Kültür-sanat bir ülkenin uluslararası değişimin içinde bulunmasının vazgeçilmezliğidir.Peki biz Türkiye olarak Kültür ve sanata ne kadar önem veriyoruz,yada veriyor gözüküyoruz?İşte bu tartışılır aslında.Var olan siyasi iktidar bugüne kadar yaptığı uygulamalarla,Kültür ve sanata tıkanmışlık noktasında bir değişim getirdi,bu değişimin adınıda koymak mümkün değil,'Sanatın ve sanatçıların korunmasını' sağlayamadı.'Sanatçılara değer vermedi'Ben Atatürk değerlerinin unutturulmaya çalışıldığı,bir ülkede sanat yapamam' diyen ve yılda 160 konser veren dünyanın en değerli sanatçıları arasında gösterilen,Fazıl Say'a bile git nereye istersen git diyebilmek doğru bir yakaşım değildi.
Tüm çağdaş laik düşüncenin,ve Türkiye'nin uluslararsı alandaki saygınlığına ışık tutacak çalışmalar yapan kişilerin,değiştirilerek yerlerine sanattan ve kültürel yapılanmadan anlamayanların atanması,Kültür ve sanata sözde bir değerin verilmesi değilmidir?
Türkiye 1917 yılında ilk kez Turizm ülkesi ilan edildi,peki biz turizm çalışmalarımızın yanında,bu güne kadar o tarihten bu güne kadar bir Turizm ve kültür sanat festivali yapabildikmi.Kültür ve sanat Turizm'i yapabildikmi.Yabancı turist Türkiye'ye geldiği zaman sadece deniz ve güneş dedi ama biz onlara Kültür ve sanatımızında değerlerini anlatmak istediğimizde görmek istemedimi?Bunu Şimdi ülkede hala bir Turizm bakanlığı bile olmayan İspanya,yada yunanistan,Tunus,Rusya,İtalya,Cekoslovakya,Macaristan gibi ülkeler çok iyi yapıyorlar.Biz hala siyasal çekişmenin içinde tüm ulusal değerlerimizle birlikte özde değil sözde kalmaya devam ediyoruz.
'İstanbul'un 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti' olması amacıyla hazırlanan çalışmalar nerede ve nasıl?Sivil toplum kuruluşları olmasaydı tepkilerini göstermeselerdi,biz neredeyse (AKM)bile temelinden yıkmaya çalışıyorduk.Anayasada yer alan 'Sanatın Korunması' 64 maddeyle belirlenmiş ama biz Anayasayı bile değiştirmeye çalışmadıkmı.Tüm uluslararsı sanatsal etkileşimde çok önemi ses getirecek eserler oyunlar,'yeşil gece,Avrupa komedyası,fazıl say'ın sivas katliamını anlatan eseri altıoklara Ağıt' gibi eserler bakanlıkca sansür edildi.Aslında sergilenebilseydi Türkiye karanlıklara sürüklenmeyecek,aydınlık ve çağdaş bir değişim sürecinin hızla yapılanması resmine bakıldığında bu değişim görülecektir mesajıydı bu çalışmalar.
Tiyatrolar kapatıldı yada destek yardım almadı,opera bale sanat olarak değer görmedi.73 milyon ülkede hala 6,5 milyon insanın kitap ve gazete okuduğunu görmek ürkütücü değilmi?160 sayıya ulaşan Üniversitelerde verilen eğitim derecesi nedir?tartışılan bir Malezya'da bile din ve değişim birbirine düşman değil,160 üniversiteniz var ve sadece sizdeki değişimi almak için ikibinden biraz fazla yabancı öğrenci gelmiş ülkeye,ama Malezya dedik 50 Üniversitesi var ama 30 binden fazla yabancı ülke ögrencisi bulunuyor,biz hala Uluslararsı kültürel saygınlığımızı bile sağlayamadık,ve kendimizi yurtdışında başkalarına şikayet ettik,1950 sonrasında Türkiye'deDin farklı biçimde etkileşimsel anlamda kullanılmaya başlandı.Karl Marx,1843 yılında Feuerbach'ın etkisi altında henüz genç bir hegelci iken, kaleme aldığı' hegelin Hukuk felsefesi'nin Eleştirisine katkı' adlı kitabında'Din halkın afyonunu oluşturuyor'demişti.şimdi biz bunu çok iyi yaptık ve uyguladık,Beyni uyuşuk,konuşmayan,görmeyen,duymayan,ve korkan bir toplum yaratarak ülkeyi yönetmek bunu iyi yapıyoruz aslında.
Böyle bir toplum nasıl okuyabilir,nasıl konuşabilir,hatta eleştirme hakkı bile yok,ve sanatın kültürün anlamını nasıl kavrayacak acaba?
Din afyonuyla uyutulmuş Türk toplumu her sabah Televizyonlarda,mistik programlarla ve sayıları hızla artan bir haftada çekilen hiç bir sanat değeri olmayan DİZİLER'le çok güzel avutuluyor,hala senaryosu belli olmayan ve gittikce anlamsız konular yazılarak halk sevdi diyerek bitmeyen DİZİLER,sabah proğramlarında konu bulamayanların ağlayan çaresiz düşkün insanları onların bu zavallı içler acısı görüntülerini milyonlara yansıtanların yaptıkları acaba nasıl ifade edilir acaba?aslında bu tür yayınlar siyasal iktidarında işine geliyor aslında,toplum böyle kalsın ve bilmesin bazı gerçekleri görmesin başarısızlıklarımızı anlamasın mantığı.Ama herşeye rağmen Dinle Bilimi karşı karşıya getirmeninde sonunda tehlikelerini görmemezlikten gelmek,içinden çıkılmayacak noktada tehlikeye davetiye çıkarmaktır.
Din afyonuyla uyutulmuş bir toplum desteğinin verdiği güçle,tek adam ve tek seçici olarak konuşabilen başbakan,arkasında konuşamayan bir korku toplumu yarattığının farkındamı acaba?böyle bir toplumun sanata kültüre dolaysız bakabileceğini düşünmek anlamsız,siz bunca zamandır iktidarda olacaksınız ve bilime sanata arkanızı döneceksiniz ,birzamanlar AB 'nin anlamsızlığını gereksizliğini anlatacaksınız,şimdi kurtuluşu AB'ye girmede bulacak arayacaksınız,ama hala uluslararası değişimin içinde olmak adına Kültür ve sanata bakışınızı değiştirmeyeceksiniz.bunun cevabı sanırım bu sonu yaratanlarda gizli olsa gerek.
Almanya'da Frankfurt kitap fuarı açıldı,Cumhurbaşkanı gül,ve hala aldığı Nobel ödülünün tartışıldığı Orhan Pamuk buraya geldi.Cumhurbaşkanı ne dedi somut bir şey söyledimi yok,peki amaç neydi burada,tüm dünyaya aslında verilen bir mesaj vardı,biz sanata kültüre karşı değiliz ,bizi böyle gösteriyorlar,ama işte bu resmi ne desenizde ne anlatsanızda kendi halkınızın bir bölümüne belki ,ama dünya insanlarına bunu anlatamazsınız sayın gül.ve sayın gülün çıkıpta Türkiye olarak ben bu güne kadar değer verilmeyen edebiyatımızdan onu yaratanlardan özür dilerim demesi ,işte burada siz Tüm dünyanın bakışını üzerinize çevirebilecektiniz.Birde hala tartışılan farklı resimleri buraya böylesine önemli bir etkinliğe taşımanın gereği varmıydı.Sayın cumhurbaşkanı keşke nedimelerini buraya getirmeselerdi ne güzel olurdu,biz aşmaya çalıştığımız çağdaş tıkanmışlığın,aydınlığın Atatürk değerlerinin saygınlığını burada hala bir noktaya çekmeye çalışmıyormuyuz acaba?Tüm dünyaya verilen bu resimlere ne gerek var inadına siyaset anlayışı olabilirmi?
Orhan Pamuk heryerde vardı kendi tanıtımını yaptı,konuştu anlattı bağırdı çağırdı,ama Türk edebiyatına hizmet eden yaratan nice yazar ve değerli sanatçılar şairlerimiz,kendilerini anlatamadılar bile,yine kitapları raflardan inecek ve tozlar arasında yine tozlar arasınnda kalacak.Türk Kültür bakanı ne yaptı,dolaştı durdu ve eline aldığı bir kitabın doğadaki resimlerini göstererek gülümsedi.yarın Stantlardan resimler inecek ve Türk kültürü sanatı tarihi edebiyatı şiiri,yazarı şairi ozanı,tekrar Türkiye'ye dönecek yine yazacak yine şiirini yaratacak,belki doyacak belkide doymayacak ama Türk edebiyatı için yaratmaya devam edecek,hala düşüncesinden yazdıklarından dolayı cazaevlerinde yatan,yargılanan aydınlar yazarlar var bu ülkede,bu durumda siz gülen resimler verirken inandırıcı olamazsınız,ve Türk edebiyatı kültürü sanatı. Dünya edebiyatına yakın olamayacak,60 yıldır Almanya bu etkinliği yapıyor ve ülkede yaşayan 80 milyonun üzerindeki insanın 37 milyonu okuyor evet okuyor,ve Almanya Dünya edebiyatının artık içinde ve söz sahibi 1946 yılında Alman Herman Hesse Nobel edebiyat ödülünü aldığı zaman,Almanya gelecekte Dünya edebiyatına yön verecek demişti,onlar sanata edebiyata bu anlamda bu gözle yaratarak bakıyorlar bununda karşılığını alıyorlar.Almanya bu önemli etkinlikte istediğini aldı ama Türkiye yine sınıfta kaldı.Beni ençok üzen düşündürende ADD-lerinin çalışmaları,peki nerede kendilerini ADD olarak gösterenler çığırtganlık yapanlar?böylesine önemli bir etkinlikte daha çok aktif faal bir çalışma gösteremezlermiydi?ADD 'nin farkının Tüm dünyaya tanıtılmasınında bir fırsatıydı Frankfurt edebiyat festivali.Ama nedense ADD özellikle Almanya'daki kuruluşları burada yine sessiz kaldılar,var olan çalışmaya çok yönlü bir programla gelebilirlerdi,hala benim için ADD'ler daha farklı yapılanma içinde olmalı diyorum bunun içinde daha fazla zaman geçmeden bunu yapmalılar değişim ve daha rasyonal çalışmalar içinde olmalılar.Ne yazsakta neler desekte bu düşünceleri değiştiremeyeceğiz galiba.Türkiye yakında yine bir seçim sürecine giriyor,yine edebiyat,sanat, kültürel çalışmalar,yerinde kalacak,Atatürk resimlerde kalacak düşünceleri açtığı aydınlık değişimler rahatsızlık duyanlarca saklı tutulacak,sadece karnını doyurma savaşını veren Türk halkı ne edebiyatı ne kitabı ne yazarı düşünecek,nede uluslararası değişimin önemini kendisine anlatacak birilerini bulabilecek ve yine ' ılımlı İslam Cumhuriyeti' hayalini yaşayanların toplumu Bilimden kopararak kendi etkileşimlerinin,ve siyasal imtiyazlılıklarını korumak adına Türkiye'nin neler kaybettiğinin gerçeğinin bile farkında olmadan ülkeyi detirdikleri noktada,acaba savunmaları neler olacak?bunu merak ediyorum.NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE,işte bu anlamlı sözü söylemek Atatürk Türkiye'sinin her ferdinin birgün bağırarak şarkı gibi söylemesi benim görmek istediğim Türkiye gerçeği budur.
[Bu sayfa 194 kez görüntülendi.]
Dr.Levent SECER TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI