-Demokratik açılım adına bugün gelinen noktada durup, geriye baktığımızda ne görüyorsunuz?
Başlangıcından, içeriğine, zamanlamasından uygulanmasına… Bir yanlışlıklar silsilesi, trajikomik olaylar manzumesi… Neden böyle oldu?
Başarı için, Önce demokrat olmak, demokrasiye inanmak, Anayasaya, Hukuka, Yasalara, Devlete ve Kurumlarına saygılı olmayı içimize sindirmiş ve hazmetmiş, en önemlisi de samimi olmak gerekiyor.
Ülke insanın, her birine, ayrım gözetmeden, bizden olan, olmayan ayrımına girmeden, vatandaşları din veya laiklik terazileri ile tartıp ayrıştırmadan,
- Muhalefetiyle, iktidarıyla, toplumdaki benzeşmeleri öne çıkarmak varken, farklılıklar önemseyip, okşadınız, hatta istismar ettiniz, ama bilerek, ama bilmeyerek…
- Birçok etnik alt kimliği yıllardır bünyesinde barındırmış, kaynaştırmış bir toplumda siz,
- Laz'ından, girip Boşnak'ına, Arnavut'una, Çerkez'ine kadar sayıp döktükten sonra,
- Etnik kimlik veya mezhep adlarıyla anılan açılım projeleri geliştireceksiniz,
- Baktınız ki toplumun çoğunluğu, bunu “Yemedi”, çevir, adı “Demokratik Açılım” olsun.
- Her şeye tamam da demokratikleşmeye gelince iş değişiyor, beyler, hanımlar.
- Siyasi partilerimizin kendileri ne kadar “Demokrat” olabilmişler ki? Hakkıyla bir “Demokratik Açılım” projesi uygulayabilsinler?
- Bir söz vardır “Kendi başın bağlayamayan, gelin başı bağlar”… Söz yerine burada “cuk” oturuyor.
İktidarı, muhalefeti, büyüğü, küçüğü, isterse tabela partisi olsun, hiç fark yok aranızda…
-Sanki, seçimlerde milletvekillerini ön seçimle belirleyip, tabanınızın sesini Ankara'ya taşıyorsunuz! Sanki, il, ilçe örgütleriniz, partinizin kahrını çekmiş, ter akıtmış, emek vermiş partililerden oluşuyor… Parti içi demokrasi mi? O ne ki? Yenili mi? İçilir mi?
- Kurultaylarınızda kürsüler muhalif seslere ne kadar açık? Bırakın seslerini, varlığına bile tahammülünüz yok.
-En iyi muhalefet, olmayan muhalefettir, değil mi?
- Evlere şenlik, parti grup toplantıları… Virtiyöz Genel Başkanların solo konserleri…
-Aba altından sopa göstermece tavırlar, gözümüze sokarcasına uzanan parmaklar. Sallanan, sıkılmış yumruklar, tükürükler saçarak konuşan ağızlar. Kös dinleyen seçilmiş “lidervekilleri”.
Sadece, “evet” veya “hayır” demeye yarayan ellere sahip “Kurşun askerler”
-Tribünlerde şakşakçı, yağcı, slogancı partili taraftarlar. Genel başkana alkışlar, muhaliflere daha kapı girişinde yuhalamalar, salona almamak için arbede mizansenleri…
- Onca hukukçu milletvekili tarafından hazırlanmış, Anayasa'ya aykırı kanunlar, yönetmelikler… Meclisin çalışma zamanı heba olmuş kimin umurunda?
- Millet İradesi meclise layıkıyla yansımıyormuş, ne gam? %10 baraja devam. Biz varız ya, başkalarına ne gerek? Kıyılar ve ortanın birazı sizin olsun, Sivas'ın ötesi ile geri kalanı benim. Gayrısına, “Dikkat Baraj!” Tabelası…
- Daha da acısı “Demokratik Açılım”ı götürecekleri aşiretler 100 yıllık kan davalarını bitirip, aynı sofraya oturabilirken, bizim siyasiler o sofrada “kaşıkla göz çıkartma”sevdasında.
- “Hayır”ı evet gibi, “Evet”i hayır gibi söyleyebilmek için, bin türlü laf cambazlığı.
Anayasa delinmek, kanunlar çiğnenmek, yönetmelikler “yemlenmek” için yazılır olmuş,
-“Bir kereden bir şey olmaz”larla hukuk gırtlaklanıyor, ama kimin umrunda?
-Kiminiz devlete tavırlı veya kavgalı, kiminiz kılına dokundurmam havasında.
-Ama iş başa düşünce, sağından solundan tırtıklamaca, kıvırmaca…
-Böyle demokratların, kendilerine benzer demokrasileri ve demokratik açılımları olur…
- Demokratlığı ve demokrasiyi öğrenmemekte çok ısrar edersek , bir “Büyüğümüz”ün dediği gibi “Başkaları gelir ve öğretir”.
- Ancak, başkalarının bize öğreteceği şeyin “demokratlık” olacağına hiç inanmıyorum. Çünkü demokratlık, efendiliktir…
“Başkaları”nın bize öğretebileceği, sadece “Köleliktir”, “uşaklıktır”…
[Bu sayfa 200 kez görüntülendi.]
Behiç ALPARSA TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI