YAZARLAR

HUKUKÇU GÖZÜYLE
Erol ERTUĞRUL
Ne Uğruna …
[03-02-2010]
Güzel Yurdumuz 2010 yılına yine sorunlarla girdi. Belirli çevreler tarafından, gün geçmiyor ki TSK ne yönelik darbe planları (!), eylem planları (!) ortaya çıkarılmamış olsun . Bu planlar , belirli basın organlarına servis ediliyor . Günlerce gündem de tutuluyor . Kamuoyu bu sözde planlarla uğraştırılıyor . Böylece TSK yara alıyor , yıpratılıyor . Soruşturmalar yapılıyor , bu planların gerçek olmadığı anlaşılıyor , ama sonuçları kamuoyuna açıklanmıyor . 12 Eylül gibi gerçekleşmiş askeri el koymaların hesapları sorulmuyor , gerçekleşmemiş sözde darbe planları ile TSK görevlileri incitiliyor . Son , sözde “ Balyoz “ darbe planının beş bin sayfa olduğu söylendi . Hangi darbe , önceden beş bin sayfayı bulan planlarla gerçekleştirilir ? Darbeler , önceden böyle duyurularak gelir mi ? Bu planlar neden ve nasıl oluyor da , belirli basın organlarına servis ediliyor . Belli ki ortada gerçek olmayan senaryolar var . Umulandan çok daha planlı ve umulandan çok daha organize güçler tarafından , Türkiye Cumhuriyeti’nin düzenine karşı açık ve net bir girişim var . Açık biçimde TSK hedef yapılıyor . Bunun nedeni düşünülmelidir . Birilerinin dilinden demokrasi sözcükleri düşmüyor .
Yurdumuz da demokrasiyi gerçekleştirmek için TSK ni küçük düşürmek mi gerekiyor ? Cumhuriyetimiz kurulduğundan beri , iki büyük tehlike gericilik ve bölücülük , Cumhuriyet ilkelerini ve bu ilkeleri savunan Atatürkçü aydınları , TSK ni hedef yapmıştır .TSK ne saldırılmasının gerçek amacı , demokrasi değil, TSK nin lâik ve aydınlanmacı yapısıdır . TBMM Muhafız Alayının kaldırılması , TSK nin mali denetiminin Sayıştay tarafından yapılacak olması , Emniyet örgütüne ağır silahların alınması ,sınır bölgelerimizin TSK den alınarak , bir başka silahlı güç’e bırakılması , TSK ne yönelik eylemlerdir . Bu eylemlerin bir tek amacı vardır . Bu amaç ,demokrasi maskesi altında, Cumhuriyeti kuran lâik ve aydınlanmacı güçlerden intikam almak, onları etkisiz bir duruma getirmektir . Tarikatlara , cemaatlara dokunan yargı görevlileri , TSK görevlileri yaptırımlara uğratılmaktadırlar . Tüm bu girişimler , dinsel bir düzen kurmak, tarikatlara ve cemaatlere dayalı bir düzen kurmak uğrunadır . AKP yönetiminin , yoğun bir kadrolaşmayı gerçekleştirdiği ortadadır . Ele geçirilemeyen kurumlar , TSK ve yargının bir bölümüdür . TSK ne saldırının asıl amacı budur. Hedefe varabilmek için , engel gördükleri güçleri sindirmeleri gerekmektedir .
O nedenle , Atatürkçü aydınlar , gerçekte olmayan bir terör örgütünün üyesi sayılarak cezaevlerine konulmuşlardır . Dışarıda olanlar da korkutulup sindirilmeye çalışılmaktadırlar. Yandaş bir yargı yaratılmıştır . Yüksek yargı organlarının , Anayasa Mahkemesi’nin , Danıştay’ın verdiği ve işlerine gelmeyen kararları tüm güçleri ile eleştirirken , bu mahkemelere söylemedik söz bırakmazken , işlerine gelen kararları veren mahkemeler için , “Bağımsız yargıya dokunmayın “ diyorlar . Yönetim , seçilmiş olmayı , her şeyi yapabilmek için , gerçek bir demokrasi için yeterli görüyor . Hiçbir eleştiri ve hiçbir hukuksal engel tanımıyor . Hukuk devleti olmanın yolunun , yargı denetiminden geçmek olduğunu görmezden geliyor . Anayasayı , yasaları , evrensel hukuk kurallarını hiçe sayıyor . Seçimlerle , Ulusumuz , siyasal bir güce , belirli bir süre için , ülkeyi yönetmek yetkisi verir . Seçimlerle , bir siyasal kadroya , ülkenin yönetim biçiminin , sisteminin değiştirilmesi yetkisi verilmez . Seçimlerle elde edilen yetkinin kötüye kullanılmaması için , Anayasamıza , belirli maddelerin değiştirilemeyeceği ve değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceği kuralı bu nedenle konulmuştur . Bu maddelere dokunulmuyormuş gibi yapılarak , başka değişikliklerle , bu maddeleri işlevsiz duruma getirmek olamaz . 12 Eylül Anayasası , kabul edildiğinden bu yana çok kez değiştirilmiş olmasına karşın , hâlâ değiştirilmesi gereken hükümler taşımaktadır . Ancak , bu hükümlerin , tüm kamuoyu ile paylaşılarak , tartışılarak , belirli hukuki çevrelerin görüşleri alınarak , tam bir uzlaşma ile değiştirilmesi gerekmektedir . Anayasayı değiştiriyoruz diyerek , yalnızca kendi görüşlerinize göre ve kendi siyasal gücünüzü arttırmak için değişiklikler yaparsanız , bunu Ulusumuza , Ulusumuzun temsilcisi olan kurumlara kabul ettiremezsiniz . Ulusumuzun güvencesi hukuktur , bağımsız yargıdır . Yargıyı bağımsızlaştırıyoruz diyerek , Anayasa değişiklikleri ile , HSYK nun üye seçimini , TBMM ne bırakırsanız , buna bağımsızlık değil tam bağımlılık denilir . Birkaç üyenin seçiminin TBMM tarafından yapılması kabul edilebilir. Ancak , çoğunluk üyenin TBMM tarafından seçilmesi kabul edilemez . Böyle olunca , yargı , siyasal erk’e bağlanmış olur ve bağımsızlık tümüyle yitirilir . Böyle olunca , yargı ne tarafsız olur ve ne de bağımsız olur . Aslında , bağımsız değil , tarafsız yargı deyimi de bir aldatmacadır . Bağımsız olmayan bir yargının tarafsız olamayacağı da ortadadır . Anayasanın bu yolla değiştirilemeyeceğinin anlaşılması üzerine , referanduma gidilmesinin düşünülmesi ise , Ulusu kandırmaya yöneliktir . Referandumlar her zaman , doğru sonuçlar vermez . Unutmamalı ki 12 Eylül Anayasası da yüzde doksan iki halk oyuyla kabul edilmişti .
Hiçbir yönetim kalıcı değildir . Bu günler de geçecek , Ülkemizi, demokrasi diyerek , geri götürmeye çalışan güçler , amaçlarına ulaşamayacaklardır .
Erol ERTUĞRUL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI