logo

25 Haziran 2013

CKD Şube Başkanı Egesoy: “Başbakan Tüm Siyasetini Dini Kullanarak Yapmaktadır”

Cumhuriyet Kadınları Derneği Aydın Şubesi Başkanı Selma Egesoy, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bazı AKP'li yöneticilerin Gezi Parkı eylemlerine dair kutuplaştırıcı ve gerilimi artırıcı söylem ve tutumlarını eleştirdi.

Egesoy, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Başbakan, dini siyasete alet etmeye devam ediyor. Taksim Gezi Parkı’ndaki doğa katliamıyla başlayan ve demokratik hak ve özgürlüklerin talebiyle devam eden halk direnişini kırmak için, dini kullanarak ‘yüzde elliyi evlerinde zorla tutuyorum’ dediği  kesimi kışkırtarak, iç savaş, kardeş kavgası çıkarmaya çalışıyor.

•'Çapulcu marjinal gruplar camiye girip bira içmişler.'

•'Daha da ileri gidip camide fuhuş yapmışlar.'

•'Benim başı örtülü gelinime saldırmışlar, yerlerde sürüklemişler, üstüne işemişler.'

•'Utanma yok neyse de adap da bilmiyorlar. Polis arkalarından çiçek vermek için koşarken ayakkabılarını bile çıkarmadan dalmışlar camiye.'

•'Bunlara ait kaset var, Cuma günü yayımlanacak.'

dedi. Ama kaset ortada yok; caminin imamı öyle şeyler olmadı dedi zorunlu izne çıkarıldı; gelinin babası öyle bir şey olmadı dedi; dinleyen kim?.. Başbakan gerçek dışı olduğu kanıtlanmış sözlerle halkın bir kesimini kışkırtarak, taşla, sopayla, satırla sokağa döküp, demokratik yollarla hak arama mücadelesi veren kitlenin üstüne saldırtmaya çalışıyor.

AKP Gençlik Kolları Genel Başkanı İsmail Karaosmanoğlu önceki gün aynen şu sözü etti:

'AKP mitinglerine katılmak farzı ayındır' (yani namaz kılmak ve oruç tutmak gibi Allahın emridir)

Keza bir kaç gün önce AKP eski Mebusu olan ve halen Sağlık Bakan yardımcılığı görevinde bulunun Agah Kafkas, Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarını yapmak sünnettir, diye bir açıklama yapmıştı.

Aynı şekilde yine AKP Aydın İl Başkanı olan İsmail Eser, 'Erdoğan bizim için ikinci Peygamberdir' diye buyurmuştu!

İlaveten AKP Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin’in, 'Başbakanımıza dokunmak bile ibadettir' sözü hafızalardadır.

Bir başka örnek ise 'Başbakanımızın doğduğu ve yaşadığı şehirler mübarektir' diyen Bakan Egemen Bağış!

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Kılıçdaroğlu: “Belediye başkanlarının istifa ettirilmeye zorlanması milli iradeye haksızlıktır”

Son olarak Mısırlı Ulema Kardavi “Tayyip’i eleştirmek haram” fetvasını verdi.

Erdoğan’ın bu sözler karşısında suskun kalması, çevresindekileri dini siyasete alet etmeye teşvik etmektedir. Başbakan bu tür ifadelerden rahatsızlık duysaydı bir kaç ay içinde bizzat partili yöneticiler ardarda böyle sözler edebilir miydi?

AKP, TBMM’ndeki çoğunluğuna dayanarak sözümona gençliği içki bağımlılığından koruma gerekçesi ile bir kez daha dini siyasete alet etmiştir. Oysa aşırı içki kullanarak başkalarına zarar vermek her zaman suçtur. Gerçek böyle iken Başbakan, Cumhuriyetin kuruluşunun ardından yürürlüğe konulan yasaları ve yasa yapıcılarını hedef alarak ve onları kastederek gerçek dışı iddialara ve hakaretlere yönelmiştir. Başbakan, bu sözlerini hemen geri almalıdır.

Kadınlar olarak kendisine anımsatmak isteriz ki, Başbakan, gençliği korumak istiyorsa öncelikle onları, başka ulusların içişlerine müdahale ederek haksız savaşlarda ölüme sürmekten korumalıdır. Bugün gençlik için en büyük tehlike, emperyalizmin boyunduruğunda bir ülkede yaşamaktır. Gençler, kendi ülkelerinde iş ve ekmek istemektedirler. Gençlik korunacaksa, iktidar, öncelikle korkunç gelir adaletsizliğini önlemeli; onları üniversite mezunu işsizler ordusu olmaktan kurtarmalı; iş ve eş sahibi olmalarının koşullarını yaratmalıdır. Gençlik, bilim ve sanata kolayca erişebilmeli; hak arama ve ifade özgürlüğünün üzerine biber gazları ve tazyikli sularla gidilmemelidir. Genç kızlarımız ve çocuklarımız cinsel taciz, tecavüz ve her türlü şiddetten korunabilmelidir.

Başbakan, pek çok kez yaptığı gibi bu kez de toplumu, 'içki içenler ve içmeyenler' diye ikiye bölmektedir. Az da olsa içki kullananları, gece gündüz sarhoş geziyorlarmış gibi ayyaşlıkla suçlamaktadır. Türkiye laik bir ülkedir. Laiklik, din ve dünya işlerinin ayrılmasını zorunlu kıldığından, dinin toplumdaki yeri ne olursa olsun yasaların yapımında referans alınacak değer, din ve inançlar değil akıl ve bilimdir. Laiklik, hangi din ve mezhepten olursa olsun bütün insanlara eşit davranmayı gerektirir. İktidar, İslam dinini, toplumu barıştıran, çağın gereksinimlerini anlayan, akıl ve mantıkla uzlaştıran bir toplumsal kurum olarak düşünmek yerine, onu, yobazlığın aracı haline getirmeye çalışmaktadır. Milletin bir kısmının oyunu alayım derken diğer bir kısmını dinden soğutan ve uzaklaştıran bu politika, Tanzimat’tan bu yana Türkiye’nin ve hatta İslam Dünyası’nın en büyük sorunlarından biri olmuştur.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Sertel, BOR'u sordu Bakan Albayrak açıkladı

Halkımızın dini inançlarını siyasetin aleti haline getirerek onun safiyetini ve inançlarını sömüren bir siyasi hareketin toplumu, Ortaçağ’ın bataklığına hapsedeceği açıktır. Bu tehlikeyi görmemekse ancak aymazlıktır. Bugün, hangi dine mensup olurlarsa olsunlar toplumların dini esaslar üzerinden yönetilmesi olanaksızdır. Dinler, ortaya çıktıkları zamanın toplumsal yaşayışını düzene koymayı amaçlamıştır. İslamiyet’in çıkışından yaklaşık 1400 yıl sonra, toplumu asırlar öncesine taşıyarak yönetmek, akla zincir vurmaktır. Medeni Yasamızın gerekçesinde de belirtildiği gibi 'yaşam yürümekte ve yeni gereksinimler ortaya çıkmaktadır'. Devrim yasalarının yapıcıları, o tarihte kabul edilmiş olan yasaların dahi gelişen yaşama göre ileriye taşınacağını ifade etmiştir. Bugün yapılan ise tarihin tekerleğini geriye çevirmektir.

İktidar bunu başaramayacaktır. Başbakan padişah değildir. Bu nedenle, yasalar, onun iki dudağının arasındaki emirlerle olamaz. Halkın, biat ettiği, emir kulu olduğu günler geride kalmıştır.

Kadınlar olarak, bu tür oldu-bittilere boyun eğmeyeceğimizi, laik toplumu gözümüz gibi koruyacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz…”                                                                                                       

(Mücadele Ajans)

Share