YAZARLAR

ANKARA MEKTUBU
Fethi AYTAÇ
DYP'nin eski DP'nin varisliğine soyunması acaba ne ölçüde inandırıcı ve isabetlidir
[10-07-2007]
Talihsiz bir gelişme MÜCADELE 16 haziran tarihili sayısında yayımlanan Milletvekili seçiminin ortaya koyduğu bir değişiklik ihtiyacı başlıklı yazımızda görev süresi dolmakta olan Cumhur Başkanı Sayın A.Nejdet SEZER´in yerine yeni bir Cumhurbaşkanı seçme çabalarının ve TBMM´nin 3 Mayıs tarihinde aldığı erken milletvekili seçimi kararının ülke gündeminde yarattığı önemli siyasi gelişmelere değinmiş bu değişiklikler arasında yer alan ANAP ile DYP´nin DP çatısı altında birleşme heyecan ve hayal kırıklığına, yarattığı şaşkınlığı da vurgulayarak, yer vermiştik. Gerçekten önceleri her iki siyasi partinin sayın genel başkanları tarafından sahnelenen birleşme rolü haklı bir heyecan ve merkez sağda büyük bir ümit doğurmuşken DYP´nin 28 mayıs tarihinde düzenlediği Genel Kurulda DP adını ve Türkiye haritası üzerinde geçmişteki DP nin sembolünü hatırlatan – at figürünü almasının ardından ANAP´ın 2 haziranda yapılacak genel kurulunda birleşme kararını alması beklenirken Erkan Mumcu´nun damdan düşer gibi, DYP´nin taahütlerini yerine getirmediği için birleşmenin olmuyacağını ve ardından da Partilerinin seçime girmeyeceğini açıklaması tam anlamiyle bir şaşkınlığa neden olmuş;
Ve 2 Haziran Cumartesi günü sona ererken öyle anlaşılıyordu ki iki “ acemi “ lider arasında bir kara kedi girmiş, günlerdir sürüp giden kucaklaşmalarına son verivermişti. Sonuçta bir “ merkez partisinin “ varlığının sağ ve sol kanatlardaki partiler arasında bir denge partisi rolü oynayacağını hesaplarken alt üst oluvermiş; hayırlı bir gelişme “ olarak nitelendirilen girişim birdenbire “ hayırsız ve talihsiz “ bir gelişmeye dönüşüvermişti. Öylesine´ki bu sonuçla Anavatan Partisi adeta tarihe gömülürken ümidini Celal Bayarların- Refik Koratlan´ların – Fuat Köprülü ve Adnan Menderes´lerin 1946-1960 yıllarına ait Demokratik Partisine bağlayan DYP( = Doğru Yol Partisi ) aslında yanlış ve hak etmediği bir mirasın varisi olmak gibi bir iddia ile 2007 yılının seçmenin karşısına çıkma garipliğini benimsemiş oluyordu.
Acaba eski DP´in varisliğine soyunmak gerçekten ne ölçüde inandırıcıdır?
DYP´in DP´ adını almasının ardından ulusal ölçekti bazı gazetelerde sayın Mehmet Ağar´la yapılmış kimi söyleşilerde ve parti adına keza birçok gazetede yayımlanmış ARTIK DEMOK RATİK PARTİ VAR başlıklı ilan- duyurular´da yer alan görüşlerde adeta sözü geçen ve tarihi ömrünü tamamlamış- partinin varisliğine soyunur bir hava “ basılmak “istenmiş ;
30 Haziran tarihli gazetelerin vurguladıkları başlıklı ilk seçim mitingini 29 Haziran günü Adnan Menderes´in doğup büyüdüğü Aydın´da gerçekleştirilmiştir.
Ancak o gazetelerde yer alan haberlerin içiriğini bakınca görülüyor ki ANAVATAN partisi mensuplarının rağbet etmediği ve on bin kadar izleyicinin hazır bulunduğu mitingte Ağar, ülkenin bugün karşı karşıya bulunduğu terör olayları ile özellikle çiftçinin ekonomik sıkıntılarına ilişkin görüşleri ileri sürmüştür. Esasen başka türlü de olamazdı. Çünkü gerek Ağar´ın gerekse DP yeni yönetimde yer alanların yaşları o 1945-1960 yıllarının siyasi ortamını yeterince bölmelerini ve hakkıyla değerlendirmelerine müsait değildir
Nitekim basınımız da 27 mayıs tarihinde, yani 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin yıl dönümünde, bu olayla ilgili çokça sayılacak yazı da yer almadı.
İzleyebildiğimiz kadar ise;
MİLLİYET gazetesi´nin 27 Mayıs günü Pazar ekinde yer alan tam şahifelik bir röportajdan Nilüfer Kuyaş isimli bir hanım yazarımızın “ Yeni Baştan “ başlığı altında kaleme aldığı geniş hacimli (=çok sahifeli) bir romanda 27 Mayıs darbesini konu edindiği aynı tarihli ZAMAN gazetesinin sahifelerinde yer alan 27 Mayıs’ın anatomisi başlıklı bir yazıda özetle zamanın muhalefetinin cuntacılara cesaret verdiği ve 27 Mayıs darbesi sonrası kurulan Yassıada mahkemesi kararı ile idam edilenlerden Hasan Polatkan’ın savunması için hazırladığı 175 sahifelik bir savunma belgesini mahkemede kısmen okutturulduğu ve bu belgenin tamamının daha sonraları bir albayın kasasından çıktığı hakkında habere yer verildiği;
27-28 Mayıs tarihli YENİÇAĞ gazetesinde yer alan, darbe öncesinde ve sırasında Başbakanlık Enformasyon Hizmetleri Sözcülüğü görevinde ve Basın-Yayın Genel Müdürlüğü’nde bulunmuş Altemur KILIÇ’ın anı yazısından-rahmetli- Adnan Menderes’in kendisine MİT yetkililerince iyi niyetle yapılmış darbe uyarılarına inanmadığı;
Bir gazetenin ABD muhabirle rinden Nur BATU’nun naklettiğine göre dönemin ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin söz konusu mahkeme safahatını ve kararlarını çok adaletsiz olarak vasıflandırdığı, anlaşılmaktadır.
Bu değerlendirmelerde ve aktarmalarda bir ölçüde haklılık payı bulunabilir. Ama açıktır ki bu konularda DYP’nin, Sayın Süleyman DEMİREL gibi, kurucu veya yöneticileri hizmet yıllarında sınırlı tepki ortaya koyabilmişken günümüzde yeni DP’nin yöneticilerinden fazlaca bir tepki beklenesi doğru olamaz.
1945-1960 dönemine yönelik güçlü bir eleştiri kaynağı:
Önemle hatırlatalım ki eski bir bürokratın 2006 yılı sonlarına doğru, yaşına isabeten, SEKSENİNCİ YILIN ÜRÜNLERİ başlığı altında yayımladığı bir eserde asıl Demokrat Parti’nin kuruluş yıllarına ve hizet dönemine ilişkin dikkate değer bilgiler yer almaktadır.
Ahmet Cevat BALTA adlı (ve siyasal Bilgiler Fakültesi rahmetli hocalarından Prof. Tahsin Bekir Balta´nın yakınlarından) bu yazar o dönemlere ait görüşlerini şöyle özetlemektedirler:
“ 27 Mayıs 1960 darbesi yapıldıktan ve Demokrat Parti kapatıldıktan sonra yarım asra yakın zaman geçti.
O günlerde yetişkin ve genç olanların çoğu öldü. Sağ kalanlardan bazıları olup bitenleri ve yaşananları unuttular veya yanlış hatırlıyorlar.
Demokrat Partili ailelerden gelenler, bu partilerin dönemini- ülkemiz açısından altın çağ, mucizevi kalkınma, ekonomik kurtuluş zaferi gibi aşırı, ölçüsüz benzetmeler yaparak savunuyorlar. Demokratik Partinin ay mirası bulunduğunu inanan politikacılar da onlara katılıyorlar. Bunlar arasında 27 mayıs darbesinin yersiz, nedensiz, haksız ve saçma olduğunu söyleyenler, yazanlar çıkıyor.
Aksi görüşte olanlar bu dönemdeki kalkınma hızını düşük buluyor, kaynakların popülist harcamalarla heder edildiğini anlatıyor. Dönemi yiyicilik aşırı partizanlık vurgun, baskı, hukuku ve demokrasiyi çiğneme, özgürlükleri kısma, cezaevlerini gazetecileri doldurma olarak değerlendiriyorlar.”
Ne yazık ki , 14 mayıs 1950 de iktidara gelen DP´nin sadece bir ay sonra 16 haziran 1950 de Ezanın Arapça okutulması ile başlayan, 4 mayıs 1954 da Halkevleri´nin kapatılması, ardından Hükümette yer alıp Başbakanının ortaya çıkmaya başlayan diktatörce tutumlarına karşı koyan ve Bakanlıktan istifa etmeleri isteğine boyun eğmemeleri nedeniyle Hükümeti toptan istifa etmiş duruma getiren Başbakan´ın parti içi muhalefeti hoş karşılamayan tutumu ile devam eden; 24.12.1952 de Anayasamızın adını Teşkilatı Esasiye Kanunu´na dönüştürülmesi ve metinde yar alan bazı kelimelerin de kaza eski Osmanlıca karşılıklarını yeniden benimsenmesi ile devam ettirilen “ geriye dönüşü “ git gide demokrasi´den beklenen güzel gelişmelerde hayal kırıklığına yol açmıştır. Nitekim Ocak 1954 te Millet partisi kapatılmış; 9 mart 1954´te basın yolu ile işlenen suçlara ağır cezalar verilmesini sağlıyarak bir kanun çıkarılacak basına baskı dönemi başlatılmış;
2 Mayıs 1954’te yapılan milletvekili seçiminde DP´nin meclisteki sayısı artınca Haziran ayında, yeni seçimin ardından çıkarılan bir kanunca,hakim ve savcılar dahil, Hükümete kamu görevlilerini “ görülen lüzum üzerine” görevden alma ve resen emekliye sevketme yetkisi tanımış yapılan seçimde güçlü muhalif Osman Bölükbaşı´nı milletvekili çıkaran Kırşehir İl İlçeye dönüştürül düğü ve CHP´ya oy veren Malatya ili bölünerek Adıyaman ilçesi il yapıl dığı gibi DP´ye toplu halde oy veren köylüler´de keza ilçe yapılmak su retiyle ödüllendirilmişlerdir aksine;
Basına getirilen ağır müeyyideler sonucu 80 lik Hüseyin Cahit Yalçın´a 26 ay 20 gün hapis, ulus başyazarı eski Başbakan Prof Dr. Nihat Erim´e o günün çok değerli parası ile 35.553 lira para cezası verilmiş, Temmuz ayında Üniversite hocalarının Üniversite Senotosunun görüşü alınarak fakat bu görüşte bağlı kalınmayarak görevden alınmalarını cevaz veren kanunun çıkarılmış; 15.8.1955 te İstanbul´dan Karadeniz İllerine gitmek niyetiyle gemi ile yola çıkan CMP Genel Sekreteri Kasım GÜLER Zonguldak ta gemiden indirip ellerini kelepçelenerek Emniyete götürülmüş; sonra salıverilince Sinapça ulaşmış fakat orada tutuklanıp otomobille aç susuz İstanbul´a getirilerek Üsküdar Cezaevine konulmuştur.
DP liderlerinin bu baskıcı tutumu parti içi bir muhalefet yaratmış ve partiden ayrılan bir kısım milletve kili Kasım 1955 te HÜRRİYET Partisini kurmuştur. Ardından 29 Kasım 1955 günü D. Parti Meclis Grubun´nun dayatması ile 3 bakan bakanlıktan istifa etmek durumunda kalmıştır.1956 yılında Üniversite´ye basına karşı baskı uygulamaları artmış Nisan 1956 da İşçi Sendikaları kapatılmış; Haziran´da Toplantı ve gösteri yürüyüşleri Kanunu Kabul edilerek toplulukların meydanlarda boy göstermeyi önlemek istemiştir.
11 Şubat 1957’de İnönü´nun damadı ve Akis dergisi yazarı Metin Toker 8 ay hapse mahkum edilip hapse atılırken 24 Haziran 1957’de Meclis´te Osman Bölükbaşı´nın dokunulmazlığı kaldırılıyor.
Temmuz ayında, DP’nin 4 kurucusundan biri olan Prof. Fuat Köprülü’nün, İstanbul DP İl Başkanı olan oğlu Orhan Köprülü, partisinin demokratik karşıtı bu gibi tasarruflarına karşı bir tepki olarak il bağkanlığından ayrıldığı gibi Fuat Köprülü’de Eylül’de partisinden istifa ederek ayrılıyor;
Keza Eylül ayında seçim kanununda yapılan bir değişiklikle siyasi partilerin seçime girebilmeleri için tüm seçim bölgelerinde aday gösterme mecburiyetleri getiriliyor; (Maksat mevcut 3 muhalefet partisinin seçime ortak aday göstererek girmelerini önlemek);
27 Ekim 1957’de yapılan seçimde, 1950 ve 1954 seçimlerinde farklı olarak DP meclisteki çoğunluğunu kaybediyor ve kaybettikçe de basına ve siyasi partilere baskı arttırılıyor;
Bu baskının sonucu 24 Kasım 1958’de Hürriyet Partisi Cumhuriyet Halk Partisi’ne katılıyor; Bu gibi birleşme çalışmalarına karşı DP Hükümeti, emrindeki radyo bültenleri aracılığı ile tüm yurtta “Vatan Cephesi’ne katılma” akımı başlatıyor;
29 Nisan 1959’da İsmet İNÖNÜ, Uşak’ta taşlanıyor. 4 Mayıs 1959’da da İstanbul’da Topkapı’da linç girişimine maruz kalıyor:
Bu üzücü olaylar olurken DP’de için için kaynıyor; 2 Nisan 1960’ta İnönü’nün Kayseri’de yolu kesilerek şehre girmesi önlenmek isteniyor.
18 Nisan 1960’ta CHP’nin kapatılmasını sağlayacak girişimde bulunmak üzere Meclis Tahkikat Komisyonu kuruluyor.
Bu arada Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Cemal GÜRSEL 3 Mayıs 1960’ta hükümete bir uyarı mektubu veriyor;
5 Mayıs günü saat: 5’te (=saat: 17’de) Kızılay’da Menderes kalabalık bir öğrenci grubu tarafından tartaklanıyor.
21 Mayıs günü harp okulu öğrencileri Atatürk Bulvarı’nda hükümet karşıtı yürüyüş yapıyorlar.
25 Mayıs günü Başbakan Menderes, yanında bazı Bakanlar olduğu halde, askeri uçakla Eskişehir’e gitmiş, fakat askeri hava meydan’nda subaylar kendisine selam verme yerine sırtlarını dönmüşler.
Ve 27 Mayıs sabahı Ordu darbe hareketini gerçekleştiriyor. Böylece DP iktidarı, sevabı ile günahı ile son buluyor.
SONUÇ:
Yukarıda aktardığımız olaylar, Sayın C. Balta’nın sadece hafızasının yardımı ile gelişi güzel ortaya attığı bilgiler olmayıp gerçekten ciddi bir emek ürünü derlenmiş bilgilerdir: Bu bilgiler ışığında yeni Demokrat Parti’nin, eskisinin mirasçısı olma hvesini bütüneyle hatalı buluyor; 22 Temmuz seçim sonuçları ne olarsa olsun, kendisini eski DP’nin “hasta” bir varisi olma yanlışından kurtararak ülkenin ihtiyacı olan gerçekçi bir “Merkez Partisi” niteliğini kazanmasını temenni ediyoruz.
Fethi AYTAÇ TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI