logo

01 Ekim 2007

Ramazan duyguları içinde bir özlemimiz…


Fethi Aytaç
fethiaytac@mucadele.com.tr

GÖZLEMLERİMİZ

Bugün 18 Eylül 2007 Günlerden Salı ve Ramazanın 6’ıncı günü ??? dostun bir kısmı oruçlu. Ankara halkının bir kısmı akşam saatlerinde evlerine veya orucu bozabilecekleri lokanta ve aşevlerine koşarken kadın erkek, genç yaşlı fakir, varlıklı bir çok kimse de belediyelerin iftar çadırlarında sıraya girmekte. Basınımız sahifelerinde ünlü bazı din adamlarımızın sahifelerine yer verir veya dini konular ağırlıklı yayınları promosyon olarak dağıtırken televizyon kanallarımız da Ramazan´ın hikmetinden, oruç´un faziletinden dem vuran zengin programlar sunmakta.

Herkes gibi bizim temennimiz de fertler olarak, millet olarak sağlık ve huzur içinde bir Ramazan geçirip yine huzurlu geçecek bir Bayrama kavuşmaktır.

BEKLENTİLERİMİZ

Ramazan ayı içinde önde gelen beklentimiz siyasi partilerimiz arasında her konuda, örneğin Anayasa hazırlığı konusunda, yurdun çeşitli yörelerinde ve özellikle sınırlarımız ötesinde yuvalanmış terör odaklarının ortadan kaldırılmasında… görüş birliği içinde davranış sergilenmesi; 22 Temmuz gibi yakın bir tarihte tecelli etmiş millet iradesine saygı içinde ülke sorunlarına art niyet düşüncesi olmadan-birlikte eğilmeleridir.

Bu beklentimiz, çeşitli vesilelerle dinlemek imkanını bulduğumuz “dua” lar da karşılaşa geldiğimiz samimi duyguların ifadesidir.

Temennimiz doğrultusunda olumlu ve örnek alınacak bir davranış Diyanet İşleri Başkanımız muhterem Prof Dr. Ali BARDAK-OĞLU tarafından sergilene gelmektedir. Örneğin Başkan

* Bazı kuruluşlarca istismar edilmek istenen Sünni Alevi ayırımını körüklemekten isabetle kaçınmakta;

* Kuran´daki bazı dinsel emirlerin günümüzün anlayışına uymadığı yolundaki çıkışlara müsamahalı davranmakta;

* Bu yaz aylarında yurdun çeşitli bölgelerinde maruz kalınan kuraklık karşısında başvurulan yağmur dua´ları nedeniyle açık açık Tanrıdan yağmur yağdırması beklemek kadar susuzluğa çare olarak tedbirlerin alınmasının önem ve öncelik taşıdığını söylemekle bazı konularda, “Hakiki mürşit ilimdir” sözünün sahibi ATATÜRK´Ü hatırlatmakta;

* Her yıl olduğu gibi bu Ramazan’da da İstanbul’da Ortodoks(Hristiyan), Ermeni, Yahudi dinlerinin baş temsilcileri ile iftar safrasında bir araya gelip dostça sohbetini yapmış bulunmaktadır.

Sayın Başkanın bu sıcak yaklaşımının siyasi partilerimizin liderlerine ve kurmaylarına örneklik etmesi haklı beklentimizdir.

SAYIN BAŞKANIN GÜZEL DÜŞÜNCE VE GÖRÜŞLERİNDEN ÖRNEKLER

Bugünlerde VATAN Gazetesinde Mine ŞENOCAKLI adlı bir hanım gazetecinin Diyanet İşleri Başkanımızla yapılmış ilginç ve Başkanın bir çok konuda görüş ve düşüncelerini yansıtan bir röportaj yer almaktadır. Bu görüşmenin dünkü gazetede yer alan açıklamalarında

Şu soru ve cevaplar da yer almaktadır.

“(SORU): Sizin bir sözsünüz var. Dünyada iyi olan birisi melek üstü bir varlıktır.

(CEVAP): Melekler sadece kendisine söylenenleri yapan, sorgusuz sualsiz Allaha boyun eğen ve hiç soru sormayan varlıklardır. Allah insanın yaratılışını açıklarken meleklere “Ben insanoğlunu yaratacağım Akıl vereceğim irade vereceğim” diyor. Meleklerde kötülük yapma ihtimali, riski yoktur. Oysa insanda var. İnsan kendi iradesiyle, aklıyla kötülük yapma yolunu kapatıyor.O yüzden dünyada iyi olan birisi melek üstü bir varlıktır.

(SORU) Kadroda artık hanım vaizler olacakmış…

(CEVAP) Eskiden de vardı. Ama sayıları çok azdı. Şimdi biz sayılarını arttırıyoruz. Çünkü toplumun yarısını kadınlar oluşturuyor. Kadınlara dinin aydınlık mesajını daha iyi ulaştırmamız gerekiyor. Kadın hakları konusunda yol almak zorundayız. Kadınlarını ihmal eden, kadın hakları konusunda duyarlı davranmayan toplum bana göre medeni toplum değildir. Onlara bu hizmeti kim verecek? Her il´e bir kadın müftü yardımcısı atayacağız. Din hizmeti kadınları da kuşatmalı ve onlara da diğer insanlar kadar önem vermeli.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Prof. Dr. Feyzioğlu'nun Açıklamaları

Sade, açık, duru bir Türkçe ile ortaya konmuş ne güzel düşünceler.

Ezanın ve namazlarda okunan duaların Arapça okunması yerine Türkçe okunması daha doğru olmaz mı?

Diyanet İşleri Başkanı ile yapılan söyleşide bu soru yer almamaktadır. Ama yine bu günlerde, Ankara´da günlük yayınlanmakta olan, Anayurt adlı gazetede ilgi çekici bilgilendirici bir yazı dizisi yer almaktadır.

Ramazan Durmuş adlı bir araştırmacı tarafından hazırlandığı anlaşılan ve ATATÜRK İLE 15 YIL başlığını taşıyan yazı dizisinde Atatürk´ün devrimleri gerçekleştirdiği yıllarda ve ölümüne kadar onun emrinde hizmet görmüş, gerek Osmanlı Saltanatı´nın son yıllarında, gerekse Cumhuriyet döneminde büyük şöhret sahibi Hafız Yaşar OKUR´un anıları aktarılmaktadır.

Şimdiye kadar yayınlanan anıların konusu Atatürk´ü isteği ile, dualardaki Arapça tekbirlerin Türkçe’ye çevrilerek deneme niteliğinde İstanbul’un ünlü camilerinde okutulması, ardından Yasin âyetinin keza çok tanınmış hafızlara ve Yaşar OKUR´a okutularak adından Türkçe anlamlarının cemaate anlatılmasına ilişkindir.

Anıların sahibi Hafız Yaşar anılarının başlangıcında öteden beri Atatürk´ün dine karşı güya kayıtsız kaldığını iddia eden bir takım bedbahtların hem bu eşsiz kahramanın, hem de asil Türk milletinin mukaddes inançlarına saygısızlık gösterdiklerini; 15 yıl yanlarında bulunmuş olmanın verdiği hak ve selahiyetle Atatürk´ün dine karşı hiçbir zaman kayıtsız kalmadığını sadece dini istismar edenlere cephe aldığın, bu hakikati bildirmenin kendisi için kutsal bir vazife olduğunu; bu hususta vereceği bir kaç hatıranın bu söylediklerini teyit edeceğini belirtmekte; Örneğin Atatürk´ün Ramazan´a büyük değer verdiğini, Hacı Bayram ve zincirli kuyu camilerinde bir ay müddetle kendisine, şehitlerin ruhuna dua okuttuğunu anlatmakta ve herkesin dini bilgileri anlayarak uygulamasına değer verdiğini vurgulayarak şu örneği vermektedir.

“1932 yılında Ramazan´ın ikinci günüydü. Atatürk ile Ankara´dan Dolmabahçe Sarayı´na geldik.

Beni huzurlarına çağırdılar

“Yaşar Bey… İstanbul´un mümtaz hafızlarının bir listesini istiyorum. Ama bunlar musikiye de aşina olmalıdırlar” dediler. Listeyi hemen hazırladım. Bu listede şu isimler vardı.(…..) listede ismini yazdıklarımın hepsi ertesi akşam için Dolmabahçe Sarayı’na davet edildi.İstanbul´un bu belli başlı hafızları ertesi akşam Saray´a geldiler. Kendileri doğruca Maarif vekili Dr.Reşit Galip beye götürüldü. O ona kadar hafızların niçin çağrılmış olduğunu ben bilmiyordum. O an anladım ki Arapçadan Türkçeye çevrilmiş olan şu Bayram Tekbiri söylettirilecektir.

“Allah büyüktür, Allah büyüktür,”

Davetlilerden Hafız Rıza Efendi bu çeviriye itiraz etti.

“Efendim,dedi: Türk’ün tanrısı vardır. Bu nedenle Allah. Tanrı şeklinde okunursa daha muvafık olur kanaatindeyim.”

Rıza Efendi’nin bu teklifi hemen Atatürk’e arz edildi. Bunun üzerine hepimiz Atatürk’ün yanına götürüldük. Atatürk:

– Peki arkadaşlar, tekbiri bu tercümeye göre okuyunuz.

Okundu:

Tanrı uludur, tanrı uludur.

Tanrı’an başka Tanrı yoktur.

Tanrı uludur, Tanrı uludur.

ve hamd ona mahsustur.

Anı sahibi, devam eden hatıratında Atatürk’ün bu tercüme şeklini çok beğendiğini; hafızların ertesi akşam yine gelmelerini emrettiğini ertesi akşam ATA’nın huzurunda toplandıkları zaman Gazi’nin Cemil Sait Bey tarafından yapılmış Kur’an tercümesini getirttiğini ve ayağa kalkıp Kur’anı eline alıp ceketinin önünü de ilikledikten sonra Fatiha Suresi’nin tercümesini sanki halka hitap ediyormuş gibi okuduğunu ardından da hafızlara camilerinde yapacakları mukabelede -cüzlerin- son sahifelerini cemaate Türkçe olarak açıklamalarını çünkü halkın dinlediği ayet ve surelerin manasını anlamalarında çok fayda olduğunu söylediğini anlatmaktadır. Yazının devamında Atatürk’ün kendisini de Yerebatan Camiinde Yasin Suresi’nin tercümesini okumakla ve görevlileri de gazeteleri durumdan haberdar etmekle görevlendirdiğini; talimatın ertesi sabah bütün gazetelerde yer aldığını; istek uyarınca Sure’yi arapça okuyup arkasından Türkçe açıklamasını yaptığını, sure’nin açıklaması bittikten sonra da, metni anı yazısında yer alan, bir duayı Türkçe yaptığını; alınan çok olumlu tesir nedeniyle Atatürk’ün Yasin Suresi’ni bu kez Sultan Ahmet Camiinde okumasını istediğini, Cuma günü 9 hafızın Camide toplanıp Türkçe tekbir getirildiğini, mevlid okunduğunu ve bunun ardından da keza Atatürk’ün isteğiyle mevlidin bu kez Ayasofya Camiinde okunmasının ve bu okuyuşun bu kez radyo ile naklen verilmesinin de kararlaştırılıp aynen uygulandığını, o günlerin heyecanını duyarak hikaye eden Hafız Yaşar, halen devam eden, hatıra dizisinde ATA’nın din konusundaki reformu atılımlarının övgüsünü yapmaktadır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  RESEPSİYON...

Ezanın Arapça’ya dönüştürülmesindeki yanlışlık

Açıkladığımız gelişmeler sonunda Ezan’ın Arapça değil de Türkçe okunmasını zorunlu kılan bir kanun çıkarılmış ve uygulanır olmuştu. 1950 yılında Demokrat Parti 14 Mayıs seçimleri sonucunda iktidara gelir gelmez ilk iş, ilk icraatlardan biri olarak 16 Haziran 1950’de ezanın Arapça okunmasını yasaklayan kanunu, Kur’anda “Anlayasınız diye bir Kur’anı Arapça gönderdim” ayeti vardır” gerekçesine dayanarak kaldırmıştı.

Keşke o günlerde bugünkü Diyanet İşleri Başkanımız gibi öz diline değer veren, namaza duranların ve koşanların dualarını anlıyacakları bir dille yapmalarını gönlünde dolu dolu istediğinde bizce şüphe olmayan aydın bir Başkanımız olsaydı da politikacılarımızı dilimize ihanete yönlendiren o kanunu çıkarmaktan alıkoysaydı. Eminiz ki ezanın aşağıda verdiğimiz Arapça ve Türkçe metinlerini okuyanlar bu üzüntümüze hak vereceklerdir.

Ezanın Arapçası;

Allahü Ekber

Eşhedü en la ilahe illallah

Eşhedü enne Muhammeden Resulullah

Hayye alassalat

Hayye alel Fellah

Allahü Ekber

Lailahe illallah

(Bu mısralardan ilki 4, sonuncusu 1, diğerleri ikişer defa okunur)

Ezanın Türkçesi

Tanrı uludur

Kuşkusuz Tanrı’dan başka yoktur tapacak

Kuşkusuz Muhammed (Peygamber) Tanrı’nın elçisidir.

Haydi Namaza

Haydi Felaha

Tanrı Uludur

Tanrıdan başka yoktur tapacak.

Dileriz toplumumuz bir gün namaza çağrısını kendi diliyle yapma bahtiyarlığına kavuşur.

YAZARIN TÜM YAZILARI
Share

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • ÇEVRE VE İNSAN…

    17 Kasım 2017 Yazarlar

    Çevre bir anlamda; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamlar olarak değerlendirildiği gibi sağlıklı bir yaşamın sürdürülmesi ancak sağlıklı bir çevre ile mümkün ve bir ilişkiler sistemi olan çevrenin bozulması ve çevre sorunlarının ortaya çıkması, genellikle insan kaynaklı etkenlerin doğal dengeleri bozmasıyla başlar. AYDIN'DA 'JEOTERMAL'İN ÇEVREYE VERDİĞİ ZARALAR' KONULU PANEL Aydın'ın Didim ilçe...
  • İnsanlar Bahislerden Medet Umuyor

    17 Kasım 2017 Yazarlar

    Halkımızın içinde bulunduğu ekonomik darboğaz, borç çıkmazı ve geleceğe dair umutsuzluk arttıkça, insanlarımız bahislerden medet umar hale geliyorlar. Son zamanlarda dikkat ettiniz mi bilmem. Gencecik insanlarımızın pek çoğu, futbol bahislerine umut bağlamış görünüyorlar. Bahis kuponlarını maç saati gelmeden yatırmak için kuyruklar oluşuyor sık sık. Gözlemleyebildiğim kadarıyla, pek çoğu yirmili yaşlarında ya öğrenci, ya da işsiz gençler... Diğer şans oyunlarına ise her yaştan insanımız büyük rağbet gösteriyor. Kahvehaneler is...
  • DÖVİZ..

    16 Kasım 2017 Yazarlar

    Son zamanlarda ülkemizde yükselişi ile gündeme gelen döviz, genel anlamda ülkeler arası ödemelerde kullanılabilen para, çek ve poliçe gibi her türlü ödeme aracı olduğu gibi, yabancı ülke parası olarak da ifade edilir. "DÖVİZDEKİ İSTİKRAR ANCAK ÜRETİMLE SAĞLANIR" Türkiye'de dövizin sürekli yükselişte olduğunu belirten Aydınlı dövizci İlhan Gönendi, dövizdeki yükselişin en önemli etkeninin üretimdeki yetersizliğe bağlı olduğunu savundu. Dövizdeki yükselişin bir çok nedenlerinin olduğunu belirten Gönendi, "Bugün bakıldığında doların ...
  • Prof. Dr. Feyzioğlu’nun Açıklamaları

    16 Kasım 2017 Yazarlar

    Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu, Aydın'a gelerek Aydın Barosu'nun 2017-2018 Staj Eğitim Yılı açılışını yaptı. TBB Başkanı Prof. Dr. Feyzioğlu, katıldığı bu açılış sırasında basın mensuplarına bazı önemli açıklamalarda bulundu. Feyzioğlu, ayrıca Aydın Barosu'na yeni bir yer temin edilmesi konusunda, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'na şöyle seslenmiş; "Ben Varım, Siz de Var mısınız?" Ayrıca Türkiye'de yargının ne hale geldiği ve 16 Nisan Referandumu'nun yargı sistemini, mevcut davaları, yargıla...