Telefonda tiz bir hanım sesi;
-Filanca bankadan arıyorum, efendim. Bankamıza ait çok avantajlı kredi filanca kartı, adresinize gönderilmiş, ancak adreste bulunamadığınız için iade edilmiş bulunmaktadır.. Lütfen bu çok avantajlı kredi kartımızı size ulaştırabileceğimiz adresinizi verir misiniz?...
-Ama hanımefendi, sizin Falanca bankanızda benim herhangi bir hesabım yok… Kız, sözü dudağımızın aralığında kesiyor ve devam ediyor;
-Güvenliğiniz için annenizin kızlık soyadının ilk iki harfini söyler misiniz?.
-Hanımefendi benim bankanızla hiçbir ilişkim yok. Kredi kartı başvurum da yok.
-Efendim bu avantalı kartımızı bir deneyin, lütfen; çok karlı çıkacaksınız.
-İstemiyorum kardeşim, istemiyorum. İs-te-mi-yo-rum!..
-Yardımcı olabileceğim başka bir konu var mı?
-Yok, yok… Y-O-K!...
Te-Ve ekranında bir başka kız haberleri okuyor; -Zonguldak Maden İşletmeciliği 3.000 maden işçisi alacağını açıklayınca talep, 37.000 kişiye ulaştı. İş talebinde bulunanların önemli bir kısmı üniversite mezunu… Yapılan fiziki testlerde, başvuru sahiplerine 25 kilo ağırlığında ve 4 metre boyunda kalın kalaslar taşıttılar; insanların dayanıklılıklarını ölçtüler. Bu testleri başarıyla geçen 20.000 kişi ise, sonunda kura ile elenerek işe alınacak 300 kişi belirlendi. Dünyanın en ağır iş kolu olan maden işçiliği…
Ekrandan ister istemez çeviriyorum gözlerimi…
Nerelere baksam?.. Ne yöne çevirsem gözlerimi?..
Gazetedeki bir küçük habere ilişiyor bakışlarım.
Haber şu:
-Bir önceki yıla oranla kredi kartı aracılığı ile yapılan harcamalar % 35 arttı.
Kredi kartlarının alış-verişte değil, daha çok nakit çekim aracı olarak kullanıldığını ortaya çıktı.
2008 yılı Ekim ayı sonu itibariyle, Türkiye’deki kredi kartı sayısı 42 milyon 894 bin 233’ ulaştı.
Bu rakamlar ülkemizde yaşanan trajedinin en açık göstergesini oluşturmaktadır.
Bankalar, kredi kartlarını sorumsuzca yaygınlaştırmakta... İşsizlik baş döndürücü bir hızla artmakta… Ve biçare insanlar bir kredi kartının borcunu, ötekinin limiti ile ödeyerek, yaşadıklarını sanmaktadırlar.
Hükümet ise, banka patronlarından sermayelerini artırmalarını talep etmekte ve yeni sermaye girişlerinin sorgulanmayacağını; tercüme edilmiş Türkçesi ile, kara-paranın serbestçe ülkeye sokulmasına izin verildiğini dile getirebilmektedir…
Bu ülke almış başını nereye doğru gitmektedir?..
Bu ülkeyi tekrar rayına oturtacak halk desteği hangi oluşumlar içinde kendi gücünü tüketmektedir?
“İçerideki cephe suskunluğunu” ne zaman bozacak ve ne zaman ülkenin kaderine egemen olacaktır?..
En iyisi evden telefonu ve televizyonu söküp atmak ve hiç gazete okumamak!..
Yoksa, sadece o harikulade “dizi”leri mi seyretsek?..
Zaten istedikleri, kurguladıkları, uğruna avuç dolusu para döktükleri hedef ya da amaç da bu değil mi?,,
[Bu sayfa 176 kez görüntülendi.]
Faruk HAKSAL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI