logo

03 Şubat 2007

“TURİZMİ GÜNEŞ VE KUMSALA MAHKUM ETMEYEYECEĞİZ”

Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç Türk turizmini en kısa sürede çeşitlendireceklerini belirterek, “Türk turizmini deniz, güneş ve kumsala mahkum edersek 7 Euro’ya, yani sadaka fiyatına oda satmaya mahkum oluruz” dedi.

Türkiye’de yaşanan kuş gribi, Trabzon’da papazın öldürülmesi, karikatür krizi gibi nedenlerin 2006 yılında Türkiye’ye gelen turist sayısının düşmesine neden olduğunu ifade edene Bakan Koç, “Ancak, 2006 yılında elde edilen gelir, geçen yıla nazaran daha fazlaydı. Turizm alanında genel daralma sadece Türkiye’de değil, diğer Avrupa ülkelerinde de yaşandı. Özellikle de İspanya’da. Ancak, Yunanistan ve Hırvatistan’da bu sayılar artış göstermiştir” diye konuştu. Göreve geldikten sonra bir çok başarılara imza attıklarını, yapılmayanları yaptıklarını dile getiren Bakan Koç, turizm ve kültür alanında çıkartılan kanun, yönetmeliklerle kanuni açıdan karşılaşılan sıkıntıların giderildiğini ifade etti.

Bakan Koç, 2007 turizm stratejisini İHA’ya anlattı. Bakanlığın kuruluşundan bu yana yapılmayan kültür envanterini kendi döneminde çıkartıldığına dikkat çeken bakan Koç, “Türkiye’de turizm ve kültür alanında olmazsa olmaz envanter çalışmaları maalesef bugüne kadar yapılmamıştı. Türkiye genelinde başlattığımız kültürel envanter çalışmalarını bitirdik. Türkiye genelinde 75 bin eser tespit edildi” diye konuştu. Göreve geldiklerinde turizm alanında en büyük eksikliğin yol ve konaklama olduğunu gördüklerini belirten Bakan Koç şunları söyledi: “Şimdi Türkiye’nin her yerinde otoyollar yapıyoruz, kara yolu ulaşım ağını genişlettiğimiz gibi, uzun yıllardır tek bir çivi dahil çakılmayan demiryollarımıza milyar dolarlık yatırımlar yapılıyor. İstanbul-Ankara arası hızlı tren projesi ile mesafe daha da kısalacağı gibi ülkemiz ilk hızlı tren hattına da kavuşmuş olacak. Sayın Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım’ın döneminde başlatılan ‘Bölgesel Havacılık Projesi’ ile uçmak daha ucuzladı böylece atıl olan havaalanları hizmete alınmış oldu. Yatak kapasitesini yükseltmek için teşviklerde bulunuyoruz henüz dünya turizmine pek açılmayan deniz ve yeşilliğin birbirini tamamladığı Karadeniz’in tanıtımına başlıyoruz”.

Dünya çapında ören yöreleri, termal yerleri olsa bile yol ve konaklama tesislerinin olmadığı durumlarda bu yerlerin bir işe yaramayacağını söyleyen Bakan Koç, hükümetin son 4 yılda tarihi ören yerleri ile turistik tesislere giden tüm yolların kalitesini artırmaya çalıştığını kaydetti. Bakan Koç, “Ziyaretlerimde gördüğüm, memleketimin insanı turizmle kendi kültür eserlerine dönüş hadisesinin şuuruna varmış. Neyi yenileştiriyorsak ona fonksiyon vermemiz lazım. Eski eserlerin canlılığını devam ettirmesi, insan hücresiyle olur. Devlet olarak altyapıyı biz yapacağız, diğer bütün işleri özel teşebbüs yapacak. Bu amaçla 81 ilin vali, belediye başkanları ve sivil toplum kuruluşlarıyla toplantı yapacağız, yani kültüre dönüş hareketini hep beraber yapacağız. Çünkü turizm demek konaklama, kara ve hava ulaşımını çözmüş bir sektör demektir. Bu sorunları çözmeyen ülkeler turizmde başarılı olamazlar” şeklinde konuştu.

“BİZDEKİ ZENGİNLİK NE ROMA’DA NE YUNANİSTAN’DA VAR”
Büyük başarılara imza attıklarını dikkat çeken Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, 2005-2006 yılında Türk müteahhit, mimar ve rölyef sanatçısıyla bin 300 tarihi eseri onarıp hizmete açıtlarının altını çizdi. Bakan Koç, “Bu bir kültür bakanlığı tarihinde kolay kolay yapılmayacak bir rekordur. Biz yüreğimizi ve emeğimizi koyarak bunları gerçekleştirdik. Çünkü bizde bunları yapacak irade ve aşk var” dedi.

Beş antik tiyatronun onarımın da gerçekleştirildiğini bildiren Bakan Koç, göreve geldiğinde 115 antik tiyatronun bulunduğunun ifade edildiğini ancak yapılan araştırmalar sonucunda Türkiye genelinde 206 antik tiyatro olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Bakan Koç, “Bu kadar zenginlik ne Roma’da ne de Yunanistan’da var. Her birinin onarımı 3-4 milyon YTL’ye mal oluyor” dedi. Tarihi mekanların restorasyonuna daha önceleri yılda 500 bin YTL kaynak aktarılırken kendi dönemlerinde bu rakamın 15-20 katına çıktığını belirten Bakan Koç, bu yıl ayrılan ödeneğin 9 milyon YTL olduğunu kaydetti. Kültürel yapılarla ilgili incelemelerin devam ettiğini hatırlatan Bakan Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in desteğiyle ilk defa bine yakın memur aldık. Bunların 400-500’ü arkeolog ve sanat tarihçisi. 1975 yılında, İstanbul’daki tarihi sarayda çalışan bakanlık görevlilerinin sayısı 300 civarındaydı. Bu rakam son yıllarda 30’lara düşmüş. Ancak bu rakamı yeniden yükseltiyoruz. Her şeyi yeniden ihya ediyoruz”.

Türkiye’nin dünyanın hiçbir yerinde olmayacak kadar zengin yapıya sahip olduğuna dikkat çeken Bakan Koç, şöyle devam etti: “Bu kadar zenginliğin her biri de ayrı bir problemleri de beraberinde getiriyor. Örneğin, Kozan’da bulunan Anavarza’da SİT alanı ilan edilen yerde vatandaşlar yaşıyor. Hukuken hakları yok, ancak, sosyolojik olarak hakları var. Ancak, bu sorunlarında çözümüne uğraşıyoruz. Son 2 yılda 81 vilayetin hepsinde yenileme faaliyeti yürüttük. Ortaya çıkan manzara göğüs kabartıcı, şimdiye kadar kazıların 20’si yabancı, 60-65’i yerli uzmanların çalışmasıydı. Bunları ikiye katladık. Ayrıca, bunlara verilen paraları 5-10 bin YTL’den 100 bin YTL’ye kadar çıkardık. Anadolu’nun her tarafı şantiyeye değil tamirhaneye döndü”.

Van, Siirt, Şanlıurfa, Adıyaman, Gaziantep, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adana zincirinde yeni bir destinasyon meydana getirilmesi gerektiğini, bu bölgelerin turizmden payını yeterince alamadığını vurgulayan Bakan Koç, bu bölgelerde ağırlıklı olarak kültür turizmi yapılacağını sözlerine ekledi.

“BU TOPRAKLARDA YETİŞEN DEĞERLERİN KIYMETİNİ BİLMİYORUZ”
Yapılan çalışmalar neticesinde Türkiye’nin artık bir turizm mastır planının ve 2023 projeksiyonun olduğunu belirten Bakan Koç, bu plan sayesinde artık kısa, orta ve uzun vadede yollarlını bildiklerini Turizm Master Planı’nda yer alanları hızla hayata geçireceklerini ifade etti. Türkiye’nin kendi toprakları üzerinde yetişen değerlerin kıymetini bilmediğini kaydeden Bakan Koç, bu yapıyı değiştirmek için Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından yeni bir proje başlatıldığını bildirdi. Bakan Koç, “Değerlerimizi simgeleştirmeliyiz. Mesela Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli düşünürlerinden, eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Giresunlu ancak, Giresunlular bile bunu bilmiyor. İşte biz de bunun için Türkiye’nin yetiştirdiği değerlere sahip çıkmak için her bölgemizde bu değerlerin anıt ve heykellerini yapıyoruz. Bu değerlerden birisi de Yunus Emre’dir. Yunus Emre’mizi Türkçe’nin bütün dünyada öğretilmesi için yeni bir çalışmamızın ismi yaptık. İspanyol, Alman enstitüleri, Fransız, Amerikan kültür merkezleri gibi bir merkez oluşturacağız. Türkçenin bütün dünyaya öğretilmesi için Yunus Emre Kültür Merkezleri kuruyoruz. Anadolu’muzun her yerinde Emrah’ından Karacaoğlan’ına Rurşin-i Mehmet Efendi’den Mevalana’sına kadar büyüklerimizi önce kendimize sonra komşularımızdan tün dünyaya duyurmalıyız” şeklinde konuştu. Fırsatları kullanarak bir şeyler yapmaya çalıştıklarını belirten Bakan Koç, Türkiye için güzel rüyalar gördüklerini ama hayal görmediklerini, ayaklarının dimdik yere bastığını ifade etti. Türkiye’nin yer altı ve yer üstü değerlerinin çok fazla olduğunun altını çizen Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, “Kazıya açılacak Türkiye’de 2600 höyük vardır. Yani Türkiye’nin 2 bin 600 tane petrol kuyusu kadar değerli imkanı vardır. Ve bu petrol kuyuları diye tarif ettiğim höyükler aynı zamanda dünya barışına ve dünya kültürüne hizmet edecektir. Başka ülkelerin petrol kuyuları kıskançlığa, savaşa sebep olurken, höyükler bizim güzelliğimize sebep olacaktır. Bir Asklepion, bir Agaro bir İshak Paşa öyledir. Ama bu güzelliklerimizi yeterince biliyor muyuz? Bilmiyoruz” diye konuştu.

Deniz turizmi için gelenin 1 dolar para harcamasına karşılık kültür turizmi içi gelenlerin 3 dolar, kongre turizmi için gelenlerin ise 5 dolar harcadığını söyleyen Bakan Koç, Türkiye’nin zengin coğrafyası ve her türlü turizm alternatifine imkan sağlamasına karşılık bu potansiyellerini yeterince değerlendiremediğinin altını çizdi. Bakan Koç, “Türkiye sahip olduğu bu potansiyeli maalesef yeterince değerlendirememiştir, 20 yıl önce planlı ve kararlı politikalarla girdiği sektörde, kıyı turizminin sınırlarına hapsolmuştur” dedi.

“GELECEKTE TURİZM LİDER SEKTÖR OLACAK”
Kültür ve Turizm Bakanı Koç, inanç turizmi, kongre turizmi, kültür turizmi, eko turizmi, sağlık turizmi, golf turizmi, yat turizmi, yayla turizmi, mağara turizmi ve av turizmi gibi bir çok alternatif turizm türünün, istatistiki verilere bakıldığında gelir bazında kıyı turizminden çok daha fazla kar getirdiğini söyledi. Bakan Koç, “Değişen tüketici tercihlerini de göz önüne alarak ülkemiz turizminin çeşitlendirilmesi, ülke sathına yaygınlaştırılması, değerlendirilememiş turizm potansiyellerine işlev kazandırılması amacıyla tüm yörelerimizde mevcut doğal ve kültürel değerlerin araştırılması ve turizme kazandırılması çalışmalarına şahsen büyük bir önem veriyorum” dedi.

Dünya turizminin son 40 yılda büyük bir gelişme gösterirken, Türk turizminin bu sürece 1980’li yıllardan itibaren katıldığına işaret eden Koç, çok kısa bir gelecekte turizm gelirlerinin ülke ekonomilerinin öncü sektörü olma yolunda hızla ilerlediğini kaydetti. Bugün Dünya Turizm Örgütü’nün verilerine bakıldığında uluslararası turizm girdilerinin 700 milyon turist ve 600 milyar dolar gelir seviyesinde olduğunu hatırlatan Bakan Koç şunları söyledi: “Dünya turizminin gelecek projeksiyonuna bakıldığında ise yine Dünya Turizm Örgütü’nce 2010 yılı itibariyle dünya turizm ekonomisinin hacminin 1 trilyon dolar, 2020 yılında ise 2 trilyon dolar olacağı hesaplanmaktadır. Dolayısı ile 2020 yılında dünyadaki turizm pastasının ekonomik ifadesi 2 trilyon dolar olurken bu boyutuyla dünyanın en önemli ve lider sektörü haline yükselecektir”.
Büyüyen bu dünya turizm pastasından Türkiye’nin elde ettiği dilimi artırması gerektiğini vurgulayan Koç, “Dünya üzerinde bu alandaki rekabetin fazla olması nedeniyle, bu alternatif inişli-çıkışlı bir talep trendi izlemektedir. Dolayısı ile ülkemiz 20 yıldır bu alana yaptığı yatırımlarla turizmde gösterdiği yükseliş eğiliminde artık tıkanmış ve talebi yatay konuma geçmiştir. Türkiye bu noktada kendini maksimize etmiş ve bulunduğu noktayı daha fazla zorlayamamaktadır” diye konuştu. Türkiye’nin 12 ay boyunca turizm yapılabilecek bir altyapıya sahip bulunduğuna dikkat çeken Koç, “Her metrekaresinde turizmi yaşatan bu coğrafyamızın her türlü turizm alternatifine imkan sağlamaktadır. Türkiye’yi ‘deniz-kum-güneş’ üçlüsüne hitap eden ve belirli bir zaman dilimini kapsayan turizm anlayışından sıyrılarak, 12 ay boyunca turizm yapabilecek bir anlayış geliştirmemiz gerekiyor. Bunu yaparken amacımız kıyı turizmini geri plana atmak değildir. Kıyı turizm ile birlikte Türkiye’mizin diğer potansiyelleri de ortaya çıkarmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

“TERMAL TURİZMİNİ MUTLAKA AYAĞA KALDIRACAĞIZ”
Türk turizminin en büyük sorunun çeşitlilik olduğunun altını çizen Bakan Koç, Türkiye’nin termal suları bakımından dünyada yedinci, Avrupa’da ise birinci olduğuna dikkat çekerek, şöyle konuştu: “Türkiye’de bin 300’ün üzerinde kaynak olmasına rağmen biz bunların yüzde 10’unu bile kullanamıyoruz. Termal’den turizm geliri bakımında yüzde 1 gelir elde ediyoruz. Türk turizmini deniz, güneş ve kumsala mahkum edersek 7 Euro’ya, yani sadaka fiyatına oda satmaya mahkum oluruz. Ben bunu kabul etmiyorum. Kabul edemiyorum. Termal turizmini mutlaka ayağa kaldıracak. Bunun için plansız programsız olarak değil bölgelere ayırarak ağırlık veriyoruz. Kütahya, Eskişehir, Afyon ve Uşak’ı birinci bölge, Aydın, İzmir, Manisa ve Denizli ikinci, Yozgat’ı üçüncü termal turizm bölgesi olarak belirledik. Tabi bu bölgeleri belirlerlerken diğer bölgelerimizde ki termal turizme önem göstermediğim anlamına gelmesin. Ancak termalde bu üç bölgeye ağırlık vereceğiz. Termal turizmini mutlaka ayağa kaldıracağız. Termal turizmini 21 il ve 6 bölgede ilerletmek, hızlandırmak için yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Ayrıca kvış ve kongre turizmini de önemsiyoruz. Çünkü her turizm alanının 3 ile 6 aylık mevsimleri olmasına karşılık kongre ve termal turizminin süresi 12 aydır. Yani yılın her mevsiminde canlı bir sektördür. Son yıllarda ülkemizde önemli gelişme gösteren bir alan da Sağlık Turizm’idir. Bu sektör dünyada önemli döviz girdilerine ulaşmaktadır. Ne pahasına olursa olsun Türkiye’mizi bu konuda layık olduğu noktaya ulaştıracağız. Bu amaç çerçevesinde ‘Büyük Sağlık Turizmi Hamlesi’ başlattık. Pamukkale’de Fransızlar ile gerçekleşen milyon dolarlık yatırım bu hamlemizin ilk işaretidir. Türkiye diş, göz, estetik ve saç ekimi alanlarında dünyanın en iyilerinin arasında bu amaçla gelen yabancı sayısı geliyor. Geçen yıl bir göz hastanemiz ülkemize 150 bin kişi getirip tedavi ettirdiğini söylüyor”.
Bakan Koç, turizmin çeşitlendirilmesine yönelik başlatılan çalışmaların önemli bir bölümünün, yaylaların turizme kazandırılması amacıyla 1990’da başlatılan ‘Yayla Turizm Projesi’ kapsamındaki çalışmaların oluşturduğu ifade ederek, “Bu proje ile yaylalarımızın doğal güzellikleri, etnolojik ve diğer çekicilik yaratan özellikleri ile eko turizme yönelik sundukları çok çeşitli ve eşsiz olanakların, koruma-kullanma dengesi içerisinde turizm amaçlı değerlendirilmesi hedefliyoruz” şeklinde konuştu.

“BU SENE 200’ÜN ÜZERİNDEN FUARA KATILACAĞIZ”
Diğer bir alternatif turizm çeşidinin ise ‘Kültür Turizmi’ başlığı altında yer alan ‘İnanç Turizmi’ ve tarihi hanların (kervansarayların) turizm amaçlı değerlendirilmesi kapsamında yer alan ‘İpekyolu Projesi’ olduğunu belirten Koç, söyle dedi: “İnanç turizmi açısından zengin bir ülkeyiz. Üç büyük dinin (Müslümanlık, Hristiyanlık, Musevilik) günümüze kadar ulaşan önemli ziyaret merkezlerinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve yerel idarelerle de işbirliği içerisinde restorasyon, çevre düzenlemesi, ışıklandırma ve benzeri gibi açılardan ele alınarak iyileştirilmesi ve tanıtımının yapılarak ziyaretçi sayısının, bağlı olarak da döviz girdisinin arttırılmasını amaçlamaktayız. Bunun yanısıra kültürel mirasımızın en önemli unsurlarından ve çoğu doğaya, çevresel etkenlere yenik düşmüş olan han ve kervansarayların korunması, bir koruma-kullanma dengesi içerisinde yaşatılarak tarihi İpek Yolu’nun canlandırılması da planlanmıştır. Bu nedenle, ilk etapta ana tur güzergahları ile çakışan İpek Yolu üzerinde değerlendirilmesi düşünülen han ve kervansaraylara ilişkin ön etütler yapılmış ve 11 adet kervansaray belirlenmiştir”.
Bakan Koç, Türkiye’de önemli ölçüde gelir kalemi meydana getirecek bir diğer alternatif turizm türlerinin ise antik kentler, Erzurum akarsu, dağ-doğa, yürüyüş (trekking), bisiklet turları, atlı doğa yürüyüşü, mağara turizmi, sportif olta balıkçılığı, kuş gözlemciliği, botanik turizmi ve av turizmini olduğunu ifade etti. 2007 yılında yeni bir anlayışla kültür ve turizm alanında tanıtım atağına kalktıklarını vurgulayan Bakan Koç, önümüzdeki dönem Avrupa, Asya, Güney ve Kuzey Amerika’da Türkiye’nin tanıtımına yönelik sergilerin açılacağını bildirdi. Bu yıl önem verdikleri bir başka konun ise fuarlara katılmak olduğunu dile getiren Bakan Koç, “Devlet Bakanımız Kürşat Tüzmen’in de yer alacağı ihracat fuarlarında da katılma kararı aldık. Böylece ilk defa Turizm Bakanlığı olarak 200’ün üzerinde fuara katılacağız” dedi.

“BU SENE TANITIMA 120 MİLYON DOLAR PARA AYIRDIK”
Türkiye’nin tanıtım için bu sene 2006 yılının iki kadar olan 120 milyon dolar kaynak ayırdıklarını belirten Bakan Koç, Rusya’da ve Türkiye Cumhuriyetleri’ndeki tanıtım için bir Rus, Avrupa ve Amerika’da ki bir Alman firmasına verdiklerini belirterek, “Biz 120 milyon doların hepsini iki tanıtım şirketine vermeyeceğiz. Bu parayı bütün dünyadaki tanıtımı için harcayacağız” diye konuştu. “Türkiye: 7000 Yıllık Tarih” sergisinin 31 Mart’tan sonra Napoli’de açılacağını söyleyen Turizm ve Kültür Bakanı Koç, “3 ay sürecek sergi Türkiye’de 20 kazı bölgesinde çalışma yapan İtalyan arkeologların çıkardıkları eserlerle de zenginleştirilecek. Napoli’de böyle bir sergi açılması Türkiye’nin tanıtımı açısından da önemli” şeklinde konuştu. Türk’ün sadece kendi kendine değil, bütün dünyaya değerlerini anlatması gerektiğini vurgulayan Atilla Koç, şöyle devam etti: “Anadolu’nun her yerindeki büyüğümüzü, önce kendimize sonra komşularımızdan başlamak üzere bütün dünyaya anlatacağız. Yaptığımız müracaat sonrasında UNESCO 2007 yılını ‘Mevlana Yılı’ ilan etmiştir. Bu yılın tüm dünyada etkin bir şekilde kutlanabilmesi için özel bir proje grubu oluşturarak çalışmalarımıza başladık. Bütün dünyaya Mevlana’nın sevgi felsefesini anlatacağız”.

“ACELEM VAR GÜNDE 18 SAAT ÇALIŞIYORUM”
Güne erken başlayıp 18 saat çalıştığını ifade eden Bakan Koç şunları söyledi: “Tarihin bazı tesadüfleri var. İnanç sahibi insanlar buna ‘tevafuk’ da derler. Hakikatten Türkiye’de Kültür ve Turizm Bakanı olmak, mesuliyetli, şerefli bir iş ama en aşağı gündem 18 saat çalışmalı gerektiren bir iş. Bilmiyorum vücudum daha ne kadar tahammül edecek ama ben bakanlığım süresince günde 18 saat ve acele gerçekleştirmek için çalışıyorum. Çünkü ülkem için acelem var, yapılmamış işler yanlış veya el değmemiş projelerin rehabilite edilmesi için acelem var. Ülkemin insanlarının refahı için mutluluğu için acelem var”.
Türk turizminin tıpkı ürkek bir kuş gibi en küçük olumsuzluklardan etkilendiğini belirten Bakan Koç, bu sebeple 7’den 70’e herkesin turizme karşı duyarlı davranması gerektiğini vurguladı. Turizmden 49 sektörün beslendiğini bildiren Koç, bu anlamda her şeyi devletten beklemek yerine toplumun da üzerine düşeni yapması gerektiğini bununda Türkiye turizminin hedeflerini büyüteceğinin altını çizdi. Öğrencilik yıllarını ‘yaramaz denmez akıllı bir kişi’ olarak niteleyen Bakan Koç, sözlerini şöyle noktaladı:

“Ben iyi bir talebe değildim. Edebiyatla kompozisyonum iyiydi. İngilizcem de iyi değildi. Ancak haşere yaramaz değildim. Benim hayatımda bir çok şeyleri öğrenmeme neden olan okul ‘Özel Türk Koleji’ olmuştur. Bu okulda okurken birçok şeyi orada öğrendim. Müzik dinlemesi, resme bakmasını öğrendim. Sinema ve tiyatroya giderdim. Her hafta bir kültürel etkinliğimiz vardı. Özellikle tiyatroyu çok seviyordum. Öyleki derslerle pek ilgim yoktu. Okulumuz son senesinde birinci devresinde çok zayıfım geldi. İkinci senesinde de yine çok zayıfım vardı. Bir gün Orhan hocamız bana ‘Sen ne üniversiteyi kazanabileceksin, ne de bu okuldan mezun olacaksın, işin gücün tiyatro senin’ demişti. Ama hocamı mahcup çıkardım. Bu lafı üzerine derslerime sıkı sarıldım ve girdiğim imtihanlarımdan iyi not almayı başardım. Haziran döneminde de mezun oldum. Üniversite sınavına girdim Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazandım. Siyasetçi olmayı o yıllarda kafama koymuştum”.
(İHA)

Share