logo

13 Ağustos 2013

Cumhuriyet Kadınları Derneği Aydın Şubesi’nden Ergenekon Tepkisi

Cumhuriyet Kadınları Derneği Aydın Şubesi Başkanı Saniye Duman, 5 yıldır süren Ergenekon Davası'nda yargılama sürecinin başından sonuna kadar hukuksuzluklarla dolu olduğunu, devlet eliyle baskı ve şiddet uygulandığını belirterek, “Bugün siyasallaşmış yargının Silivri’de verdiği kararla; Cumhuriyeti temsil eden kadroları tasfiye etmek amacında olduğu ortaya çıkmıştır. Yargının siyasallaşmasının acilen önüne geçilmesi gerekir. Anlaşılan o ki, siyaset elini yargı üzerinden çekmek istemiyor.” dedi.

CKD Şube Başkanı Duman, adil yargılama ilkesinin yok sayılması ve davanın Yargıtay süreci ile ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Ergenekon Davası, soruşturma aşamasından karar aşamasına kadar her aşamada hukuksuzluğun sergilendiği bir dava olmuştur:

Delillerin toplanmasından gizli tanığa, dijital sahte verilerden savunmanın engellenmesine kadar 5 yıl boyunca adil yargılanma ilkesi yok sayıldı. Hukuk işlemedi. Sanıklar, varlığı ispat edilmeyen terör örgütü üyeliği ile suçlandı. Olmayan terör örgütünün üyesi olmadıklarını ispat etmeye çalıştılar.

Özel Yetkili Mahkemeler kaldırılıp, terörle mücadele mahkemeleri kurulduğu halde, bu davanın mahkeme ve yargıçları değiştirilmedi. “özel olarak” göreve devam ettirildi. Davanın bu yargıçlar eliyle karara bağlanması sağlandı.

5 Ağustos karar gününden önce yapılanlara bakalım: sanık yakınlarının ve halkın duruşmayı izlemesini engellemek için her türlü yola başvuruldu.

Önce mahkeme, duruşmaya sanık yakınları dahil, izleyici alınmayacağına karar verdi. 12 Eylül darbe dönemi sanık yakınlarına bu engel konmamış iken, “ileri demokrasi” iddiası ile iktidara gelen bu güya “demokrasi” ortamında, sanık yakınlarına, babalarını, eşlerini görme imkanı dahi tanınmadı.
Türkiye’de uzun süredir sıklıkla tanık olduğumuz yetki gaspı örneklerine bu dava nedeniyle yeniden tanık olduk. İstanbul Valisi yargı yerine geçti. Mahkemenin izleyici kısıtlama kararını açıkladı ve buna dayanarak, ne sanık yakınlarının, ne de duruşmayı izlemek üzere halkın Silivri'ye gelmemelerini, gelirlerse engelleneceklerini “idari tedbir” olarak açıkladı. Arkasından gözdağı vermek üzere Silivri'ye çağrı yapan kuruluşlardan, İP, TGB, Ulusal Kanal ve Aydınlık Gazetesi yönetici ve çalışanlarına baskın gözaltılar uygulandı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Didim’de CHP’li Meclis Üyesi, ilçe başkanlığına aday oldu

Herşeye rağmen kararlılıkla yola çıkan otobüsler tüm yurtta durduruldu. Silivri'ye varabilenler ise biber gazı, TOMA-tazyikli su ve hatta (inanılmaz ama) yol boyu otlar ateşe verilerek halkın duruşma alanının yakınına dahi girmeleri engellendi. Böylece, İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İstanbul Valiliğinin, ne Anayasa’da yer alan “seyahat özgürlüğünden” ne de gizlilik kararı alınmamış duruşmaları izlemenin “demokratik hak” olduğu gerçeğinden haberleri (!) olmadığı anlaşıldı. Kısacası: Devlet eliyle şiddeti gördük.

Açıklanan karar ise zaten beklenen karardı. 5 yıl önce verilmiş olduğu kaygısı hakimdi. Yargı süreci henüz sonlanmadı. Yargıtay aşaması var. Ne var ki, 2010 Anayasa değişikliği sonrası yargı (Anayasa Mahkemesi-HSYK-Danıştay-Yargıtay ve Mahkemeler) yeniden ve çoğunlukla siyasi iktidarın güdümünde yapılandırıldı. Bu davada temyiz incelemelerini yapacak olan Yargıtay’a bu dönemde bir kerede 160 üye toptan atandı ve mevcut “yeni” üyelerle “yenilendi”;  dairelerin üye tablosu değişti “yenilendi”. Bu yapıda bir Yargıtay bu davanın temyiz incelemesini yapacak.

Önümüzdeki dönem yargının kendisini sorgulaması gereken bir dönem.
Yargı; yasama ve yürütmeden ayrı, bağımsız örgütlenmezse yargı bağımsızlığı, yargının tarafsızlığı sağlanamaz. Adil yargılanma hakkı ihlallerinin önü alınamaz. Sonuçta adalete güven sarsılır. Hukuk Devleti ilkesi yara alır. Bugün ülkemiz bu sorunu yaşamaktadır.

Bugün siyasi kadrolarla uyum içinde çalışmanın zararını görmeyen yargı kadroları, değişen siyasi konjonktürde, aynı yasal dayanaklar nedeniyle hedef haline bile gelebilirler. Bu nedenle yargıda bağımsız örgütlenmenin önü açılmalıdır.

Meclisteki Anayasa çalışmaları çerçevesinde siyasi partilerin üzerinde anlaştıkları ileri sürülen Meclis ağırlıklı model de ne yazık ki soruna çözüm getirici nitelikte değildir. Türkiye’deki demokrasi kültürü yargının; Batı’yı model alarak değil, ancak kendi ülke gerçeğinden hareketle Yasama ve Yürütmeden bağımsız örgütlenmesi ile bağımsız olabileceğini gösteriyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Nazilli CHP'de Deveci güven tazeledi

12 Eylül döneminde yargı üzerindeki Yürütme ağırlığı arttı. 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliği ile ise “Yürütme ağırlıklı” Yasama destekli model, yargıyı yürütmenin emrine soktu ve siyasallaştırdı. Bugün Meclis’te görüşülmekte olan modelle bu defa da yine Yürütme ve “Meclis ağırlıklı” bir modelin tartışıldığı anlaşılıyor. Anlaşılan o ki siyaset elini yargı üzerinden çekmek istemiyor. 1982 Anayasasından beri siyaset ağırlıklı yargı modelinin Türkiye’yi getirdiği yer bellidir. Bugün siyasallaşmış yargının Silivri’de verdiği kararla; Cumhuriyeti temsil eden kadroları tasfiye etmek amacında olduğu ortaya çıkmıştır.

Yargının siyasallaşmasının acilen önüne geçilmesi gerekir.

Türkiye’nin bu çok önemli sorununu, Yargının bizzat ele alarak ve Yasama ile yürütmenin her anlamada Yargı üzerinden elini çekeceği bağımsız bir modeli gündeme getirerek kendi bağımsızlığını, kendi insiyatifi ile yaratması için adım atması böylece Türkiye’nin çağdaş, demokratik bir ülke olmasına katkı sağlamasını beklemek hakkımızdır.

Ancak bundan sonra, yeniden yapılandırılmış bir Yargıtay’da yapılacak temyiz incelemesi halkın gözünde saygınlık kazanabilecektir.”

 

(Mücadele Ajans)

Share