Uygar ve çağdaş ülkelerde ulusun güvencesi hukuktur . “Hukuk Devleti” demek , “Hukukun Üstünlüğü “ demek , hukuk kurallarının egemenliği demektir . O nedenle de , yönetim biçimimizde , yürütme’nin kararlarının hukuka uygunluğunu Danıştay , yasama’nın kararlarını ise , Anayasa Mahkemesi denetler . Bu denetlemeleri kaldırmaya kalkarsanız , hukuk devleti olmazsınız , olsa olsa , polis devleti olursunuz . Osmanlı valisinin Osmanlı kadısına söylediği , “ İlâmını gördüm , kahkaha ile güldüm , ilâmını yırtarım , mahkeme kapısına asarım . “ sözleri , artık tarih sayfaları arasında kalmıştır . Ülkemizde uzunca bir zamandır , yargının sorunları tartışılıyor . Yargı kurumlarının siyasal erk’in etkisi altında olması , ayrı bir adli kolluk gücünün bulunmaması , yargının sorunlarını ağırlaştırıyor .
Adalet Bakanının ve bakanlık müsteşarının , HSYK nun başkan ve üyesi bulunması , AB tarafından da eleştirilmiş ve yargı bağımsızlığının önündeki en büyük engel olarak gösterilmiştir . Yasalarla yapılacak iyileştirmelerin dışında , yargı görevlilerinin , özellikle yargıç ve savcıların eğitimlerinin yeterli olup olmadığı da ayrı bir önem taşımaktadır . Mahkemelerimizde , “Gecikmiş adalet , adalet değildir . “ sözünü doğrular biçimde süren yargılamalar , bireylerin yargıya duydukları güveni azaltmaktadır . Yıllar süren yargılamalar , tarafları bıktırmakta , hak aramayı güçleştirmektedir . Son Ceza Yargılama Yasamızla , sözde güçleştirilmiş bulunan tutuklama kurumu , kötüye kullanılmakta , tutukluluk , bir önlem olmaktan çıkarak , ceza yerine geçmektedir . Tutuklanan bireyler , suçlarını bile bilemeden aylarca , yargıç karşısına çıkmayı beklemektedirler .
Bu durum , ne acı ki yaygınlaşmıştır . Hukuka aykırı tutuklamalar , en büyük insan hakları bozgunlarıdır . Bu tutuklamaların , siyasal amaçlarla yapılmış olması ise, bir uygarlaşma , çağdaşlaşma eksikliğidir . Şu an da , cezaevlerimizde , kırk bini aşkın tutuklu bulunmaktadır . Henüz yargılamaları süren , suçlulukları kesinleşmemiş kişilerdir bunlar . Yargı Reformu adı altında , Adalet Bakanlığının hazırladığı ve henüz kamuoyuna tam olarak sunulmamış düzenlemelere bakıldığında , bu hazırlıkların gerçek bir yargı reformundan uzak olduğu görülmektedir . HSYK nun üye sayısını arttırarak , bu üyelerin büyük bölümünün TBMM tarafından seçilmesini sağlamak , yargı bağımsızlığına en büyük kötülüktür . TBMM nin seçtiği üyeler , siyasal erk’e bağlı üyeler olacaklardır . Anayasa Mahkemesinin yetkilerini elinden alarak , parti kapatmaları , TBMM nin yetkisine vermek ise anlaşılır gibi değildir . Çoğunluğu elinde bulunduran bir siyasal parti , kendisinin kapatılmasını engeleyeceği gibi, kendisine karşı bir siyasal partinin kapatılmasını da sağlayabilecektir . Bu düzenlemeler , ne bağımsızlığa ve ne de hukukun üstünlüğüne uygun olamaz . Olsa olsa , siyasal bir diktaya yol açar . “ Bağımsız değil , tarafsız yargı “ sözü de hiç bir anlam taşımamaktadır . Bağımsız olmayan bir yargı , tarafsız da olamaz . Tarafsız olmaktan söz ederken , yargının kendi taraflarında olmasını isteyen , yargı istedikleri gibi karar verecekse , bu durumu tarafsızlık olarak gören siyasetçilere ise söyleyecek çok sözümüz vardır . Dünya da , sanının başında , “Cumhuriyet “ sözcüğü bulunan savcılar , Fransa dışında , bir tek bizim Ülkemizde bulunmaktadır . Atatürk’ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt , savcıların, Cumhuriyet Savcısı olmalarını isterken , gerekçe olarak, “ Gün olur , Cumhuriyeti korumak için , herkesi , başbakanları , bakanları da soruşturmaları gerekebilir . “ demiştir . Cumhuriyet Savcılarının , öncelikle , Cumhuriyeti savunmak görevleri vardır . Türkiye Cumhuriyeti , bir Kurtuluş Savaşı sonucunda gerçekleştirilen bir devrimle kurulmuştur . Her devrim gibi , Türkiye Cumhuriyetinin de , kendisini korumak için , gerekli önlemleri alması doğaldır .
Bu nedenle de , savcılar , öncelikle Cumhuriyetin Savcılarıdır . Bu ilkeyi unutan , Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini unutan savcılar , belli ki başka bir şeyin savcılarıdır ancak , Cumhuriyetin savcıları değillerdir . Yargı doğal olarak bağımsız olacaktır . Bu bağımsızlıktan amaç , siyasal güce bağlı olmamaktır . Ancak , bir devrimle kurulan Ülkemizde ise , yargının öncelikle , Cumhuriyet ilkelerinden yana olması beklenir . Bundan ötürü de , bağımsız , ancak , Cumhuriyet ilkelerinden , aydınlanmadan yana taraf olan bir yargı istiyoruz . Mahmut Esat Bozkurt’un 1 Kasım 1926 günü yargıçlara söylediği , “ Türk yargıçları , sizler , Türk Devriminin demir eliyle kurulan uygarlığın kıskanç bekçileri olmak zorundasınız .
Görev ve sorumluluklarınız , geçmişin dirilmesine , yeniliğin acı çekmesine zaman ve olanak vermeyecektir . “ sözlerini , yargıçlarımız hiç unutmamalıdırlar Çift başlı bir eğitim sistemini uygulamaya koyarsanız , aklı ve bilimi dışlayan , Darwin yerine , adem ile havvayı öne çıkaran kuşaklar yetiştirirseniz , ülkeyi de , yargıyı da bölersiniz . Böyle olunca da , Türkiye Cumhuriyetini kuran ve Türk Devrimini gerçekleştiren düşünce ile , buna karşı olan gerici düşünce , çatışır duruma gelir .
[Bu sayfa 589 kez görüntülendi.]
Erol ERTUĞRUL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI