Bu Sayfayı Sık Kullanılan Yer İmlerime EkleFavorilerime Ekle    SAYI: 6732 YAYIN TARİHİ: 17-05-2012
SON DAKİKA!..
• Aydın• Özel Haber• Basından Seçtiklerimiz• Duyduk-Gördük• Ege'den• Eğitim• GÜNDEM• Görüntülü Haber• Kültür-Sanat• Magazin• Okuyucudan• Politika• Reklam• Resmi İlan• Sağlık• Spor• Şiir Köşesi• İlan• İlçeler• İnsan

YAZARLAR

aydın haberleri

ANKARA MEKTUBU

Fethi AYTAÇ

12 EYLÜL ÜZERİNE ANILAR, DEĞERLENDİRMELER..

[06-07-2011]





















Sunuş..

Ülkemizin gündemi Haziran ayı başından beri çok yoğun iç siyasi konularla yüklü. Ayın ilk günleri önde gelen siyasi parti liderlerinin meydanlarda yaptıkları seçim mitingleri ve konuşmaları ile dolu dolu geçerken TV kanalları ile gazete sahifelerinde ayrıca özel yetkili bir Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Vekili'nce, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılmış Halkoylaması sonucu Anayasa da hasıl olan imkanda, 12 Eylül 1980 de yapılmış ''sözüm ona darbe'' nin failleri hakkında sorgulama yapılacağı haberleri yer almış , sonraki günlerde Darbe Hareketının başı zamanın Genel Kurmay Başkanı ( ve ardından Milli Güvenlik Konseyi Başkanı + 7'nci Cumhurbaşkanı)-halen emekli Org. Kenan EVREN 'in ve zamanın Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Tahsin ŞAHİNKAYA'nın ifadelerinin nerede, nasıl alınacağı hakkında bilgiler verilmiş;

Sayın EVREN'in Ankara Merkez Orduevi 'nde alınan ifadesinde yaptığı açıklamalar , avukat tarafından, basına yansıtılmıştır.

Bu açıklamalarda Evren PAŞA 'nın özellikle dönemin olumsuz şartları üzerinde ayrıntılı biçimde durarak iç hizmet kanunu'nun 35. Maddesine dayanarak ülke yönetimine el koyduklarını vurgulanmıştır. Bu açıklamalar o günleri yaşamış olan pek çok kişi tarafından tasvip görmüşse de aksine Harekatı yapanların mutlaka yargılanmaları isteğinde bulunanlar da olmuştur. Bu ikilem günümüzde de devam etmektedir.

12 Haziran 2011 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimleri ve sonuçları ülkemiz gündeminde ağırlıklı bir yer almış bulunmakta ise de , özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri ile –sözüm ona ''demokrasi adına ''-hesaplaşma hevesini sürdürmek isteyenler halen de çok olduğundan 12 Eylül Döneminin bir valisi olarak , 6 sene önce MÜCADELE'nin 6-7 Ekim 2005 tarihli sayısında ''12 EYLÜL ÜZERİNE ANILAR , DEĞERLENDİRMELER...'', başlığı ile yer almış bir yazımızı bir kere daha okuyucularımızın bilgisine sunmayı arzu ettik.

Takdir gazetemizin değerli yayın yetkililerinin ve okuyucularımızındır.



Şaşılacak şey...

Geride bıraktığımız 12 Eylül günü, 25 sene önce zamanın Genelkurmay Başkanı Orgene­ral Kenan Evren ile Kuvvet Komutanlarının yaptıkları askeri bir müdahale ile devlet yöne­timine el koydukları günün yıldönümü idi. Bu yıldönümü her geçen yıl olumlu-olumsuz hatıralara ve yorumlara vesile olmuştu. Bu yıl da öyle oldu. Bir farkla ki, her geçen gün oku­yucunun ilgisini çekmek için olur olmaz konu­lara baş sahifelerinde yer veren gazetelerimi­zin "saygın" köşe yazarları 12 Eylül olayını ve faillerini kötülemek için adeta yarışmaya giriş­tiler. Öylesine ki olayı yaşamamış yurttaşlar gözünde müdahalenin yöneticisi sayın Kenan Evren Paşa'yı, adeta ülkesindeki tüm Yahudi kökenlileri fırınlarda yakmaya koyulmuş bir Hitler, sorgusuz sualsiz insanları ve kurumları toprağa gömen bir Stalin veya 1930'da Parla, mentoyu kapatırken "Bugün demokrasi yala­nını merasimle defnediyoruz" diyen Mussolini benzeri bir diktatör görüntüsüne büründürdüler. Ne yazık ki bu karalamaya gazete satışlarını arttırma yarışına girmiş sözde "bü­yük" gazetelerimiz yanında, şahsen değer ver­diğimiz, bazı mahalli gazetelerimiz de yörele­rindeki belirgin eğilimlere sahip kimi kuruluş­ların 12 Eylül'ü kınayan, hatta lanetleyen, bil­dirilerine yer vermek suretiyle -isteyerek veya istemeyerek- katılmış oldular.

Bu şaşılacak bir şeydi.

Çünkü o günleri yaşayanlar, o günlerin basınını izleyenler hatırlarlar ki 12 Eylül öncesi yurdun, başta Ankara ve İstanbul gibi merkez­leri olmak üzere pek çok şehrinde her gün çe­şitli cinayetler işleniyor; rahmetli Nihat Erim gibi çok değerli devlet adamlarımız veya Gün Sazak gibi bir siyasi partinin mensuplarından olmakla birlikte uzlaşımcı yaklaşım sahibi ba­kanlar katlediliyor; İstanbul'da Ümraniye'de, İzmir'de, Gültepe'de veya Fatsa'da devlet kol­luk kuvvetlerinin giremediği "kurtarılmış bölgeler" yaratılıyor; siyasiler bir yana devle­tin kolluk kuvveti mensupları ile öğretmenler bile Pol-Bir, Pol-Der gruplaşması içinde bölün­melere uğramış bulunuyorlar;

Sağcı-solcu fraksiyonların bu kanlı çatışma­larının yarattığı fırsattan yararlanmasını iyi bi­len Güney-Doğu 'muzdaki etnik ayırımcı grup­ların elebaşlarından Diyarbakır Belediye Baş­kanı Mehdi Zana ve yandaşları yöreye batı Anadolu'dan gelecek -onlara göre- misafirler­den pasaport soracaklarını (yani Türkiye'miz­den kopup ayrı bir devlet oluşturacaklarını) açıkça beyan edebiliyorlar; Diyarbakır'da yapı­lan ve çevredeki birlik komutanları ile bölge­deki mülki amirlerle belediye başkanlarının katıldıkları bir toplantıda zamanın Genelkur­may Başkanı Orgeneral Kenan Evren'nin "He­pimiz Türküz...." sözlerine karşılık aynı Meh­di Zana pervasızca "Hayır, siz Türksünüz, biz Kürdüz!" itirazını yapabiliyordu.

Bugün 12 Eylül'ü karalayanlar, "darbeyi" izleyen dönemde binlerce insanın cezaevlerine düştüğü, masum insanların asıldığı, yazar ev­lerinin baskına uğratılıp kitaplarının yakıldığı, çeşitli gizli mekânlarda insanlara akıl almaz iş­kencelerin yapıldığı iddiasında bulunurlar. Bu iddialarda kısmen gerçek payı bulunabilir.



Kısmen dedik, çünkü o günlerde İçişleri Bakanlığı'nda bir birimde Genel Müdür ve ar­dından bir ilimizde (= Tekirdağ'da) vali ola­rak hizmet görmüş bir kişi olarak gerek Milli Birlik Komitesi'ni oluşturan sözde "Cunta"yı ve emirlerindeki çeşitli kurum ve kuruluşla­rın görevli-yetkililerini yakından tanımak im­kanını bulmuştum ve dolayısıyla maksatlı ve abartmalı tasvirlerin gerçeği yansıtmadığını bilecek durumdayım.

Oysa, 12 Eylül öncesinin şu tablosuna bir bakınız:

"Son iki yıllık süre içinde terör 5241 can almış, 14.152 kişinin yaralanmasına veya sa­kat kalmasına sebep olmuştur."

"Olaylar sırasında meydana gelen maddi ve manevi zararların rakamla ifadesi müm­kün değildir. Bombalarla havaya uçurulan binalar, araçlar, tesisler, eğitim yapılamaz hale getirilen veya işgal edilerek anarşist ör­gütlerin kendi amaçları doğrultusunda kul­lanılan eğitim kurumlan, çalıştırılmayan fabrika ve işyerleri, yürünemeyen cadde ve sokaklar, girilmeyen mahalle ve kasabalar, kurtarılmış bölgeler... o günlerden hafızalar­da kalan acı örneklerdir."

(12 Nisan 1985 tarihinde Yüksek Öğretim Kurumu= YÖK merkez binasında üniversite öğrencilerine verilen Türkiye'de Anarşi ve Te­rörün Sebepleri ve Hedefleri adlı konferans metinlerinden aktarılmıştır.)

Kişisel gözlemlerimiz

5 Ocak 1978'de Bülent Ecevit Hükümeti kurulduğu zaman, İçişleri Bakanlığı'nda Ma­halli İdareler Genel Müdür Vekili bulunuyor­dum. Bu hükümette, mahalli idarelere verilen önemin işareti olarak, Yerel Yönetim Bakanlı­ğı'da kurulmuş ve Bakanlığımız Mahalli İda­reler Genel Müdürlüğü ile İller Bankası'nın ve Devlet Planlama Teşkilatı'nda mevcut bir şu­benin bu bakanlığa devri kararlaştırılmıştı. Genel Müdürlüğümüzün o zaman kadro­muzda mevcut 80 memurdan 55 'i ile birlikte, devir işlemi tarafımdan yapıldı.

Ben Bakanlık Müşaviri kadrosu ile Bakanlığımızda kaldım. Ancak Ecevit Hükümeti'nin ömrü 20 ay ka­dar sürdü ve Sayın Demirel tarafından Ekim 1979'da kurulan hükümette Yerel Yönetimler Bakanlığı'na yer verilmeyip Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü'nün yeniden İçişleri Bakanlığı'na bağlanması kararlaştırıldığı için bana da lağvedilmiş bakanlığın bulunduğu binaya gidip "devir teslim-tesellüm" işlemini yap­mak görevi verildi.

Kasım ayı başlarıydı. 3-4 "yardımcı" mesai arkadaşımla gittiğimiz zaman bizi, kapıda boy boy Dev-Yol pankartları ile tehditkâr ba­kışlı kalabalık bir grup karşıladı. Yanımıza hiç kolluk görevlisi almadığımıza içten pişman olmakla beraber, otoriter bir yaklaşımla arala­rında koridor açarak makam odasına gidip oturdum. Bu cesaretim, daha önce oraya ak­tarmış olduğumuz eski memurlarımızı da ce­saretlendirdi ve birer ikişer gelip yanımızda yer aldılar. Böylece "adeta işgal edilmiş" bir Bakanlığı kurtarmada "başarılı" olduk.

Sonraki günlerde bu tip anarşistlerin bazı can sıkıcı girişimleri olmadı değil. Mesela birgün akşam tatili yaklaşırken çöp kutularının çoğunda aynı anda yangın başlangıcı oldu.



Zor da olsa önlendi. Bir iki daktilo makinesi kayboldu. (O günlerde televizyon-bilgisayar olmadığı için, eylemciler bildirilerini matbaa baskıları dışında daktilo ile yazıp çoğaltırlardı.)

Ve Ankara'da durum;

İçişleri Bakanlığı'mn bir birimi olan Genel Müdürlüğümüzde biz bile tedirginlik içinde hizmet verirken 1980 yılının bahar aylarından itibaren Ankara'da huzursuzluk gittikçe arttı. Evlerimizden de ister istemez izlendiği gibi geceleri başkent Ankara'da Mamak yöresinde sabaha kadar silah sesleri eksik olmuyordu. Halk akşam saat 8 (20.00) sularından itibaren evlerine çekiliyor; yollar ıssızlaşıyordu. Bazen cadde ve yollara sık sık ses bombalı pankartlar asılıyor ve itibarlı kurumlar patlamalarla taciz ediliyordu. Bunlar büyük tahribat yapmıyor ama büyük korkuya neden oluyordu. Ve gün geçtikçe bu eylemler de artıyordu.

Öylesine ki çok merkezi bir yerde olan Tür­kiye Odalar ve Borsalar Birliği binasının önün­de güpegündüz patlatılan bombalarla camlar paramparça oluyor; hizmet vermekte olduğu­muz binanın yakın çevresinde - 10 .Eylül tari­hinde - patlatılan ses bombası sayısı 7'ye ulaşı­yor; çeşitli mekanlara ve hatta resmi kurumlar kapılarına aşırı sağ-sol içerikli sloganlar taşı­yan bilgiler yapıştırılıyordu. Ve bu çok açık karmaşık ortam içinde bile siyasilerimiz basiret gösterip bir Cumhurbaş­kanı seçemiyor veya mantıklı bir koalisyon hükümeti kuramıyordu.

İşte bu şartlarda gerçekleşen 12 Eylül hak­kında söylenecek veya yazılacak en özlü tanı­tım galiba, deneyimli bir köşe yazarı olan Do­ğan Heper'in 22 Eylül 2005 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yayımlanmış şu görüşünde yer alıyor:

"Eylül ayı olaylarla dolu bir ay.

12 Eylül de onlardan biri.

Askeri müdahale yani.

Peki bu müdahale durup dururken mi ol­du?

Şu lafı unutmuyorum: "Müdahale bir süre önce olsaydı Abdi (İpekçi) bey ölmezdi."

Askeri müdahaleyi isteyen halkın çoğun­luğu idi.

Her gün memleketin kıymetli evlatları öl­dürülüyor ve bu cinayetleri kimse durdura-mıyordu.

Memleket sağ-sol olarak ikiye ayrılmıştı.

Polisler öğretmenler bile iki taraftı.

Ve devleti çalıştırması gereken politikacı­lar bile bölünmüştü.

Medya bölünmüştü, bilim adamları taraf­sızlığını kaybetmişti.

Medya dedik de aklıma geldi.

12 Eylül'den sonra Evren'in bir kitabı çık­mıştı: "Ne yazdılar?" diye

Müdahaleden önce, müdahale sırasında ve sonrasında birçok köşe yazarının yazıları­nın yer aldığı bir kitap.

Bu kitap okunmalı....!"

Son söz:

Sayın Doğan Heper'in dediği gibi, müm­kün olsa da herkes o yazılara, o bilgilere ulaş­sa...

Ama korkarım ki o dönemi övmek zor; oy­sa - her şeyde olduğu gibi - kötülemek o kadar kolay ki...
[Bu sayfa 914 kez görüntülendi.]
Facebook'ta Paylaş


Fethi AYTAÇ TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI

Arkadaşına Gönder
Anket
ANKET

Ağustos 2011 ekonomik krizi sizi teğet geçti mi?
Evet, beni teğet geçti. Pek etkilenmedim.
Hayır, beni teğet geçmedi. Çok etkilendim.
Bir fikrim yok, kararsızım.
ANKET SONUÇLARI


Seri İlanlar
Döviz Bilgileri
DÖVİZ
(T.C.M.B.)

Dolar: 1.824
Euro: 2.317
Sterlin: 2.879
AYDIN'DA HAVA

Şu An: 20oC
En Düşük: 12oC
En Yüksek: 24oC
SÜPER LOTO

Pek Yakında
SAYISAL 6/49

ÇEKİLİŞ TARİHİ:
12-05-2012
1-2-10-14-28-41
ŞANS TOPU

ÇEKİLİŞ TARİHİ:
16-05-2012
12-22-28-29-33(+)11
10 NUMARA

ÇEKİLİŞ TARİHİ:
14-05-2012
3 - 6 - 9 - 11 - 13 - 19 - 20 - 26 - 28 - 34 - 38 - 41 - 43 - 45 - 46 - 49 - 52 - 59 - 60 - 68 - 73 - 74
İSTATİSTİK
26 Kişi Bağlı
Bugün 6,642 Ziyaretçi
Dün 6,083 Ziyaretçi
OCAK 2007'DEN BU YANA TOPLAM
12,022,798 Ziyaretçi
GEÇMİŞ SAYILARA GİDİN
29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özel Eki
Mücadele Mobil - m.mucadele.com.tr
Süper Lotomatik & Sayısal Lotomatik
Aydın Haberleri Sitesi Banner Reklam Tarifesi