Sorun, “demokrasi”nin tarifinde başlıyor, tanımlamasında bitiyor…
Bir ülke halkının demokrasiden ne anladığı sorusuna verdiği yanıt, o halkın kültür düzeyinin en önemli kriterini oluşturuyor.
Belirli aralıklarla seçim yapılması ve Ahmet'in ya da Ayşe'nin bir yerlere seçilmesi mekanizmasının işliyor olması demokrasi değildir.
Demokrasi, tüm halkın, gerek bireysel olarak ve gerekse katıldığı örgütler aracılığı ile yönetime ortak olmasına olanak tanıyan siyasal rejimin adıdır.
Halk, bireysel ya da örgütsel olarak, ülkenin karar mekanizmaları içinde yer almıyorsa; kendi kişisel çıkarını, sınıfsal çıkarını, mesleki tercihlerini bu mekanizmaların içinde seslendirip, savunamıyorsa, o ülkede demokrasinin varlığından söz edilemez.
En küçücük beldeden en büyük toplumsal organizasyonlara kadar her ünite içinde halk, kendi yaşamını etkileyecek olan siyasal, ekonomik ya da sosyal tercihlerin içinde oy sahibi, söz sahibi ve duruş sergileme hakkının sahibi olmak konumundadır…
Örneğin, Akbük beldesine Arıtma tesisi kurulacak…
Halk, en geniş kesimleri itibariyle, bu kararın oluşma aşamalarının içinde yer almak durumundadır.
Arıtma tesisi nereye kurulmalıdır?
Kapasitesi ne olmalıdır?
Ya da bu konuda başka türlü alternatifler söz konusu olabilir mi?
Halk, bu tartışmaların (mutlaka) içinde olmalıdır!
Olmuyorsa, o beldede demokrasi işlemiyor, demektir.
Olamıyorsa, belde halkı, kendi kendisini yönetme becerisinden yoksun, demektir!
Kendi kendisini yönetme hak ve yetkisini, kendi dışındaki güçlere, kişilere, örgütlere “ciro” etmiş… Kendinden geçmiş, demektir!
Kendinden geçmiş bir halkın, belirli aralıklarla sandığa gidip, Mehmet'e ya da Fatma'ya oy kullanması, hiçbir anlam, hiçbir değer ve hiçbir yarar ifade etmez; edemez!..
Halkın meselelere sahip çıkmasının önündeki engellerin en önemlilerinden birisi ise, bizzat demokrasinin içinde yer alan bir yöntem, bir kurnazlık ya da bir fedbazlık örneği olan “demagoji” üslubu…
Günlük ve beylik yönlendirmeler… Heyecanlı, gösterişli hamasi deyişler, gösteriler… Ve nabza göre şerbet vermek ya da “rant”tan (hatırı sayılır) ulufeler dağıtmak… gibi demokratik “çare”ler… Evet… İşte bunlar gibi, saydıklarımız ve sayamadıklarımızla birlikte tüm bu yozlaşmış, çürümüş, kokuşmuş ve nasırlaşmış kişilik örnekleri, karakter özellikleri… Bütün bunlar… Bütün bunların hepsi!..
Bireyin demokrasiden yararlanabilmesinin önüne konan; kişinin demokrasinin olanakları içinde kendisini serbestçe geliştirebilmesini engelleyen etkenler işte bunlar; bunların hepsi!..
Evet, bütün mesele, demokrasinin tarifinde başlıyor; tanımlamasında bitiyor…
Öyleyse, (hep birlikte ve yeniden) demokrasiyi tarif edelim; tanımlamalarımızı birbirleri ile tokuşturalım; hep birlikte uygulayalım ve ulusça, yerli yerine oturtalım.
[Bu sayfa 169 kez görüntülendi.]
Faruk HAKSAL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI