Aydın Lisesi öğrencisiyim. Derslerden fırsat buldukça kütüphaneden kitap alıyor, en kısa sürede okuyup teslim ediyorum. Sonraları İstanbul Süleymaniye kütüphanesine tayin olan kütüphane memurumuz rahmetli Ekrem Bey zamanla bana şunu oku, bunu oku, bu daha güzel. Şunu mutlaka okumalısın diye önerilerde bulundukça ben bir kitap kurdu olup çıkmıştım.
Bir pazartesi sabahı toplu tören yerinde toplandığımızda müdürümüz rahmetli Nurettin BAÇ Bey lisemizde en çok kitap okuyan öğrencimiz diye anons ettiğinde utana sıkıla öne çıkmış müdürümüzün o uzun boyuyla eğilip beni öpmesini, kutlamasını büyük bir heyecan ve mutlulukla yaşamıştım.
Müdürümüz geriye dönüp yardımcılarından bana verilecek hediyeyi istediğinde, unutulmuş olduğunu görünce epey kızmıştı. İki ders sonra sınıfıma getirilip verilen paketi açtığımda Fazıl Hüsnü Dağlarca´nın “Delice Böcek” şiir kitabını gördüm. İşte şairi sevmeye, tanımaya ve diğer eserlerini aramaya başladığım yıllar o yıllardı..
Gel zaman, git zaman liseyi bitirdim, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümününe devam ediyorum. Fakültemizin bulunduğu semt ve civarı en çok gezdiğimiz yer. Beyazıt, Vezneciler, Laleli, Aksaray, Yeni Kapı v.b gibi yerler.
Bir gün Laleli´den Aksaray´a iniyorum. Meydana yakın Kilim Otel ve pastanesini geçip Saraçhane’ye doğru döneceğim yerde dükkân vitrininde çok büyük ebatta “Ayın şiiri” tablosunu gördüm. Şiir Fazıl Hüsnü Dağlarca´nın idi.
Burası bir kitapçı dükkânıydı. Vitrinden sonra içeriyi izlemeye başladım ve buranın şaire ait olduğunu anlar anlamaz içeriye heyecanla girdim. Tezgâhın arkasında ayakta duran benim boyumda ama tombul adama, “Fazıl Hüsnü Dağlarca burada mı” dedim. “ Evet burada.” Dedi. “Peki, kendisini görebilir miyim?” dedim. “Tabii görebilirsiniz, konuşabilirsiniz.” Dedi Ben sustum ve beklemeye başladım. Her an tezgâhın arkasındaki küçük kapılardan biri açılacak ve şair oradan çıkacak diye bekliyordum. Tonton adam susuyor, ben susuyorum.
Nihayet “Evet delikanlı buyur bakalım” diyen tonton adama: “ Ne zaman gelecek?” dediğimde, onun kahkaha atışını ve bana yaklaşarak tokalaşmasını ve sarılıp öpmesini hayatım boyunca unutamayacağım. Demek lise sıralarında tanıdığım, hayran olduğum şair karşımdaydı, yanımdaydı ve bana sarılmış, beni öpüyordu…
İstanbul´dan mezun olup ayrılasıya kadar her hafta kendisini ziyaret ettim.
“Yersin içersin tam üç yüz senedir sofrasından. Kuvvetlisin ama hak değil, yeşeren ne yaprak değil. Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan akan ne? Kızılırmak değil” diye haykırışını, Anadolu´nun ihmal edilişini ne kadar güzel duygulu bir biçimde dile getiriyordu.
Sana Tanrı´dan binlerce milyonlarca rahmet diliyorum sevgili büyük şairin Fazıl Hüsnü Dağlarca…
[Bu sayfa 234 kez görüntülendi.]
Beyhan ERDOĞAN TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI