YAZARLAR

ANKARA MEKTUBU
Fethi AYTAÇ
DEMOKRATİK ACILIM HAKKINDA.. Hükümetin demokratik açılım gayretleri
[12-11-2009]
dünden devam...
Hükümetin Ocak 2009'da, Kürtçe yayın yapacak TRT şeş kanalını devreye sokması ile başlayan yaklaşımı DTP'li belediye başkanlarının yönetiminde bulunan belediyelerde Türkçe yanında Kürtçe yazışmalara da göz yuman tutumu ile devam etmiş;
Kürtçe eğitimin ilkokuldan üniversiteye kadar yaygınlaştırılması istekleri "yumuşak" karşılanmış ve - bilindiği gibi - Temmuz ayı sonlarında sayın Başbakan "Kürt Sorunu"na daha yakından eğilmeyi amaçlayan bir açılım'ın kapısını açmış; ancak karşılaşılan tepki üzerine yaklaşımın adı "Demokratik açılım"a dönüşmüştür.
Böylece aslında Kürt etnik topluluğunun isteklerine eğilme niyeti ile başlayan yaklaşım, bu eğilimin yaratması muhtemel ayrılıkçı gelişme dikkate alınarak "frenlenmiş", sayın İçişleri Bakanı'nın girişeceği ve geliştireceği çalışmalarla daha temkinli bir yol benimsenmiştir. Ancak sayın Bakanın çeşitli temasları tabii olarak konunun karmaşıklığını ortaya koymuş; bu arada ana muhalefet partisi ile MHP'nin bu milli sorunda iktidar partisinden ve Hükümetten farklı tutumu bir ölçüde Hükümeti de bu konuda "zayıflatırken" Eve Dönüş sloganı içinde çoluk çocuk dahil 34 kişinin Habur girişi ve sonrasında sebep oldukları düşündürücü olaylar ve karşıtı tepkiler ülke gündeminde ciddi rahatsızlık konusu olarak güncelliğini sürdürmektedir.
Bu ortamda bazı basın organlarında bir süre önce ortaya atılan sözde Genelkurmay bünyesinde görevli bazı üst komutanlarca "irtica ile Mücadele Eylem Planı" başlıklı ve AKP ile Fettullahçı hizbin varlığına son vermeyi amaçlayan bir planın varlığının ortaya çıkarıldığı iddiaları Demokratik Açılımda Türk Silahlı Kuvvetlerinin muhtemel görüş ve katkısını da "değersiz" kılmıştır.
Öyle anlaşılıyor ki ABD ve Avrupa Birliği üyesi devletler ülkemizdeki bu oluşumu, merak ve dikkatle izlemektedirler ve konu uzun süre beklenen ve beklenmeyen gelişmelerle gündemde kalmaya devam edecektir.
Kişisel bir temennimiz
Şahsen, bir mülki idare amiri olarak, Doğu (diğer bir deyişle Kürt) Sorunu'na uzun yıllardan beri ilgi duymaktayım. Nitekim:
• İdarecinin Sesi Dergisi'nin Eylül 1993 ayına ait sayısında yer alan Yılların Getirdiği... Doğu Olaylarının Düşündürdükleri makalemde rahmetli fikir, siyaset ve teşebbüs adamı Ahmet Hamdi BAŞAR'ın 1960'lı yıllarda yayınlamış olduğu Barış Dünyası adlı dergide ortaya atılan "Doğu'nun Sorunları için Ne Gibi Önlemler Alınmalı?" sorusuna milli kültürümüzü yöre halkına mal etmek zorunluluğunu vurgulayan bir cevap verdiğimi hatırlatmış ve görüşümü tekrarlamış;
• Aynı derginin Kasım 1993 ayına ait sayısında Milletçe Silkiniş Zamanı Gelmiştir başlıklı Başyazı'da yurt gündemi ile ilgili konuları sıralamış ve bunlar arasında özellikle tırmanan terörün gittikçe ağırlaşan bilançosuna değinerek şunları yazmıştım:
"Bu mücadelenin adını koymak zamanı gelmiştir.
Bu,bir Savaş'tır!
Her oyunun bir kuralı vardır.
Bu savaşı da kurallarına göre oynamak gerek".
Ve PKK.nın Diyarbakır'da, Pervari'nin bir köyünde, Lice'de son bir hafta içinde gerçekleştirdiği kanlı olaylara, Lice'de giriştiği baskını haber alarak mahalline giden Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar AYDIN'ın şehit oluşuna değindikten sonra aynen şunları yazmıştım:
"...Olaylar hızla gelişiyor.
Tıpkı bir çığ gibi, yuvarlanarak ve yuvarlandıkça büyüyerek...
Dileriz bu çığ bir felaket çığı olmasın!.."
Konuya ilgimiz eksilmeden devam etmektedir. Bu ilginin bir eseri olarak Şubat 2006'da YAKIN YARINLARA DÖNÜK DÜŞÜNCELER başlığı altında kaleme aldığımız ve (Aydın'da MÜCADELE, Edirne'nin Keşan ilçesinde ÖNDER, Tekirdağ'da YENİ İNAN adlı) günlük gazetelerde yayımlanan yazımızda artan bir güncellik kazanan soruna tüm siyasi partilerimizin ortak bir çözüm aramaları gereğine değinmiş;
Tekirdağ'da yayınlanmakta olan Kâinat dergisinin Mart 2009 sayısında yer alan ETNiK BÖLÜCÜLÜK konulu yazımızda, ülkemizde etnik bölücülük eğiliminin gelişmesinin tarihçesini yaptıktan sonra şu düşüncemizi dile getirmiştik:
"... Üyesi olma hevesimiz süregelen Avrupa Birliği'nin aleyhimize olan kriterleri içinde Güneydoğu'da bir sonuca ulaşmamız ne yazık ki bazı fedakarlıkları kaçınılmaz kılmaktadır. Bu nedenle etnik Kürt topluluğu ile ilişkilerimizin tüm siyasi partilerimizin ortak yaklaşımı ile benimsenecek milli bir politika ile belirlenmesi ve karşılıklı şiddete dönüştürülmeden uygulanması zorunlu hale gelmiştir..."
Ardından Mayıs 2009'da kaleme aldığımız (ve Edirne-Keşan'da ÖNDER ile Tekirdağ'da YENi İNAN gazetelerinde yayımlanan) bir yazımızda Şubat 2006'daki yazımızın içeriğini hatırlattıktan sonra "PKK'lı terörist gruplarının ve onların yöneticilerinin direktifleri ile hareket eden kümelerin çeşitli vesilelerle Diyarbakır'dan İstanbul'a uzanan birçok şehrimizde gerçekleştirdikleri fiili saldırıların, sabotajların, mayınlamaların, küçük çocukları vasıta yaparak giriştikleri hareketlerin devam etmesi halinde Güneydoğu'da Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim ilân edilerek konunun üzerine şiddetle gidilmesi gerekeceği..." görüşümüzü dile getirmiş;
Daha yakın bir tarihte Ağustos ayında, KÜRT AÇILIMI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER başlığı altında kaleme aldığımız (ve bir önceki yazımızın yayınlandığı gazetelerde yayımlanan) yazımızda "Kürt kardeşlerimizle" toplum olarak iyi geçinmemizin bir yolu olarak belki, Avrupa Birliği'nin bir üyesi olma şansını elde etmiş Bulgaristan'ın oradaki ırkdaşlarımıza uygulamakta olduğu eğitim ve kültür politikasının bir benzerini benimsememizin uygun olabileceği görüşünü sunmuş; "Türk kardeşliğini" benimsememekte ve Kuzey Irak Kürdistan'ı ile bütünleşme niyetini taşımakta devam edenlerle ise ortak bir yol haritasında birleşmemizin mümkün olamayacağı görüşünü tekrarlamıştık.
Bu açıklamalarımıza bağlı olarak kişisel temennimiz şudur:
Basına yansıdığına göre “Demokratik Açılım” T.B.M.M.’nin 10 Kasım günü yapılacak toplantısında Meclis’te temsil edilmekte olan siyasi partilerimizce görüşme konusu olacaktır.İlgili Parti sözcülerimiz bu görüşmede mümkün olduğunca yapıcı bir tutum izlemeli,Meclis dışı siyasi partilerimiz,sivil toplum kuruluşlarımız,özellikle de görsel ve yazılı Basınımız ayrılıkçı bir yaklaşımdan mutlaka uzak durmalıdırlar.
Kuşku yok ki ATA’mızın ölüm yıldönümünde O’nun eserini koruyup sürdürme kararlılığı ancak böyle bir tutumla devam ettirilebilir.
Fethi AYTAÇ TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI