Ölüm-kalım savaşının, yoktan varolmanın, karanlıktan aydınlığa çıkmanın ayırdında olmayanlarla olmak istemeyenler, değerini bilmediğimiz kazanımlarımızı tüketmekte yarışıyorlar. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin gücünden ve geleceğinden çekinen kimi sözde dostların, içimizde kışkırtmalara girişip karışıklıkları körükleyerek, ayrılıklar yaratmaya çalışarak; dışarda sapkınları besleyip koruyarak, bölücü ve yıkıcıları destekleyerek, AB üyeliğimizi oyun ve ödünlerle savsaklayıp engellemeye ağırlık vererek önümüzü kesmeye çabaladıkları açıktır. Ekonomik, toplumsal, siyasal ve hukuksal sorunları çözmeye uğraşan Türkiye'nin iktidar ve muhalefet boşluğunu gidermeden, toplumsal barışı sağlamadan, özellikle etnik ve köktendinci terörü aşmadan düzlüğe çıkması olanaksızdır. Müdafaa-i Hukuk ruhu, Kuva-yı Milliye ateşiyle başarıya ulaşan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın anlam ve amacını özümseyip Türk Devrimi ve Atatürk ilkelerini içtenlikle benimsemek, bağımsızlık, özgürlük ve ulusal egemenlik temelinde, çağdaş uygarlık düzeyinde kendimize yaraşır yeri almanın koşuludur. İnsan haklarından kaynaklanan tüm olguları edinerek, Cumhuriyetimizin demokratik niteliklerini us, bilgi ve bilimle dokuyarak kapitalizmin ahlaksal ve kutsal hiçbir sınır tanımayan elatmalarıyla dayatmalarına karşı koyabiliriz.
Yapay sorunlarla uğraşmak, çözüm aramakta gecikmek ve tembelliğe düşmek, dayanışma yerine karşıtlığı ve çatışmayı yeğlemek, anlayış ve hoşgörü yerine katılığı ve karalamayı yararlı bulmak, kendi kendini yıkmakla birdir. Barış, karşılıklı sevgi, saygı ve güvenle yenilmeyecek güçlük yoktur. Bunun en uygun, en etkin, en gerçekçi aracı da hukuktur. Yeterli bilgiden yoksun, kültürsüz, inançsız, bağnaz ve aymaz kişilerin çıkarcılarla birleşerek kotardıkları kötülükler, insanı şaşkınlıklar içinde kıvrandıran nice aykırılıklar sürüp gidiyor. Umursamazlıkla ilgisiz kalınan durumlar artırılarak yineleniyor. Toplumsal dokunun bozulduğu kuşkusunu verecek ölçüde saptanan tutarsızlıklar, başka sorunlara neden oluyor. Bıkkınlıktan ve alışılmışlıktan kaynaklanan kanıksama, tepkisizlik, toplumsal mikropları yüreklendiriyor. Boşlukların doldurulmaması, eskiyen kralların yetersiz kalması, yenilenmemesi, çalışanların düşkırıklığına, gençlerin, alın teri ve göz nuruyla emek verenlerin umutsuzluğa düşmesi, partizanlığın koyulaşması, kadrolaşma, yakırma ve aykırıcıklıkların hiçbir şeye aldırış etmeden yaygınlaşması ürkütücü belirtilerdir.
İstiklal Marşı söylenmeyen, Atatürk'ün fotoğrafı bulunmayan, adı anılmayan, Türk Bayrağı asılmayan ya da atılan, şehitlerden söz edilmeyen, Türk Bayrağı üzerinde namaz kılınan toplantılar; İstiklal Marşı söylenirken ayağa kalkmayan, yarışmaya çıkarken ayyıldızı göğsüne takmayan sporcular; açılış ve temel atma törenlerinde ellerini kaldırarak dua eden Başbakanlar, Bakanlar, yöneticiler; Kur'an-ı Kerim ve dua okunarak başlayan sözde bilimsel toplantılar; kimi Vakıf ve Derneklerin çağdışı yayınları. Hemen anımsadığımız birkaç ibretlik örnek. “İricai sermayenin ilerici işlevi vardır” ve “Kürt kökenli yurttaşlarımızın tanınması, farklılıklarının koruma ve güvence altına alınması, kültürel ve siyasal yöntemlerle ve Kürt kimliğine yönelik kucaklayıcı tavır ve adımlarla..” diye yazabilen ve daha tehlikeli, daha kötü örneklerle adlarını anmak istemediğim yazarlar. İktidar yalakalığıyla her tür kılığa girerek, hiçbir insanlık ve terbiye kuralını tanımayarak saldırılarını sürdüren, yalana ve iftiraya başvuran bu tipler her gün üzüntüyle izlenir. Kaçtıkları ya da yuvalandıkları kimi sözde dost, kimi ezeli düşman, kimi komşu ülkelerde bile kinlerini kusmaktan kaçınmayan kimi sözde sanatçılar, Örnek birlikteliği, yurttaşlığı, kardeşliği, bağları unutup tarihin derinliklerinde kalan soy kökenine bakarak “azınlıktan olduğunu” ileri sürebilen bilim adamları. “Kürt sorunu” diye ırkçılıklarını açıklayan, “Eşitlik istiyoruz” diyerek tüm edinimlerini yadsıyan, “PKK'ya terör örgütü diyerek halkımıza küfredemeyiz-Anayasa'da Türk etnisitesi olursa red oyu veririz- Evimize döneriz” diyebilen milletvekilleri. “Kalemizi düşüremezsiniz, savaşa savaş, hodri meydan” diye kabadayılaşan Belediye Başkanı. Bu tür çelişki, aykırılık ve saçmalıkları sergileyip insan haklarından ve demokrasiden sözettikçe ilerici ve demokrat olduğunu sanan kimi zavallılar. Türkiye'nin düşmanları işte bunlar, içimizde barınan sapkınlardır. Köktendinci, bölücü, yıkıcı, çıkarcı, amaçları için hiçbir koşul gözetmeden hemen birleşen çete. AB gözdağı, ABD baskısı. İktidar dayatması ayrı. Dış destekli terör olaylarında kimlerin yanyana olduğuna bakmak yeter de artar bile. Düşünce özgürlüğü kalkanına sığınarak niteliklerini eylemleriyle açıklayan düşüncesizler, varlıklarının yurttaşlıklarını yadsımaktadır.
Bunlara göre Atatürk'e, Atatürkçülüğe, laik cumhuriyete, Atatürkçülere, Ulusal Kurtuluş Savaşı'na, Türk Devrimi'ne, Türklüğe ve Silahlı Kuvvetlere ne kadar saldırırsanız, ne kadar şeriattan, kürtçülükten, bölücülük ve yıkıcılıktan, küreselleşmeden, tahkimden yana ve ne kadar Lozan'a karşı olursanız o kadar ilerici, demokrat, özgürlükçü ve öndesiniz. Bunların karşı olduklarını savunur, yandaş olduklarına karşı çıkarsanız o kadar gericisiniz. Onlar için her şeye çatmak serbest, sizin için değerleri savunmak suçtur. Bu tür kişiler kimi kavram, kurum ve adların sendromuna tutulmuşlardır. Bunlara “Paranoyak” denilmesini yadırgamak güçtür. Neye karşı, neye yandaş olduklarının bilincinde de değildirler. Yazıp söyleyerek ilgi çekip tanınmak, ad yapmak isterler. Boşlukları, terbiyeye aykırı tutumları için ölçü bulmak olanağı da yoktur. Bir şey bildiklerini sanırlar, bilgiçlik taslarlar, dinlemek alışkanlığını edinmemişlerdir. Sanatı, sporu, bilimi bile kötüye kullanırlar.
Düşmanlığın azı-çoğu olmaz. Nasıl insanın en büyük düşmanı kendisi ise, bizim de en sakıncalı düşmanımız bizden görünüp karşıtlığını sinsice sürdürenlerdir, bizden olmayı içlerine sindiremeyenlerdir. Laik cumhuriyete karşı saltanat ve hilafeti, Türk Devrimi'ne karşı bağnazlığı ve yobazlığı, kişilikli bireyliğe ve yurttaşlığa karşı kul-kölelikle tebaayı, ulusa karşı ümmeti ve cemaati, ulusal egemenliğe karşı mutlakiyet ve meşrutiyeti, bağımsızlığa karşı bağımlılığı, özgürlüğe karşı tutsaklığı, eşitliğe karşı ayrımcılığı, usa karşı inancı, gerçeğe karşı varsayımı, bilime karşı dini, aydınlığa karşı karanlığı savunanlardır. Çıkarı için her ödünü verip her kötülüğü işleyen arsızlar, yüzsüzler, yalancı, yağmacı ve döneklerdir. Her yerde, her katta bulunabilen, her kılık ve biçime giren, her kapıyı çalan, her köşede karşımıza çıkan, her kalıba dökülen, umulmadık ilişkiler kuran becerikliler(!)dir. Sorumsuzlar, değerbilmezler, kendini bilmezlerdir. Hani derler ya “Maskeli dostun olacağına maskesiz düşmanın olsun.” Türkiye düşmanlarının çoğu maskeli dostlardır. İlkesiz, kararsız, tutarsız, ün ve şan düşkünü. Özveriden kaçan, her şeyde kişisel yarar arayan, bencil, güvenilmez kimileri. Kimi gün kişi, kimi gün topluluk, kimi gün yabancı devlet olarak kuyumuzu kazmaya çalışanlar. Nice olay ve kişi örnek verilebilir. Bize aydınlığı, bağımsızlığı, özgürlüğü, ulusal egemenliği, çağdaşlık olanaklarını, yurdu kazandıranlarla kazandırdıklarına karşı olanlar, Atatürkçülüğü karalayanlar. Atatürk ilkelerini yıkmaya çalışanlar, yabancılarla işbirliği ve ağız birliği içinde bulunanlar, siyasal ve ekonomik bağlamda ülkemizi güç duruma düşürenler, şeriatçılık ve ırkçılıkla kötülüklerini sürdürenler Türkiye Düşmanıdır. Gereksiz özelleştirmeler, gereksiz af yasaları, gereksiz vergiler ya da bağışıklıklar, gereksiz halkoylaması bile toplumsal barışın giderek zayıfladığını gösterdiğinden saldırganlarla destekçilerini yüreklendirmektedir. PKK konusunda Türkiye'nin çekingenliği, işgalci ABD'nin olurunun, beklenmesi, uluslararası hukukun işlemsel gereklerinin sürdürürken eli kolu bağlı biçimde beklenmesi yeni yitiklere neden olmuştur. Türk Ulusu'nun yüreği yanmaktadır. İktidar partisi kendi içindekileri razı etmeye çalışmaktadır. Meclis'e gelebilenler yetmiyormuş gibi Başbakan dağdakileri de Meslis'e çağırmıştır. PKK'lıların amacını iyi bilmek gerekir. “Bu topraklar bizim, buralardan gidiniz, biz kendi devletimizi kuracağız. Bunun için elimizden geleni yapacağız” Silahlı Kuvvetlerimizin savunma bağlamındaki çabalarını saldırı olarak niteleyen ve hiçbir şey yapmamaya çağıran sözde liberaller, sözde demokratlar, sözde ilericiler kendilerine gelmelidir. Niye PKK'ya ve destekçileriyle yandaşlarına “Vazgeçin” çağrısı yapamıyorlar?
|