka Yayın Kararı. Belki çok küçük bir şey bu, ya da anlatılamaya değer bir şey değil belki ama iki markamın da tescil sürecinde olması bile benim için büyük bir gurur. Ve bu mutluluğumu ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmayı değer gördüğüm için döküldü bu satırlar.
Sözlerime son vermeden önce her zaman için dilediğim bir söz var herkes için, kapanışı o sözle yapmak istiyorum:

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  ÇANAKKALE ve ATATÜRK

”Allah herkesin kalbine göre versin.”

Bu sözdeki ince nüans da ancak onu hisseden kalplere işler…
Saygı, Sevgi ve Muhabbetle…
İlgiyle kalın.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Share

Yeni Yorumlar Kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SEYİS

    28 Mart 2017 Yazarlar

    At bakıcılarına seyis denir. Seyisler bakımını yaptıkları atlara çocukları gibi bakarlar, severler.. Hatta çoğu at bakıcısı at çiftliğinde yatarlar.. Atların yediğinden, içtiğinden, kışın üşüyüp üşümediğinden, antrenmanlardan sonra terlemelerinden ve terlerini kurutmalarından sorumludurlar.. O konuda eğitim alırlar.. Onlara son derece özenli bakmak zorundadırlar.. Çünkü o atlar cins atlardır ve yarışlar için hazırlanmaktadırlar.. Seyislerin işlerinin devamlılığı, atlara ne kadar iyi baktıklarıyla doğru orantılıdır.. Atların sahipleri atl...
  • İŞİNİ SEVEREK YAPAN BİR OTOBÜS MUAVİNİ

    27 Mart 2017 Yazarlar

    Değerli Mücadele okurları sizlere bu yazımda bir otobüs firması muavininin örnek bir duyarlı davranışından bahsetmek istiyorum. Aslında işini nasıl severek ve layıkı ile yaptığından da... Hem öğrencilik dönemimde hem de iş anlamında sürekli otobüslerle seyahat ederim. Ve tabii ki en ön koltukların birinde seyahati tercih ederim. Genelde bir ses kaydı otobüslerde emniyet kemeri takmanın zorunluluğunu hatırlatır seyahate başlamadan önce. Genelde de sadece bir hatırlatmadan ibarettir bu "bant ses". Yani muavinden işittiğimiz söylenemez "kemerleri...
  • PAZAR ALANLARI…

    27 Mart 2017 Yazarlar

    Pazarı, günümüzde satıcıların belirli günlerde mallarını satmak için sergiledikleri geçici yerler olarak biliyoruz. Pazar dendiğinde, alıcı ve satıcının bir araya geldiği, ekonomide her türlü mal ve hizmetin alınıp satıldığı veya takas yoluyla el değiştirdiği yer olarak da ifade edilebilir. Bu anlamda, sergiler, semt ve köy pazarları, panayırlar, fuar ve borsalar farklı ülkeler ile kişi veya kuruluşlar arasındaki değiş-tokuş faaliyetine konu olan alanlar geniş anlamda da pazarı oluşturuyor. ÇAKIRBEYLİ ‘KÖY PAZARI’ İLGİ BEKLİYOR Aydın’...
  • Mennuniyetsiz Hastalar

    25 Mart 2017 Yazarlar

    Son zamanlarda eş dost ve tanıdıkların hastenelerimizde yaşadıkları olumsuz deneyimleri sıkça duyar oldum. Sanki hastaneye gidip de bekledikleri muayene hizmetini alamayanların sayısı artıyor gibi, yoksa bana mı öyle geliyor emin değilim. Ama kendisi ya da çocuğu için hastaneye gidip de, performans sistemi yüzünden çok kısa bir muayene süresi sonunda bir tedaviye başlayan, ama tedaviden olumlu sonuç alamayan, sonra başka hastaneye gidip başka bir teşhis konulan ve önceki teşhis ve tedavinin kuşkulu hale geldiği durumları etrafımızdan çokç...