Oturun konuşun, herkes, ama herkes demokrasiden yanadır ve düşünce özgürlüğünün “yılmaz” bir savunucusudur…
Hele hele, ırmağın suyu kendi bahçelerini sulamaya görsün, görün bakın düşünce özgürlüğünün ateşli savunucularını ne inciler döktürürler…
Basın özgürlüğü mü?.. Bahçeleri sulandığı sürece… ve bu ölçüde…
İnsan hakları mı?.. Çıkarları doğrultusundaki politikaları desteklediği sürece ve bu ölçüde…
Demokrasi mi?.. Takiyelerine hizmet ettiği sürece ve bu ölçüde!..
Yoksa özgürlük, her zaman en büyük tehlikedir.
Aksi halde, insan hakları, bir entelektüel süsten ibarettir.
Ve fakat demokrasi, bu “cahil” millete uygun bir elbise değildir!..
Politikanın küçük-esnaf bezirgânlarına göre, gerçeği yazmak, zaman zaman “terbiyesizlik”, bazen en büyük tehlike ve çoğu zaman da fincancı katırlarını ürküten bir musibettir…
Ancak bu kişiler, “bir musibetin, bin nasihatten daha yararlı olduğu”nun bilincinde değildirler.
Evet, “bir musibet, bin nasihatten yeğdir…”
Böyle buyurmuş eskinin büyük adamları. Dünya görmüş, kültür sindirmiş, hayat tecrübelerini zenginleştirerek, derin yaşamış bilge kişiler…
2009 yılının Mart ayı yaklaşmaktadır…
Mart ayının son günleri birçok kişi için bir “musibet” değerinde olacaktır…
Ancak bu bir musibetin yararlı kılınabilmesi için, ondan ders çıkartacak bir olgunluğa ve bilince sahip olmak gerekmektedir.
Demokrasi de, özgürlük de, insan hakları da, o musalla taşının ardına atladığımızda hepimize lazım olacak önemli değerlerdir… Bu gerçeği bilmek yetmez, kavramak ve hazmetmek gerekir…
Tuz, yemeğe katılmadıktan sonra hiçbir değer ifade etmez… Bilgi de böyledir.
Hayatımız içinde bize yön vermedikten sonra, dünyayı, çevremizi, önümüzü ve ardımızı aydınlatmadıktan sonra, durduğu yerde size bakan, statik ve durağan “bilgi” ne işe yarar ki?..
Mart ayı yaklaşmaktadır…
Tencerenin dibi tutmadan, kaşıkla ağır ağır karıştırmakta… Tencere taşmadan ateşi biraz kısmakta… Ve de tam zamanında “çeliğe su vermek”te yarar vardır!..
Akbük, Didim, Söke, Nazilli, İncirliova, ve sonuç olarak Aydın ilinde kaç tane “Arif” vardır, bilmiyorum…
Bildiğiniz gibi Arif’e tarif gerekmez…
Arif olan her şeyi bilir ve anlar…
Siz leb, dersiniz… O anlayacağını anlar.
Ve oturup beraberce leblebi yersiniz; olur biter..
Peki, leblebi ziyafetinin ardından az şekerli bir kahveye ne dersiniz?...
Tamam, şimdi değil; anlıyorum… Onu da, 30 Mart sabahında hep beraber içeriz, olur biter…
29 Mart Bayramı, o günü hak eden tüm yurttaşlarımıza kutlu olsun…
Hepsi bu kadar!
[Bu sayfa 201 kez görüntülendi.]
Faruk HAKSAL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI