CUMHURİYET’imizin 86. Kuruluş yıldönümünü ülke genelinde - yazılı ve görüntülü yayınlara yansıdığına göre - coşkulu bir heyecanla kutlamış bulunuyoruz. Bu coşkuyu haklı kılan neden bir yandan Cumhuriyet'in varlığından duyduğumuz gurur ise öte yandan "Kürt Sorunu Açılımı" adı ile başlayıp ardından "Demokratik Açılım"a dönüşen siyasi yaklaşımın sonucu olarak yakın bir tarihte sözde "Eve Dönüş" niyetinin bir başlangıcı olarak HABUR sınır kapısından ülkemize giriş yapan PKK-lı kadın-erkek, genç-yaşlı grubun karşılanışında sayılan on binleri aşan kürt etnik kökenli yurttaşlarımızın, DTP'li siyasi liderlerin öncülüğünde, yaptıkları ayrılıkçı şov'a gösterdikleri tepkinin isabeti oldu. Bu tepki sonucudur ki Cumhuriyet Bayramı arifesinde Avrupa'dan gelmesi planlanmış PKK-lı "elçilerin gelişi önlenmiş; Hükümetin açılımı geliştirme yönündeki aceleciliği "frenlenmiş"; şov'u yurt ölçüsünde yayma niyetinde olanların çanına da, şimdilik, ot tıkanmıştır. Konu ile ilgili olarak basında yer alan görüş, yorum ve değerlendirmelerin çokluğu ve farklılığı siyasi iktidarın, dolayısıyla Hükümetin, açık ve kesin bir sonuç-karara varmasını güçleştirmektedir. Başta ana muhalefet partisi CHP ve ardından MHP'nin bu çok önemli milli sorunda AKP ile mantıklı bir işbirliği içinde olmaması, bu konuda milli bir politika oluşturulmasını önlemekte, dolayısıyla sorunun daha uzun zaman gündemde kalması ihtimalini arttırmaktadır. Bu durum, önümüzdeki aylarda da toplumun tedirginliğinin devam edeceğinin işaretidir.
Aslında açık yüreklilikle kabul ve işaret etmek gerekmektedir ki yüzyıllarca Osmanlı imparatorluğu döneminde bir arada uzlaşı içinde yaşamış etnik birçok topluluk özellikle 1789 tarihli Fransız Ihtilâli'nden sonra gelişen milliyetçilik duyguları ve Avrupa Devletlerinin desteği sonucu imparatorluktan kopup bağımsız devlet kurma hareketlerine girişmiş; bu girişimin sonucu Yunanistan, Bulgaristan'ın ve ardından diğer Balkan ülkelerinin doğması olmuş; 1900'lerden sonra da Ermeni, Kürt etnik toplulukların aynı yönde istek ve kıpırdanmaları başlamıştır. 1. Dünya Savaşı sonunda imparatorluğun mağlup bir devlet olarak özellikle Orta Doğu'daki topraklarını ve hakimiyetini kaybetmesi bu yöndeki girişimleri de arttırmıştır. Milli Mücadele'nin başlangıcında ATATÜRK ve yardımcılarının başarılı yaklaşım ve tutumu ile bir yandan Anadolu'da yer yer boy gösteren isyanlar bastırılırken, bir yandan da, Kürt önderler dahil, çeşitli grup başları milli birlik içinde, yeni kurulan T.B.M.M. çatısı altında bir araya getirilmişler; böylece Osmanlı imparatorluğu enkazı üzerinde yepyeni bir devlet kurulabilmiştir. Ne var ki, Atatürk'ün ve ona bağlılığı kaybetmemiş arkadaşlarının "Türk Milleti, Türk Devleti.." birliği ve beraberliği esası üzerine kurdukları Cumhuriyet yerine göre "Islâmi dinden ve Halifelikten kopma", yerine göre de kurt etnik topluluğuna bekledikleri bazı hakları vermemiş olma iddiaları ile iç başkaldırmalara maruz kalmıştır. Ancak yönetimin güçlü, otoriter ve yapıcı tutum ve yaklaşımları o günün Dünyasında birçok devlet başkanının takdirini topladıkça Cumhuriyet ve ilkeleri güçlenmeye devam etmiştir 2. Dünya Savaşı'nm sonunda A.B.D.'nin de desteğiyle BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ve prim yapan "demokrasi ilkeleri" yurdumuzda da çok partili siyasi yapılanmaya geçmeye yönelik arzular uyandırmış, bunun sonucu 1950'de Demokrat Parti adlı yeni partiyi iktidara getirmek olmuş; bu gelişme ile birlikte ülkede etnik açıdan ayrılıkçı tohumlar atılmaya başlanmış; her genel veya mahalli seçimde Güney Doğu bölgemizin adayları arasında yer alanlar gitgide mahalli özerkliğe heveslerini açık açık ortaya koyan görüşler ileri sürer olmuşlardır.
Bu gelişmeler gün gelmiş bazı bölge milletvekillerinin - Leyla ZANA gibi -TBMM.nde Türkçe yapmaları gereken yemini Kürtçe yapmalarına kadar ileri gitmiş; yurdun çeşitli illerinde oluşan terörist unsurlar ve gruplar kanlı çatışmalar ile çok sayıda askerimizi ve sivil yurttaşımızı şehit etmişlerdir. Bu faaliyetler 1992-1993 yıllarında, ERUH baskını gibi, terörist grupların devletin resmi kurum ve birimlerine silahlı baskınına bile dönüşmüştür. Doğu Anadolu'da Tunceli, Erzincan gibi illerimizle Güney Doğu illerimizin vahşi tabiat yapısı nedeniyle düzenli askeri birliklerimizle beklenen sonuç alınamadığı için "köy koruculuğu" görevi verilerek teröristlerle mücadele yolu aranmış ve denenmiş; ayrıca Kuzey Irak'a geçerek orada kamplara yerleşmiş PKK'lıları savaş uçaklarımızla bombalayarak yok etmek ya da sindirmek istenmiş ise de bu tedbirler de sonuçsuz kalmıştır. Ve böylece olumsuz gelişmeye devam eden olaylar yöre halkının "Kürtlük" bilincini etkilemiş, genci-yaşlısı, erkeği-kadmı artan oranda ABDULLAH ÖCALAN ve takım arkadaşlarının varlığında, yahut Irak'taki Kürtlerin başları TALABANl ve BARZANİ'nin şahıslarında onları önce özerk (= muhtariyete sahip) sonra da bağımsız Büyük Kürdistan'a kavuşturacak liderleri görmeye alışmıştır.
Bugün gelinen nokta budur.
Yarın: Hükümetin Demokratik Açılım Gayretleri...
[Bu sayfa 237 kez görüntülendi.]
Fethi AYTAÇ TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI