logo

02 Şubat 2007

HEKİMLER İTHALAT-İHRACAT MALI DEĞİLDİR!

Aydın Tabip Odası, Aydın Diş Hekimleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, KESK Şubeler Platformu, ADD, Emekli Sen, Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği ile diğer bazı kuruluşların desteği ile Aydın Devlet Hastanesi önünde ithal doktor ve Radyoloji çalışanlarının çalışma sürelerinin uzatılmasıyla ilgili yasaya karşı bir basın açıklaması düzenledi.
Hastane bahçesindeki vatandaşların da destek verdiği basın açıklamasında “Hekimler ithalat-ihracat malı değildir. Sağlığın alfabesi” pankartları ve alkışlı protestolar yer aldı.
Aydın Tabip Odası Başkanı Tuncay Erdemir yapılan açıklamada Yeni yasanın 70 milyon Türk vatandaşının başına geçirilecek torba olacağını vurguladı.
Erdemir yaptığı açıklamasında özetle şunları söyledi;
“Bu tasarı ile getirilmek istenen değişikliklerden bir tanesi; uluslar arası sermayenin istekleri doğrultusunda ithal ve ucuz hekim çalıştırabilmek için ülkemizde hekimlik yapabilmenin koşulları değiştirilmektedir. Mevcut yasada koşul olarak belirtilen Türk bulunmak ifadesi çıkarılmaktadır.
İthal hekim” ile amaç -yabacı meslektaşlarımızın getirilmesiyle- uluslararası deneyim ve bilgiden faydalanmak değildir. Amaçlardan bir tanesi sağlık pazarını uluslar arası sermayeye açmak ve Dubai Şeyhi El Maktum gibi global sağlık patronlarına yeni kar alanları yaratmaktır. Diğer amaç ise sağlık piyasasında ucuz iş gücü oluşturmak ve yedek işsiz hekim ordusu yaratmaktır. Başbakan Erdoğan “Türk-i Cumhuriyetlerde aylık 100- 150 dolara çalışacak yabancı hekimler var” sözleri ile bu amacı açıkça ortaya koymaktadır.
Bir başka demecinde ise karpuz ithal eder gibi “yurtdışından kaliteli doktor ithal edeceğiz” demektedir.
Tasarıda ki bir başka yenilik; tüm hekimlere mali sorumluluk sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmektedir. Tasarı’nın gerekçesinde sağlık çalışanlarının çalışma koşullarının elverişsizliğinden kaynaklı tıbbi hata yapma olasılığının yüksekliği nedeniyle bu düzenlemenin yapılmak istendiği açık olarak belirtilmektedir. Hükümetin sağlık ortamındaki yetersizlikleri gidermek yerine bu yetersizlikler üzerinden sigorta kuruluşlarının fonlarına katkı sağlamayı düşünmesi ve hekimleri potansiyel suçlu olarak görmesi akıl almaz bir çabadır.
Bu Tasarı yasalaştığı takdirde Türkiye’de hekimlik yapmak fevkalâde zorlaşacak; büyük miktarlardaki tazminat davalarının baskısı altındaki hekimler riskli hastalara gerekli tıbbi girişimlerde bulunmaktan kaçınacaklardır.
“Zorunlu mali sorumluluk sigortası” ile hekimlere ek bir gider yaratılırken, kontrolü doğrudan Bakanlık tarafından yapılacak devasa sigorta anlaşmalarıyla sağlık ortamı yine piyasa ile baş başa bırakılmaktadır.
Diğer değişiklik; – eğitim hastanelerindeki şef/şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız olarak atama yapılmasını hedeflemektedir. Bu yönde önceden yapılan uygulama ve düzenlemeler yargı organlarımızca hukuka aykırı bulunduğu halde, bu tasarıyla AKP Hükümeti eğitim hastanelerinde artık bir işgal hareketine dönüşmüş olan partizanca kadrolaşma uygulamalarını devam ettirmek istemektedir. Siyasetin her türlü müdahalesinden uzak olması gereken eğitici kadrolarına liyakate değil sadakate dayalı olarak kendi yandaşlarını atamanın yollarını, hukuku dolanarak bulmaya çalışmaktadır. Halen çalışan ve kazanılmış unvanları olan mevcut eğitici kadrolar ise, çıkarılmak istenen yasa ile bakanlığın yeterli görmemesi halinde eğitim hastanelerinden uzaklaştırılabilecektir. Eğitici kadroların ve uzmanlık eğitimin kaderi partizanlıkta sınır tanımayan Sağlık Bakanlarının iki dudağı arasında olacaktır.
Radyoloji çalışanları için yeni hak kayıpları ortaya çıkacaktır.
Tasarıyla 2368 sayılı Kanun’un 2. maddesi değiştirilerek radyoloji çalışanlarının günlük beş saat olan mesai saati uygulaması yedi buçuk saate çıkarılmaktadır. Çalışma ortamlarının fiziki koşulları düzeltilmeden radyoloji cihazlarının kontrolleri yeterli olarak yapılmadan, cihazların %35’i lisanssız olarak çalışırken, çalışanların düzenli sağlık kontrollerinden geçmeleri sağlanmadan sadece işletmenin ihtiyaçlarına göre çalışma sürelerinin uzatılması için yeni hak kayıpları anlamına gelmektedir.
Tıpta Uzmanlık Tüzüğü
1219 sayılı Yasa’da değişikliğe gidilerek Tıpta Uzmanlık Eğitimi yönetmelikle düzenlenmeye çalışılmaktadır.
1219 sayılı Yasa’da yapılacak bir değişikle tıpta uzmanlık eğitiminin tüzük yerine yönetmelikle düzenlenmesi, Tüzüğün çıkması için tarafların uzlaşmasını şart koşan Danıştay’ı süreci dışında bırakırken, Sağlık Bakanlığı’nı tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili düzenlemelerde tek yetkili konumuna getireceği için ciddi sakıncalar içermektedir.
Tıpta Uzmanlık Kurulu’nda üyelerin çoğunluğunu Sağlık Bakanlığı tarafından atananlar oluşturulurken, TTB ve YÖK gibi ulusal sağlık otoritesinin önemli bileşenleri olan kurumlar devre dışı bırakılmaktadır.
Anestezi teknisyenlerine hasta uyutma yetkisi
Kanun Tasarısı ile anestezi teknisyenlerinin anestezi uzmanı veya bunun bulunmadığı hallerde ameliyatı yapılan ilgili uzmanın gözetiminde ve direktiflerine uygun olarak anestezi iş ve işlemlerini yapmaları öngörülmektedir.
Bugün mecliste görüşülen yasa da dahil olmak üzere iktidarın yürüttüğü “sağlıkta dönüşüm projesi” sağlık ocaklarının kapatılıp, aile hekimliğine geçilen basit bir dönüşüm programı değildir. Sağlıkta dönüşüm projesi Türkiye’deki yapılanmanın -çıkarlarımıza tamamen aykırı olmasına rağmen- köklü bir şekilde tersine çevrilme isteğinin bir parçasıdır. Bu yönüyle Türkiye’ye yöneliktir. Bu nedenle sağlık meselesi bir vatan meselesidir.
“Sağlık reformu” adı altında yapılan düzenlemeler –Avrupa Birliği, ABD ve Dünya Bankası tarafından- günümüz Türkiye’si için çizilen yol haritasının önemli bir parçasıdır ve onun tüm ipuçlarını taşımaktadır.
Ulusal bir program değildir; kapitalist ilaç endistürüsü ve medikal sektörün Dünya Bankası ve AKP iktidarı eliyle ülkemize soktuğu bir dayatmadır. Sağlık politikalarının ekseni İMF odağından değil, mutlak olarak akıl, bilim, ülke ve evrensel değerler odağından genişletilmelidir.
İktidarın reform dediği şey sağlığı düzeltmek değildir. Yapılmak istenen, kaynaklarımızı ve varlıklarımızı yabancı havuzlara aktarmaktır.
Reform dedikleri program tam anlamıyla bir kaos-karmaşa ve yıkım sistemidir. Yıkım pahasına, bu karmaşadan sağlanacak rant uğruna Türkiye’de üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, uzmanlık dernekleri ve ulus çıkarları by pass edilmekte ve devreden çıkarılmaktadır. Tüm telaş bunun içindir. Yangından mal kaçırır gibi yasa çıkarma telaşının altında yatan temel kaygı budur.
Kaynaklarımız bu şekilde aktarılırken bu programı hayata geçirme telaşında olanların “sağlıkta reform yapıyoruz çığlıkları” yalandır.”
(Mücadele)

Share