YAZARLAR

ANKARA MEKTUBU
Fethi AYTAÇ
ABD'nin IRAK'I İŞGALİ VE TÜRKİYEMİZE OLUMSUZ ETKİSİ
[27-11-2008]
----Dünden devam...----
Şu kadar ki Kasım ayı içinde ABD’de Başkanlık seçiminin yapılacak ve bu seçim sonunda Bush’un saltanatının sona erecek olmasının İran’ı pek korkutmadığı gibi aksine bu ülke Başbakanı Ahmedi Necat’ın çeşitli vesilelerle, hatta Newyork’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, ABD’ye meydan okuması ve keza başarı ile uzun menzilli füzeler imal edebilmesi, üstelik ABD’nin Irak yanında Afganistan’da da ciddi bir dayatmacı güçle karşı karşıya bulunması İran’a karşı bir ABD hareketini gündemden uzaklaştırmıştır denebilir.
Kaldı ki bunlara ilaveten:
-Eylül ayından itibaren ABD’de ortaya çıkıp bütün Dünyaya süratle yayılan Küresel Mali Kriz ABD’nin saltanatını biraz daha sarstığı gibi,
-ABD’de 4 Kasım tarihinde yapılan Başkanlık seçiminde Başkan Bush’un mensup olduğu Cumhuriyet Partisi’nin karşıt Demokrat Parti’nin adayı olan zenci B. OBAMA’nın kazanmış olması ve OBAMA’nın gerek adaylığı sırasında, gerekse seçildikten sonra Ortadoğu’da barışsever yaklaşımlı mesajlar vermiş olması -ABD’nin Irak politikasında daha uzlaşmacı gelişmeler olabileceği ümidini vermektedir. Dolayısıyla yazımızın başında güncel bir haber olarak verdiğimiz ABD ile IRAK yetkilileri arasında imzalanmış güvenlik anlaşmasının aksatılmadan yürürlüğe konulması beklenilebilir. Gelişmelerin ülkemiz açısından değerlendirilmesine gelince:
Yukarıda yaptığımız açıklamalar Irak’ta huzurlu bir dönemin başlangıcı gibi görünebilir. Ancak bu hususta aceleci olmamak gerekmektedir. Çünkü:
-Irak halkının büyük kesimini oluşturan Araplar dini inançları bakımından Müslümanlığın Sünni ve Şii mezhebindendirler ve ne yazık ki iki mezhep mensupları arasında geçmişten gelen bir uyuşmazlık sürüp gitmektedir. Şii olan Başbakan MALİKİ’nin Hükümete Sünni Bakanlar da alması sorunu çözmemektedir.
-Irak halkının keza önemli bir kesimini oluşturan Kürtler dini bakımdan müslümandırlar; fakat etnik köken itibariyle kendilerini farklı gördüklerinden Kuzey Irak’ta özerkliğe sahip bir devlet kurma peşindedirler. Halen kendilerinden olan Talabani’nin Cumhurbaşkanlığında kurulmuş olan Hükümet te onlar gözünde yeterli değildir. Ya eşit hak ve yetkilere sahip iki başlı bir Federasyon olma veya zamanla tam anlamı ile bağımsız bir Kürdistan’a dönüşme beklentisi içindedirler.
-Irak halkının üçüncü bir kesimini oluşturan ve Kerkük çevresinde, bizce ağırlıklı olması gereken Türkmen kardeşlerimiz Arap kökenlilerden destek görmekte iseler de Kürt kökenlilerle araları gittikçe açılmakta ve uzlaşmazlık büyümektedir. Bu durum ise Türkiyemizi Irak’la ilgili politik yaklaşımlarda sıkıntıya sokmaktadır. Nitekim Barzani yönetimi Kerkük’ü yapılacak bir referandumla kendi bölgelerine dahil etmek isterken Hükümetimizin, şimdilik, ABD destekli direnmesi ile bu bağlanma önlenmektedir. Ancak konunun ülkemizi daha ciddi boyutta ilgilendiren bir yönü var. Hatırlanacağı gibi SADDAM Hüseyin Irak Devlet Başkanı iken halkın yapısı yine bugünkü gibi idi. Ama, diktatörlüğe benzetilebilecek tutumu ile arap-kürt-türkmen toplulukları arasında karşılıklı uyuma dayalı bir birlik ve huzur sağlayan SADDAM, Şii İran’la 6 sene süren bir savaş yapabiliyor; başkaldırma eğilimi gösteren Kürtlere karşı –Halepçe’de- göz kırpmadan zehirli gaz kullanabiliyordu.
ABD ve işgalci müttefikleri, Irak’a yönelik harekete geçerken Saddam’ın bu tür uygulamalarına son verme ve Irak’ta demokratik bir düzen kurma vaadini bayrak yapmışlardı. Oysa bugün Irak’ta gerçek anlamda demokrasiden söz etmek mümkün olmadığı gibi bağımsız-haysiyetli bir devletten bahsetmek te mümkün değildir.
Bu olumsuz sonuç, bizim de Devlet olarak mutlaka üzerinde çok dikkatle durmamız gereken bir sonuçtur. Çünkü biz aslında “demokrat” bir devletiz. Ama bu “demokratlığımız” Devletimize zarar vermekte, onu zayıflatmaktadır. Çünkü Türk Milleti ATATÜRK’ün kurduğu ve bizlere miras bıraktığı Cumhuriyete, Tek Millet-Tek Devlet-Tek Vatan bütünlüğü içinde sahip olması gerekirken ve özellikle “demokrasiyi bilimsel kültürel ve siyasal demokrasi” anlayışı içinde benimseyip uygulamaya geçirmemiz gerekirken onu milli birlik ve beraberliğimizi zedeleyecek yorum ve davranışlarda zayıflatmış bulunmaktayız. Öylesine ki vaktiyle ATATÜRK’ün “Ne mutlu Türküm !” diyene sözünü her vatandaşımız gururla telaffuz ederken, zamanla bazılarımız “Hayır ben Türk değilim…” diyebilmiş; Türkçe yerine ayrı bir dilde konuşma ve eğitim yapma hakkı ister olmuş; kimilerimiz de kökende İslam dini mensubu olmakla beraber İslamlığın ayrı bir dalında olmaktan doğan özel yaklaşımlar ister olmuştur.
Özetle 2009 yılına girerken Türkiyemiz, ne acıdır ki, Irak’ta şahidi olduğumuz etnik farklılaşmaya, mezhep ayrımcılığını hatırlatan dini yaklaşım ayrımcılığına benzer bir bölünmüşlüğe doğru gitmektir.
Gönlünde, Anayasamızda ifadesini bulan, niteliklere sahip Vatan-Millet ve Devlet Sevgisi ve bağlılığı taşıyan herkesin ve her kurumun komşumuz Irak’ta son 6 yılda ortaya çıkan durumu ve alınacak dersi ibretle değerlendirmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.
(SON)
Fethi AYTAÇ TARAFINDAN YAZILMIŞ DİĞER KÖŞE YAZILARI