Bizim çocukluğumuzda köylünün sofrasında en çok yumurta, yoğurt ve çeşitli sebze türleri bulunurdu. Eğer yoğurt ve yumurta yemekten bıktıysak çeşni olsun diye Arapsaçı toplamaya çıkardık.
Çeştepe köyünün Aydın'a bakan yamaç kısmı hafif bir şev yaptığından ekim biçim yapılmayan bu eğimli bölgede bolca arapsaçı bitkisi olurdu. Elimize miadını doldurmuş eski bir bıçak alarak arapsaçı toplamaya giderdik. Ne kadar derinden sökebilirsek o bitkinin değeri o kadar fazla ve damak lezzeti yüksek olurdu… Hele kavrulan bu sebzenin üstüne sarısı çok güçlü köy yumurtası kırınca veya süzme yoğurt dökünce zevkine doyum olmazdı…
Şehre göçünce eski alışkanlık, pazardan bu kez parayla almaya başladığımızda eski tadı bulamaz oldum. Meğerse pazardan aldıklarımız kültür ürünü imiş. Yavaş yavaş yemeğini yapmayı unuttuğumuz bu otu Şifalı Bitkiler kitabında görünce tekrar bir dönüş yaparak onu soframın değerli besinleri arasına koydum. Hatta poşette çayını bile içmeye başladım. Bu mevsimde bolca yetişen bu bitkinin yumurtalısını, süzme yoğurtlusunu tavsiye edebilirim.
Kurban Bayramında Kuşadası'nda bir dostumun evinde ikram edilen çikolatayı aldığımda; ağzımda bıraktığı taddan dolayı yüzümü ekşiterek : “Mesut bu çikolatanın üstüne rakı mı dökülmüş?” diye sorduğumda: “Olur mu hocam, o çikolata rezeneli daha dün Hollanda'dan geldi.” Demesin mi?...
Demek bizim kır yerlerden topladığımı beğenmediğimiz, para vermeye çekindiğimiz arapsaçı Hollanda'da bile şifalı bitkiler arasına girmiş ki, yemek olmak şöyle dursun, tatlıya bile girmiş…
Bundan sonra herhalde bir ay kadar her Salı pazarı Arapsaçı-Rezeneyi almaya ve yemeğe devam edeceğim. Bu tadı ve bitkiyi bilmeyenlere de tavsiye ederim…
[Bu sayfa 824 kez görüntülendi.]
Beyhan ERDOĞAN TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI