Sizler de benim gibi hayatınızda kim bilir ne kadar çok kadın tanıdınız. Evinizde, mahallenizde, sokağınızda, okulunuzda, çalıştığınız iş yerinde… 'Anne' dediğimiz o kutsal kişide bulduğunuz meziyetleri kaç kadında gördünüz bilemiyorum. Komşunuzu, öğretmeninizi ya da bir başka kadını neden sevdiğinizi hiç düşündünüz mü? Bunu hiç bir maddi nedenlerle izah edemezsiniz. Bu ilahi ve psikolojik yöneliştir. Gönül akışıdır. Sevgiden de öte ulvi bir yaklaşımdır. O'nun dostluğuna, sadakatine, yüzüne ve diline vuran samimiyetine inanarak onu yürekten seversiniz.
8 Mart 'Kadınlar Günü'nü yıllardır izleyerek mutlu oluyorum. Aramızda, hayatımızın içinde ve bizlerin membağı olan, cemiyeti yönlendiren bu insanların sadece bir gün ve yapmacık törenlerle anılmasına üzülüyorum. Oysa kadın var oluş nedenimizdir; sevgi ve ışık kaynağımızdır. O'nun bir geçmişi, işlevi, idealleri, eserleri vardır. Akademik kürsü oluşturabilecek bu özellikler bırakınız ülkemizde, uygar sayılan batı toplum literatüründe bile yoktur. Anne, yani valide velut sözcüğünden üretilmiş verimliliği ifade eder. Hazreti Havva'dan başlayarak evrenin varoluş nedeni, üremenin sembolüdür. Bu yüzden kutsaldırlar. Bu kutsiyetin önemini bilmeyen, kavramayan var mı? Olmaz mı? Var tabi!.. Hasta yatağında bir kaşık çorbayı çok gören, eli ayağı tuttuğu halde O'nu bakım evine, huzur evine yatıran nicelerini tanıyorum. Hatta onları hor gören, tartaklayan, hatta parası için ölesiye döven yüzlerce haberleri gazete sayfalarında okuyoruz. Adeta mal gibi para ile satılanlar, onurunu kırıcı uygulanan muameleler, hatta töre cinayetleri hep kadınlarımıza ve analarımıza reva görülmektedir. Ne acı!..
8 Mart günü Vali Yazıcı oğlu Kültür Salonu'nda çok güzel ve kapsamlı sunuş yapan öğretmen Meryem Küçükoğlu'nun sonuç olarak bir sözü vardı: Kadın birçok özellikleri yanında ne yazık ki kendisini bilmemektedir. İşte bu kendini bilmezlik yıllar yılı kadınlarımızın başına olmayacak şeyler getirmiştir. Yazımızın başında kim bilir ne kadar çok kadın tanımışsınızdır derken kadınların duruşunu anlatmaya çalıştım. Zeki kadın, akıllı kadın, çalışkan, hamarat, becerikli, kaprisli, dost kadınlar olduğu gibi değerli bir bestekârın bir Nihavent şarkısında tanıttığı fettan kadın da vardır.
'Aşk gibi, sevda gibi, huysuz ve tatlı kadın…'
Ya da sadettin Kaynak'ın şarkısında tanımladığı:
“Çözmek elimde değil,
Gönlümü senden Kadın…”
Gönüllere, Kalplere Sımsıcak bağlanan kadınlar da başka bir duruşu ifade ederler…
Bunlardan en muhteremi tabii ki Annelerimizdir. Cennetin onun ayakları altında olduğuna inandığımız analarımıza bu vesile ile saygılarımızı sunuyor, rahmet diliyoruz.
“Ana gibi yar,
Bağdat gibi
Diyar olmaz…”
Boşuna söylenmemiştir..Ana şefkat,ana sevgi,ana en yakın dost ve öğretmendir.
Onun tavırları hisse, düşünceleri buyruktur. Şehitlerin kanında O´nun kanı, Bayrağımızda O´nun silueti vardır.
Dünya da kadına karşı her türlü ayrımcılığın yok edilmesi sözleşmesi “CEDAW” sanıyoruz. 1958 yılında Amerika da yapılan grevli başkaldırandan daha önemlidir. Birisi eylem diğeri ise hukuki kazanımdır. Ülkemiz bu sözleşmeye 1968 yılında imzalamıştır.
Bu sözleşme Batı normlarındaki bir sözleşmedir. Oysa ulu önder Atatürk kadın haklarını ve Korumacılığını Cumhuriyet ilkeleri içine konmuş bir liderdir. Devrim niteliğindeki bu ilkeler sayesinde Türk kadını iş ve meslek seçiminde, uygarca giyinmede, çok daha önemlisi ülkenin kaderini tayin edecek olan seçme ve seçilme hakkına sahip olması ona yepyeni bir kimlik kazandırmıştır. Son olarak;
“Kızlarımızın, Kadınlarımızın Kafalarını örterken, kalplerimizin, vicdanlarının da örtülmesini istiyorum. |