logo

8. Alaçatı Ot Festivali Günlüğü


facebooktwitter
Şükrü Turan Ergün
bilgi@marinevo.com

Cumartesi günü 8. Geleneksel Alaçatı Ot Festivali’ndeydim.
Öncesinde hiç gitmemiştim Alaçatı’ya. Çok duydum Alaçatı’nın methini elbet, çok da gitmek istedim hatta ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Ot Festivali’ni duyunca “tamam” dedim, “bu sefer kesin gidiyorum!”
Tarif etmek gerekirse şöyle özetleyebilirim:
Alaçatı! Ruhunuzu okşayan bir yer. Yıkık dökük yapılarıyla orjinalliği korunmuş tarihi yapılar, arnavut kaldırımları, şirin sokakları ve huzur kokan havasıyla mutluluğunuzu son demine kadar hissettiğiniz küçük ve nezih bir sahil kenti…
Hele ki bir festival gününde tanışmışsanız Alaçatı’yla benim gibi, bu buluşmanın hazzı daha da fazlalaşıyor. Mutluluk tavan yapıyor desem yeridir.
Sabah saatlerinde vardım Alaçatı’ya. Ve henüz o saatlerde fazla kalabalık değildi. Festivale ilk girdiğinizde birbirinden farklı otlar, börekler, çörekler, kekler, bitkiler gibi yiyecek adına neredeyse herşeyin sunulduğu ve bayanlarının maharetlerinin sergilendiği tezgahlar karşılıyor sizi. Tabii ki sebzeler ve meyveler de cabası…
İlerlediğinizde hediyelik standları ve dükkanları, cafeler, restoranlar, dükkanlar vb. birçok farklı mekanlarla bu karşılama töreni devam ediyor. Çarşının aşağılarına doğru ilerledikçe de festivalin pazar sergisini görüyorsunuz. Biraz daha ilerlediğinizde çiçekçiler sıralanmış. Özellikle çiçekler öylesine birbirinden güzel ve gayet hoş görünüyorlardı ki anlatamam.
En çok dikkatimi çekense burada herkes mutluydu. Herkes bu mutluluğun verdiği hazla kendi halindeydi. Düşünebiliyor musunuz, herkes mutlu ve kendi halinde! Fotoğraf çekeni, video çekeni, benim gibi bunlarla yetinmeyip canlı yayın yapanı! Tabii ki ben hem bir elimde telefon sosyal medya canlı yayını hem de diğer elimde özçekim çubuğuyla fotoğraf çekmeye çalışınca ve bir de elimde iki telefonun üstüne kulağımda da kulaklık olunca hangi kanal diye soranlar da olmadı değil. Hani o derece hazırlar röportaja. Herkes son derece mutlu ve festivalin tadını çıkartıyor!
Öğle saatleri geldiğinde öylesine bir kalabalıklaştı ki, ‘iğne atsan yere düşmez’ tabirini söylemek uygun olur. Gerçekten muazzam bir kalabalık ve müthiş bir ilgi vardı. Bir ara sokaklarda ilerlemek o kadar güçleşti ki kendimi bir an için İstanbul sokaklarında yürüyorum sandım. O nasıl bir kalabalıktı öyle!
Orada karşılaştığınız güler yüzlü insanlar mutluluğunuzu ikiye katlıyor. “Ben neredeyim?” diyorsunuz? Hayatın bin bir zorluğu, belki de hafta içinde bizleri bekleyen yoğun iş temposu o anda unutulmuş sanki! Günlük hayatın getirdiği bin bir zorluk o festival için bir kenara bırakılmış gibiydi adeta!
Herkes o anın keyfini yaşamanın derdine düşmüş! Ne güzel değil mi? Ne kadar da özlemişiz tebessüm eden yüzleri görmeyi! Üstelik onlarca insan seline rağmen ister istemez bir bunalma hali gelse de böylesine karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü ve anlayış içinde süren bir ortamda bulunmak müthiş bir duyguydu. Mükemmeldi, ve bana göre de eşsizdi.
Gerçekten ilk kez bir festivalden keyif aldım ve festival adı altında ilk kez bir etkinliğin böylesine coşkulu, dolu dolu ve şölen havasında geçtiğini gördüm. Sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla da birçok kişi ziyaret etti. Ve eminim ziyaret eden herkes bizlerle aynı duyguyu paylaştılar.
Yazımın şu son satırlarında bir kez daha vurgulamak istiyorum Alaçatı’yı. Yıkık dökük ama orjinalliğini koruyan tarihi yapıları ve şirin sokaklarıyla insanı etkileyen ve mutlaka görülmesi gereken bir yer…
İyi ki de Alaçatı’yı böylesine güzel bir festival gününde ziyaret ettim. Böylesine renkli ve muhteşem bir atmosfer için şimdilik anlatacaklarım bu kadar.
Sözlerime son vermeden önce, 8. Alaçatı Ot Festivali’nde emeği geçen herkesi kutluyor, böylesine bir şölen ortamında böylesine güzel bir festival havasını doya doya bizlere yaşatanlara şükranlarımı sunuyorum.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  MİŞ GİBİ…

YAZARIN TÜM YAZILARI
Share

Yeni Yorumlar Kapalı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • SU…

    22 Ağustos 2017 Yazarlar

    Su denildiğinde ilk akla gelen öncelikle canlılar için hayati öneme sahip olan sıvı olarak nitelendirildiği gibi en küçük canlıdan, en büyüğe kadar tüm canlıların biyolojik yaşamlarını ve faaliyetlerini sağlayan bir sıvı olmakla beraber su hayattır. AYŞE EFE, HAYVANLAR İÇİN KÖYÜNE SU İSTİYOR Aydın’ın renkli simalarından olan ve Efeler ilçesi Anbarcık köyünde yaşayan Ayşe Efe, kentlere göç nedeniyle köylerde sadece yaşlıların kaldığını belirtti. Aydın ilinin büyükşehir kapsamına alınmasıyla köylerin mahallelere dönüştüğünü ifade ede...
  • ETKİSEL İNSAN TEPKİSEL İNSAN

    21 Ağustos 2017 Yazarlar

    Değerli Mücadele Okurları bir önceki yazımda "Özfarkındalık Bilincine Erişmiş Özsaygısı Yüksek Bireyler Olabilmek: Özbenlik - Özfarkındalık ve Özsaygı Denklemi"den sizlere bahsetmiştim. Ve bir sonraki yazımda da bu yazının devamı niteliği taşıyan Etkisel ve Tepkisel insan kavramından bahsetmek istiyorum. Bahsetmeden önce sizlere basit bir soru sorarak başlamak istiyorum yazıma. İnsanlık tarihi boyunca hayatımızın en önemli parçası olmuş şey nedir sizce? Cevapları duyar gibiyim: İcatlar! Su! Yemek! Birçok şekilde uzatabiliriz ak...
  • ORTANCA…

    21 Ağustos 2017 Yazarlar

    Ortanca, bir çiçek türü olup çeşitli renklerde açan çok çiçekli geniş yapraklı bir bahçe bitkisidir. Ortanca, uygun sıcaklıklarda yaz başından itibaren çiçek vermeye başlamasına rağmen ülkemizde genellikle çiçek açması haziran sonunu bulabilir. Ortanca, sıcak sevmesine rağmen direk güneş ışığı gören yerler yerine yarı gölge veya gölge alanlarda daha iyi büyüyecektir. Ortanca, yansıyan güneş ışığından da yeteri kadar faydalanabilen bir bitkidir. İlkbahar ve yaz sonlarında potasyum içeren bitki besinleri verilerek ortancanın yaz sıc...
  • SUSAR KADIN ÜNZİLE

    19 Ağustos 2017 Yazarlar

    “Aysel Gürel'e bu sözleri yazdıran Ünzile'nin hikayesi Aysel Gürel'in Anadolu turnesinde mola verdiği bir köyde başlar, bu köyde Gürel, Ünzile ile karşılaşır. Biraz sohbet ettikten sonra Ünzile'nin hayatını dinler. Ünzile çok ufak yaşta evlendirilmiştir. Evleneceği kişiyi görücüler seçmiş, birkaç koyun karşılığı isteyen kişiye ufak yaşta teslim edilmiştir. Ufak yaşta gördüğü baskıdan dolayı artık kendine çizilmiş kadere razı gelmiştir. Olaylara ses çıkartamamaktadır. Gördüğü baskı ve yaşam biçimi onu dünyanın sadece kötü olduğuna inandırmıştır....