Geçtiğimiz genel seçimlerin galibi kim?
AKP...
Ancak, bakıyorsunuz, (hayret-ül azam!..) Deniz Baykal da memnun.
MHP memnun.
Güney-Doğu’da bağımsızlar olarak seçime girme hinliğini uygulayan “Bağımlılar” da memnun...
Peki, kim memnun değil seçimin sonucundan?
Yani, özeti ve Türkçesi; kim yenik çıktı bu seçimden?
İşte bu sorunun cevabıdır Türkiye için önemli olan…
- Seçimden yenik çıkanlar, “Milli” Devletten yana olanlardır.
- Türkiye’nin tam bağımsızlığını savunanlardır.
- ABD ve AB emperyalizmine karşı meydanları dolduranlardır; mücadeleyi yükseltenlerdir.
Türkiye insanı, seçim sandığı başında yapmadığı, yapamadığı analizini, hiç değilse, seçim sonuçlarını değerlendirirken yapmak zorundadır.
ABD ve AB emperyalizmine karşı meydanları dolduranlar iki ateş asında kalmışlardır:
(ABD+AB) ve bu cephenin ülke içindeki yandaşları zaten bellidir; belirlidir ve safını tutmuştur.
Ama, önemli olan diğer saftır...
Bu diğer safın içinde yer alan insanlar ABD’ye karşıdır... AB’ye karşıdır!..
İşte mesele buradadır.
Türkiye halkı silkinmek zorundadır.
Dirilmek zorundadır.
Düşüncelerini, ideallerini eyleme dönüştürecek olan örgütlenmesini gerçekleştirmek zorundadır.
Bu noktada yapılacak hata, geri dönülemez bir yıkıma ve bozguna neden olabilir.
Güçlerin, hatalı bir tespit uğruna telef edilmesi sonucuna varılabilir.
Amerikan aleyhtarlığında Dünya birincisi olan bir ülke halkı, Amerikan emperyalizmine tümü ile bağımlı bir siyasi kadroyu nasıl iktidara getirebilir?.. Bu soru düşündürücüdür.
Bu soru, birçok kilidi açabilecek nitelikteki bir sorgulamanın başlangıcı yapılmalıdır.
Dünya’da Amerikan politikalarına en fazla karşı olan Türk halkı, bu politikaların Eş-Başkanı olan bir partiyi, büyük bir çoğunlukla nasıl iktidara getirmiştir?..
Nasıl olmuştur da böyle bir sonuç sandıklardan çıkıvermiş ve Ankara’ya kadar gelip, çöreklenmiştir?..
Başbakanımızın adı Ali değildir.
Soyadı da, Cengiz değildir.
Ancak ortada, çok açık bir Ali Cengiz olayı mevcuttur.
Bu oyun, Devlet’in nimeti ile ABD ve AB’nin tıynetini bir potada eritmiş, Ankara’ya varmış, Hükümet’ini kurmuş, saltanatını ilan etmiştir.
Derken…
Günlerden bir gün, Laik Cumhuriyet, “meşru müdafaa” durumunda olduğunu (her nasılsa) hatırlamış ve Anayasal kurumlarını harekete geçirmiştir…
Yargıtay’ı ile, Anayasa Mahkemesi ile, Danıştay’ı, Üniversitesi, gençliği, sendikaları, Bağımsızlık mitingleri ile ateşlenen Cumhuriyet ruhu, tarihin “akrep”ini geriye doğru zorlamaya çalışan zihniyetin karşısına dikilmiştir!..
Bugün Türkiye’nin gündemi, işte bu “akrep” ile, onun etrafında fır dönen “yelkovan”ın geriye doğru yönlenmesine “Hayır” diyen tam bağımsızlıktan ve laik Cumhuriyetten yana olan Millici Güçler’in mücadeleleri ile şekillenmektedir.
Önceki gün, Tekirdağ’da öyleydi, dün 1 Mayıs’ta böyleydi ve yarın da yurdun her bir yanında böyle olacaktır.
Çünkü,
-Hattı müdafaa yoktur; sathı müdafaa vardır… O satıhta bütün vatan toprağıdır!..
[Bu sayfa 194 kez görüntülendi.]
Faruk HAKSAL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI