YAZARLAR

HUKUKÇU GÖZÜYLE
Erol ERTUĞRUL
Gerçek“Mustafa”…
[28-11-2008]
4 Şubat 1919 günü, İstanbul'da, Alemdar Gazetesi yazarlarından Refi Cevat Ulunay, Mustafa Kemal Paşa ile Şişli'de ki evinde bir söyleşi yapar. Daha sonra, Alemdar Gazetesinde yayınlanan bu söyleşi bittiğinde, M. Kemal Paşa, Ulunay'a “Bu vatan, içine düştüğü bu durumdan nasıl kurtarılır, bağımsızlığına nasıl kavuşturulur, diye sormanızı beklerdim” der. Ulunay,”Böyle bir şeyi olası görmediğimden, böyle bir soru sormayı aklımdan geçirmedim.” Diye yanıtlar. M. Kemal Paşa, “Bugün, bir önder, Anadolu'ya geçer de, Ulusu, silahlı bir direnişe hazırlarsa, bu Yurt kurtarılabilir.” Der.Ulunay şaşırır. M. Kemal Paşa, büyük devletlerin iç sorunlarını ve onların da yenilebileceğini dile getirir. Ulunay, gazetesine döndüğünde, arkadaşlarına, yaptığı görüşmeyi ve konuştuklarını anlatır. “Bir önder, Anadolu ya geçer de halkı, örgütlerse, Fransız'ı, İngiliz'i, İtalyan'ı, Ülkeden kovabilirmişiz, Ülke kurtulurmuş, bu adam deli zır deli” diye sözlerine ekler. Bu görüşme, Ulunay tarafından, Sadi Borak'a anlatılmıştır ve Sadi Borak'ın anılarından alınmıştır. Kurtuluş Savaşı kazanılıp, Cumhuriyet kurulduktan sonra, Sadi Borak, Ulunay'a pişman olup olmadığını sorar. Ulunay, “Hayır, ben haklıydım, herkes benim gibi düşünüyordu, o günlerde bir tek o böyle düşünüyordu.” Diye yanıtlar.
İstanbul, yayılmacı ve sömürgeci devletler tarafından ele geçirildikten sonra, Mustafa Kemal, İstanbul'da altı ay kalır. Neler yapabileceğini düşünür. Padişahın ve yönetimin, İngilizlere karşı teslimiyetçi tutumuna dayanamaz. Bakanlar Kuruluna girmek ve buradan bir direnişi örgütlemek ister. Geçmişte, bu düşüncesi Enver Paşaya iletildiğinde, Enver Paşa, Mustafa Kemal için, “Mustafa Kemal'e bu yetmez, onu bakan yapsanız, sadrazam olmak ister, sadrazam yapsanız, padişah olmak ister” diyerek, bu görüşe karşı çıkar. Yıllar sonra, Enver Paşanın bu söyledikleri Mustafa Kemal'e iletildiğinde, M. Kemal'in yanıtı, “Beni çok iyi tanımış” olur. Vatanı kurtarmak ve kafasında ki aydınlanmayı gerçekleştirmek için, yetkili bir konumda olmalıdır. Nitekim, Cumhuriyeti kurduktan sonra, Avrupa'nın yüz yıl da gerçekleştirdiği reform'u, rönesans'ı, aydınlanma devrimini, on yıl da gerçekleştirir.
Mustafa Kemal'i, Anadolu ya Vahdettin'in gönderdiğini söylemek, ya da bunu söylemeye çalışmak, ya tarihi bilmemek, ya da tarihi, bir amaç uğruna bilerek saptırmaktır. Mustafa Kemal Paşayı, Vahdettin, Anadolu ya, vatanı kurtar, diyerek gönderdiyse, daha Erzurum da nasıl olmuşta rütbelerini geri alarak, onun tutuklattırılıp, İstanbul'a gönderilmesini istemiştir. Ve nasıl olmuşta, kurtuluş Savaşı sürerken, onu vatan hayını sayıp, tüm kuvayı-milliyecilerle birlikte, onun için ölüm emrini çıkarttırmıştır.
Söylevin başlangıcında, Atatürk, Vahdettin için, “Padişahlık ve Halifelik orununda bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, yalnız kendisini ve tahtını güvenceye bağlayabilmek düşü arkasında, alçakça yollar araştırmaktadır.” Demektedir. Vahdettin'in daha sonra, İngilizlere sığınarak, bir İngiliz gemisi ile, yurttan kaçması üzerine de, “Vahdettin gibi, özgürlüğünü ve canını kendi ulusu içinde tehlikede görebilecek kertede aşağılık bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir ulusun başında bulunduğunu düşünmek, ne acıklıdır.” Diyor. Vahdettin gerçeği budur.
Mustafa Kemal, Çanakkale de İngilizlerle, Fransızlarla savaştı. Kurtuluş Savaşı, İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara, Yunanlılara karşı verildi. İngiliz yazar, Lord Kinross, bunları, “ Atatürk” isimli kitabında ayrıntıları ile anlatır. Lord Kinross, bu kitabın da, 23 Temmuz 1919 günü Erzurum da toplanan Erzurum Kongresi ile ilgili olarak, kongreye Mustafa Kemal'in delege olarak girmesinin ve başkan seçilmesinin güçlüklerine değinirken, yıllar sonra, kendisine, yabancı bir gazetecinin, “Eğer orada başkan seçilmeseydiniz, ne yapardınız?” sorusuna, “Başka bir kongre toplar, orada seçilirdim.” Yanıtını verdiğini de yazar. Dün, sizinle savaşan bir ülkenin yazarı bile, sizi en doğru biçimde anlatırken, kendi ülkemizin yazarlarının, gerçeğe uymayan şeyler yazmalarına ne demeli. The Times, “Atatürk büyüleyici ve gizemli bir kişilik olarak belleklerde kalıyor.”, Sunday Telegraph, “Atatürk, şan ve onurun, insan biçimine girmiş, unutulmaz anıtıdır.” Diyorlar.
İstanbul'da tefeciye para kaptırdığını söylemek, Mustafa Kemal'i Anadolu ya, “Devleti sen kurtarabilirsin” diyerek, Vahdettin'in gönderdiğini, ileriye sürmek, medrese de hocasından yediği tokat'ın intikamını, medreseleri kapatarak aldığını belirtmek, halkın yoksulluğunun farkında olmadığını söylemek ya aymazlıktır, ya da hayınlıktır. Tabuları yıkmalı diyerek, Atatürk bize yanlış ve eksik anlatıldı diyerek, yeni yanlışlarla, gerçek dışı bir Atatürk'ü anlatmak kime yarar sağlayabilir?
Mustafa Kemal Atatürk demek, aydınlanma demektir. Mustafa Kemal Atatürk demek, Türk Rönesansı demektir. Gerçek olmayan yakıştırmaları, Atatürk'ün özel yaşamı diye sunmak, Atatürk'e ve çağdaş Türkiye ye karşı hayınlıktır. Ama bu hayınlık, Atatürk gerçeğini hiç değiştirmez.
Erol ERTUĞRUL TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI