| BUGÜNKÜ ANASAYFA | | |
|  |
EN ÇOK OKUNANLAR |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| T.C.M.B. DÖVİZ KURLARI |
|
$ 1.192 € 1.763 £ 2.214 |
|  |
AYDIN'DA HAVA DURUMU

Şu An: 22oC
En Düşük: 24oC
En Yüksek: 39oC |
|
| ÇEKİLİŞ TARİHİ: |
26-07-2008 |
|
|
| ÇEKİLİŞ TARİHİ: |
30-07-2008 |
|
|
| ÇEKİLİŞ TARİHİ: |
21-07-2008 |
| 1 |
3 |
8 |
12 |
20 |
21 |
23 |
29 |
32 |
34 |
38 |
| 40 |
46 |
48 |
49 |
50 |
52 |
59 |
69 |
73 |
75 |
77 |
|
|
| |
 |
 |
 Kişi Bağlı |
 |
  Ziyaretçi |
 |
    Ziyaretçi |
 |
        Ziyaretçi |
|
|
|
|
| YAZARLAR |
 |
DAMLA |
| Halil ÖZŞARLAK |
Köy Enstitüleri |
| 22-04-2008 |
|
17 Nisanlar, toplumumuzun belleklerinde saklı kalmış bir eğitim ve öğretim misyonunun her yıl hatırlanan ve tekrarlanan bir tarihidir. Yıllar geçse de Türk Eğitim Camiası 17 Nisanları ‘KÖY ENSTİTÜLERİ’nin kuruluş tarihi olarak hep anacaktır, 1940 yılında kurulan ve ömürleri sadece 14 yıl süren bu eğitim sistemi, hizmet verdiği süre içinde hep tartışılmış, haksız suçlamalara hedef olmuştu.
Köy Enstitüleri eğitim ve öğretimde bir sistemin adıydı. Bu okulların kuruluşunu, maksadını ve işlevini anlatmadan önce o yıllarda ki Türkiye’yi iyi bilmek gerekmektedir. Koca bir imparatorluk yıkılmış, onun enkazını toplamaktan yorulmuş ulusumuz yeni hedefler aramaya başlamıştı. Harpten harbe koşarak nüfusunu önemli ölçüde kaybeden Anadolu insanı yorgundu, fakirdi ve öğrenmeye fırsat bulamamıştı. Nüfusun yüzde yetmişinden fazlası, köylerde yaşıyor, okuma-yazma oranı ise yüzde yirmilerin altındaydı.
Kurtuluş Savaşlarından kazanılan zaferlerle hakkımız olan bağımsızlığımızı almış, Cumhuriyetimizi ilan etmiştik. Sosyal yönden kabuk değiştiriyorduk. Askeri zaferler kadar ekonomik ve eğitim zaferlerimize ihtiyacımız vardı. Esasında bütün gelişmelerin sağlanmasında eğitim öncelikli unsurdu. Devletimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk: “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi köylümüzdür” diyor ve ilave ediyordu. “Çocuklara iyi eğitim verilmeli ve öyle yetiştirilmeli ki bir yandan okulda okuduğu şeyin esasıyla temas ettiğinden, tarlada ne yapılmakta olduğunu görsün, daha iyisini okulda öğrenmiş olsun. Ülkemizde zanaatkâr yoktur. Öyleyse okullarda öyle şeyler öğretelim ki pabuç nedir?, elbise nedir?, nasıl yapılır? Öğrensin…”
Bütün bu sözler genç Cumhuriyetimiz için bir emirdi. Özellikle eğitim ve öğretim için yeni bir sisteme ve atılıma ihtiyaç duyuluyordu. Ağırlık köy olduğuna göre eğitimin, sistemin köyden başlaması gerekiyordu. “Köy Enstitüsü” fikri buradan doğmuştu. 17 Nisan 1940 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Köy Enstitüleri kuruluş kanunu kabul edilince yalnız ülkemizde değil, belki de dünyada ilk defa uygulanacak eğitim sistemi yürürlüğe girmiş oldu. Uygulayıcı olarak da İsmail Hakkı Tonguç seçilmişti. Verdiği emek, elde ettiği başarı ve eğitime yakınlığı dolayısıyla kendisine ileri ki yıllarda ‘Baba’ payesi verilen Tonguç Baba 1893 yılında Bulgaristan’ın Güney Dobruca Bölgesinde doğmuş, fakir bir köy çocuğuydu. Bütün olumsuzluk ve imkansızlıklara rağmen İstanbul’da okumuş, okurken de Anadolu köylerini gezmiş, Türk insanını tanımaya çalışmıştır. İlköğretim Genel Müdürlüğüne kadar yükselen bu eğitim fedaisi, Bakan Hasan Ali Yücel’in tensibiyle bu okulların başına getirilmişti. Fikri ve bedeni çalışmaların düzenli şekilde uygulanacağı bu okulların sayıları her yıl artarak çoğalmıştır. Antalya, Aksu, Isparta, Gönen, Malatya, Çifteler, İzmir ve Ortaklar Kızılçullu Köy Enstitüleri bu okulların ilklerindendi.
Gördüğüm, tanıdığım ve okuduklarıma göre bu okullar köy ve köylünün kalkınmasında büyük yararları olmuş kurumlardı. Çocuklara hem bilgi hem de zanaat veriyordu. Marangozluktan, demirciliğe, sağlıktan tarıma kadar eli yatkın insan yetiştirilirken bu okullarda spor yapılır, kitap okunur, sahne oyunları sergilenirdi. Enstitülülerin kültür prensipleri içerisinde her öğrencinin yılda en az on kitap okuma zorunlulukları da vardı. Benim tanıdığım Köy Enstitüsü öğrencisinin ve mezununun cebinde mutlaka bir klasik eser vardı. Bu yoğun eğitim sayesinde bu okuldan mezun olmuş bir çok insan şiirde, romanda, oyun yazarlığında başarılı olmuşlardır.
Bizler orta okullardayken öğretmenle öğretmenlerimiz bizleri Ortaklar Köy Enstitüsüne götürür, oradaki mandıraları, atölyeleri, iş elbiseleri ve tulumlar içindeki öğrencileri, çalışmalarını hayranlıkla izlerdik. Disiplin ve anlayışın hakim olduğu bu eğitim yuvaları daha sonra hak etmediği suçlamalardan sonra kapatıldı. Köy Enstitülerini kuran siyasi irade kendi içinden ve daha sonra iktidara gelen Demokrat Partinin dayatmasıyla bir eğitim misyonu sona erdi.
Hayatta kaldığı 14 yıl içinde hizmet verdiği yıllardaki Türkiye şartlarında Milli Eğitimimize yararlı olduğuna inanıyorum. Bu okullarda mezun olmuş bir çok öğretmen arkadaşlarım vardı. Onların çalışkanlıklarını ve ilkelerini hep takdir ettim. Hizmet ettikleri köy okullarında hem eğitime hem de köyün sosyal gelişmelerini sağladılar. Köyün kültür ve insani ihtiyaçlarını temin etmede Muhtarına, Belde Başkanına yardımcı oldular. Yardımlaşmayı, imeceyi sağladılar.
Bu okuldan mezun birçok öğretmenimizi yitirdik. Onlara Tanrıdan rahmet diliyorum. Hayatta olan İbrahim Kuyucu’ya, Nevzat Uysaloğlu’na, Nevzat Uz’a, Halil Altın’a, Hüseyin Toparlak, Hüseyin Kafalı, Mehmet Yiğit, İbrahim Kavasoğlu’na ve ismini hatırlayamadığım öğretmenlere uzun ömürler diliyor, okullarının yıl dönümlerini yürekten kutluyorum.
Not: Bu yazımız dizilirken iki değerli arkadaşımızın vefat haberlerini alarak üzüldük. Sökelilerin ve Basın-Yayın çevresinin yakından tanıdığı şair, yazar, gazeteci Selim Sabit Pülten ile yine Tariş ve çiftçi camiasının tanıdığı iyi insan Zülküf Yavaş’ın vakitsiz ölümleri kendilerini tanıyanları ve tüm Sökelileri yasa boğmuştur.
Tanrıdan kendilerine rahmet, aile ve yakınlarına baş sağlığı dileriz.
|
|
|
| |