Şöyle bir geriye baktım…
Bunca zamandır ne yazmışım?.. Ne yazmamışım?..
Bir muhasebe… Yıllık mizan, ömürlük cari… Hesaplaşma… geçmişinle, değerlerinle, eyleminle yüz yüze gelip, göğüs göğse: Hesaplaşma!..
Yazdığım yazıların büyük bir yüzdesi politika ile ilgili. Tümü, Türkiye’nin ve Türiye insanının sorunlarına değin…
Politika ile ilgili yazıların büyük bir oranı ise, bilinçlenme ve örgütlenmeye yönelik…
Sonra, “insan” sorunsalı geliyor arkadan.
Birinci soru:
- Acaba bu sıralamada bir hata var mı?..
Yani, insanın gündemindeki sıralama ölçütü nasıl olmalı; ne yönde oluşmalı?..
Önce insan mı?.. Yoksa, politika, bilinçlenme ve örgütlenme meseleleri mi?
Soruyu böyle sorunca, cevap, tabii ki, “insan” olması yönünde…
Ancak, ülkenin durumu öyle bir halde ki… Koşullar “insan”ı o denli sıkıştırıyor ki… “İnsan”, insanlık sorunsalını (maalesef) gündemin ikinci maddesinde bekletebiliyor.
Evet, sanıyorum, ben da böyle yapmışım…
Oysa… Oysa, insan olma idealini gönlüne ve kafasına yerleştirmemiş bireylerden ne köy olur, ne kasaba, ne kent ve ne de toplum… Birinci sorunun cevabı (bizce) bu.
Gelelim ikinci soruya:
Türkiye, laik Cumhuriyetini koruyabilecek midir?,, Parçalanma riskini atlatıp, üniter Devlet olma konumunu sürdürebilecek midir? Ve ülke, bütün bu dikenli yollardan demokrasisini koruyarak geçip, gidecek midir?..
Bir tek soruda topladığımız bu birbirleri ile ilintili birkaç sorunun cevabını vermek biraz müşkül…
Çünkü bu sorular birbirleri ile iç içe girmiş… Ayrılmaz bir bütün oluşturmuş.
Türkiye parçalandığı takdirde, laik Cumhuriyetini koruma imkânını elinden kaçıracaktır.
Türkiye laik Cumhuriyetini yitirdiği zaman, üniter Devlet yapısı ortadan kalkacak ve ülke, ipleri emperyalizmin eline geçmiş bir cemaatler, tarikatlar ve şeyhler, müritler memleketi haline gelecektir…
Ve çünkü Türkiye, demokrasisini yitirdiği takdirde, emperyalizmin elin kanlı maşalarının at oynattığı, Aydınlanma Devrimi’ne kapılarını kapatmış basit bir Orta-Doğu ülkesi konumuna indirgenecektir.
İşte içinde bulunulan koşulların sıkıştırdığı köşe budur,,, Emperyalizm ve ülke içindeki yerli işbirlikçileri, Türkiye’yi böyle bir dar boğazın içine hapsetmek, sıkıştırmak çabası içinde var güçleri ile çalışmaktadırlar.
Ülke, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı durumunda olduğu” Anayasa Mahkemesi tarafından saptanan bir Hükümet tarafından “yönetilmekte”dir…
Yönetilmekte sözcüğünü tırnak içinde yazmamızın nedeni, söz konusu yönetim erkinin gerçekte Ankara’da değil; Brüksel’de ya da Vaşington’da olması ile ilgilidir…
Hükümet, yani icra organı; yani, yönetim erkini elinde bulunduran güç, egemenliğinin kaynağını milletin meclisinden değil de, yabancı emperyalist güçlerin merkezlerinde buluyorsa, yönetme sözcüğü, her zaman ve koşulda tırnak içinde yazılmak durumundadır…
İşte bütün mesele, Devletimizi oluşturan temel kavramları içine yazılmak zorunda kaldıkları “tırnak”larından dışarıya çıkartıp, gerçeği gerçeğin üzerine, yalanı ve sahteyi de, yalanın ve sahtenin üzerine oturtmaktan ibarettir…
İşte yazdığımız bunca yazının, döktüğümüz bunca terin temel amacı, bu tırnakları köklerinden temizleyip, her şeyi yerli yerine oturtup, Türkiye’nin bozulmaya yüz tutmuş kamu düzeni eksenini hukukun, emperyalizmin etkilerinden arındırılmış milli egemenliğin ülkeye (yeniden) hâkim olmasını sağlamaktan ibarettir.
[Bu sayfa 175 kez görüntülendi.]
Faruk HAKSAL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI