- Efendim, önümüzdeki seçim, yerel seçimdir… Dolayısıyla, siyasi partiler değil, önünüze konan adayın kişiliği önemlidir…
Hayır, değildir!
Ve yaşamakta olduğumuz süreçte içine düşülecek en büyük tuzak, bu iki cümlenin ifade ettiği çukurun dibindedir.
Bu iki cümle, yapılacak seçimin “yerel” olma niteliği itibariyle, “genel” olarak doğrudur; geçerlidir… Ama, ancak… Ve fakat!
Bu seçim her ne kadar yerel bir seçim ise de, genel olarak, bu niteliğinin çok dışında ve çok üzerinde [içinde bulunulan süreç ile ilgili] yaşamsal önemi bulunan anlamlar taşımaktadır.
Çünkü, önümüzdeki yerel seçimin ülke bazında ortaya çıkacağı sonuçlar, kesin ve keskin çizgileri ile, Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir!..
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oyları durdurulacak ve geriye çekilebilecek midir?..
Türkiye’nin, sözün ettiğimiz bu siyasi parti eli ile sürüklenmekte olduğu uçurumun tehlikesi anlaşılıp, gerekli önlemlerin alınması mümkün olabilecek midir?
Türkiye’nin ulusal bütünlüğü, sınırları ve laik Cumhuriyet ülküsü korunabilecek midir?
Ülke bölünme tehlikesinden uzaklaşabilecek midir?..
Milli kaynaklarımızın, topraklarımızın, milli güvenliğimizin yabancılara ihale edilmesinin riskleri, tehlikeleri ve zararları telafi edilebilecek midir?
Türkiye halkı ülkesine, milli kültürüne, rejimine ve bağımsızlığına sahip çıkabilecek midir?
Mart ayında yapılacak seçim, emperyalizmin Türkiye içinde egemenliğini tesis ettiği politikaların sürdürülmesine mi kapıyı açacaktır?.. Yoksa, tasfiye edilmesinin miladını mı oluşturacaktır?..
Anayasa Mahkemesi kararı ile “laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu” kesinleşen bu siyasi “örgüt”ün, açıklanan yöndeki faaliyetlerine [halkın iradesi ile] dur denebilecek midir?..
Mesele buradadır!
Bu gerçeği görüp, süzememek, bilincimizi davranışlarımızın mihenk taşı haline getirmemek, emperyalizmin ekmeğine kaymak ve kaymağın üzerine de bal sürmek olacaktır. Önümüzdeki seçimlerde, Ahmet’in saçı, Mehmet’in bıyığı ya da Ayşe’nin külahı seçimimizin kriteri olamaz…
Emperyalizmin psikolojik-savaş uzmanları, Türkiye halkının günün birinde, siyaseti/ekonomiyi/kültürü/ve ulusal bilinci bir bütün olarak görüp, değerlendirebileceğini akıllarına dahi getirmediler herhalde…
Oysa, gün o gündür!..
Siyaset/ekonomi/kültür/ve ulusal bilinç bir bütündür… Gün bu gerçeğin kavranıp, eyleme döküldüğü gündür…
Ve gözlerimizin, tek tek ağaçları seyran etmekten kurtulup, ormanı bir bütün olarak görmeye başladığı gündür!..
İşte 28 Mart da, sözünü ettiğimiz… o gündür!..
[Bu sayfa 136 kez görüntülendi.]
Faruk HAKSAL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI