Şimdilerde nasıldır bilemiyorum ama, bize tarihi “inim inim inleterek” okuttular…
Söyle oğlum Süleyman, Zitvatorok Antlaşması kaçta imzalandı?
Ya da,
- Osmanlı tahtından Selim indi, kim bindi?..
Olayların tarihsel nedenlerinin irdelenmesi mi?.. Mafiş!
Önemli olan “belletmek!..”
Bir nevi mahalle mektebi… Risale-i Nur'u ezberleyeceğine, bir takım anlamsız tarihleri belleyeceksiniz…
İşte onun için tarihin içinden gelen nedenselliklerin penceresinden bakamıyoruz bugünümüze…
Onun için, bu günleri yaratan koşulların köklerini kolaylıkla çekip çıkaramıyoruz geçmişimizin içerisinden.
Onun için yeterince sebep üretemiyoruz; sonuç üretemiyoruz; çözüm üretemiyoruz…
Çünkü, kültürel mirasımızla ilişkisini kesip atmışlar bir kuşağın, iki kuşağın, çok kuşağın…
Geçmişle bugün arasındaki nedenselliklerin oluşturduğu rasyonel öğelere aşina değilseniz eğer, “aheste çekin kürekleri mehtap uyanmasın…”
O rasyonel değerlendirmeyi yapabilecek malzeme mutfağımızda (yeterince) mevcut değilse… Vay anasına sayın siyasetçiler, yönetin bizi dilediğiniz gibi, kafanıza estiği gibi çekin yularlarımızdan… ne gam?.. Ne tasa?..
Gelin birlikte bakalım tarihimize: Ulusal Kurtuluş Savaşımızda… Kim vardı karşı saflarda? Hangi devletler vardı?..
Peki sıraladığınız bu devletler şu anda neredeler?
- Avrupa Birliği'nde mi?
- Hay Allah, ne tesadüf!.,
O zaman savaş gemilerinin toplarını Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde lale yetiştiren Haşmetmeab Hazreti Halife Padışah'a çevirmiş, maşaları eli ile de ülkeyi işgal etmişlerdi…
Bugün aynı Boğaziçi'nde aynı savaş gemileri içinde bu ülkenin egemenliğinin sembolü konumunda olan Sayın, tarikatlar üstü, “laik” Cumhurbaşkanımızla türbanlı eşini ağırlıyorlar…
O devletler aynı devletlerdir, farkında mıyız?
O savaş gemileri aynı savaş gemileridir, biliyor muyuz?
Kastedilen yine bu ülkenin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüdür, kavrayamıyor muyuz?
Eğer kavrayamıyorsanız, bunun nedeni, geçmişle bugün arasında nedenselliklerin oluşturduğu rasyonel öğelere yeteri kadar aşina olmamanızdır…
Uykudan uyanan insana ne derler?
- Günaydın…
Peki, vakit hayli geçe yazmışsa, ne derler?
- Tünaydın…
Ama belki de siz;
- Sabah-ı şerifleriniz hayırlı olsun, takılıyorsunuzdur; kim bilir?
İyi olacak inşallah, karartmayın yüzlerinizi…
İyi olacak, iyi olacak… biliyoruz da, derdimiz, şu ölümlü dünyada bunu görebilmek, o günleri yaşayabilmek… Ve;
“Motorları güneşli maviliklere sürebilmek”, hep beraber…
Hepsi bu kadar!
[Bu sayfa 222 kez görüntülendi.]
Faruk HAKSAL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI