logo

06 Eylül 2007

Ağızdaki her yara “Behçet hastası” değildir

Ağız ile genital bölgelerde yaralara ve gözde iltihaba yol açan kronik bir hastalık olan Behçet hastalığının erkeklerde daha sık görüldüğü bildirildi.
Hastalığın Türkiye’de görülme sıklığı 10 binde 37 olarak tespit edilirken, bir başka deyişle ülkemizde her 250 yetişkin kişiden birinin Behçet hastası olduğu belirtiliyor. Nedeni tam olarak bilinmediği için Behçet hastalığını tamamen geçiren veya yok eden bir tedavi henüz keşfedilemedi.
Romatoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı, Romatoloji Derneği Genel Sekreteri Prof.Dr. Ayhan Dinç, ağzında yara çıkan herkesin Behçet hastalığı endişesine kapılmamasını önerdi. Dinç, Muğla’da düzenlenen Romatoloji Kongresi’nde yaptığı konuşmada, ilk kez 1937 yılında Türk Dermatoloji Profesörü Dr. Hulusi Behçet tarafından tanımlanan Behçet hastalığının temel tıp literatürüne Türk ismiyle geçen hastalıklardan biri olduğunu söyledi.
Türkiye’de Behçet hastalığı konusunda çalışan çok sayıda akademisyen bulunduğunu belirten Dinç, Prof.Dr. Hasan Yazıcı’nın Dünya Behçet Konseyi başkanlığını başarıyla yürüttüğünü, çok sayıda Türk akademisyenin ise konseyin üyesi olduğunu bildirdi. Hastalığın ağızda oluşan yaralar ile kendisini gösterdiğini ifade eden Dinç, şöyle konuştu: “Bu durum her 6- 7 kişiden birinde görülüyor. Ancak tek başına gözüküyorsa buna Behçet demiyoruz buna sadece ağıza özgü başka bir hastalık diyoruz. Bu rahatsızlığa başka bulgular eşlik ediyorsa, yani sivilce bazı cilt bulguları, eklem şikayetleri, göz iltihabı, damar içi pıhtılaşmaları, beyin ve barsak problemleri eşlik ediyorsa o zaman hastalığa Behçet diyoruz.”
Ağız kenarında yara çıkan herkesin, ‘Acaba Behçet hastası mıyım?’ şeklinde gereksiz kaygılara kapıldığını anlatan Dinç, Behçet tanısını koyacak bir tanı testi bulunmadığını söyledi. Dinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu hastalık için kullandığımız Behçet testi aslında cilt testidir, cilde iğne batırılarak yapılır. 100 hastanın 30’unda pozitif çıkar, o yüzden çok mantıklı değil, bu testle olup olmadığını anlamak. Biz bu hastaları geniş bir muayeneden geçirip fark etmediği bir bulgusu var mı diye bakarız.
Eğer yoksa sadece ağzında yara olan bir hasta olarak kabul ediyoruz, takiplerde bunlardan herhangi bir belirti çıkarsa bize başvurmasını istiyoruz.”
Prof.Dr. Dinç, Akdeniz Ateşi rahatsızlığının daha çok Türkler, Araplar, Museviler ve Ermenilerde yoğun şekilde görüldüğünü söyledi. Hastalığın Türkiye’de Orta Anadolu Bölgesi, Tokat, Bayburt, Gümüşhane, Sivas’ta sık ortaya çıktığını ifade eden Dinç, şöyle konuştu: “Bazen hastalarımız, ‘Biz Akdeniz’de değiliz bize niye bu isimli bir tanı koyuldu’ diye soruyor. Bu isim Akdeniz Yahudilerinden geliyor. Bizim yaptığımız çalışmalarda da Anadolu’da sık görüldüğü doğrulandı. Vücutta zaman zaman iltihap ataklarıyla, karın ağrısı, göğüs ağrısı, ateş şeklinde kendini gösteriyor. Bu hastalığın en büyük tehlikesi çok sık görülmese de amniyolozdur. Ama diğer tehlikesi sık sık başka hastalıkların tanısıyla karıştırılabiliyor, gereksiz tedavi yapılabiliyor.”
BEHÇET HASTALIĞI
Behçet hastalığı, ağız ve genital bölgelerde yaralara (aft, ülser) ve gözde iltihaba yol açan kronik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Bazı hastalarda eklem iltihabı, damar iltihabı ve tıkanmalarına sindirim kanalında, beyin ve omurilikte iltihaba neden olduğu biliniyor. Behçet hastalığı her hastada farklı bir tablo çizer. Behçet hastalığının en sık bulgusu, dudak içlerinde yanaklar ve dilde görülebilen ağrılı ülserdir. Hemen hemen her hastada görülür. Ağızdaki ülser ortalama 7-10 günde geçer fakat bir
süre sonra yenileri çıkar. Ağızdaki ülser iyileşince yerinde iz bırakmaz. Bazı hastalarda hastalık hafif seyreder ve yalnızca ağız ve cinsel bölgede ülser bulunur. Cinsel bölgede ülserler erkeklerde torbalarda (skrotum), kadınlarda cinsel organın dudaklarında yerleşir. Cinsel bölgedeki ülserlerin ağızdaki ülserlerden en önemli farkları iyileştiklerinde yerinde iz bırakmaları ve daha ağrılı olmalarıdır. Göz ve damar tutuluşu erkeklerde daha sık ve ağır seyirlidir. Göz tutuluşu, tedavi edilmediği takdirde
görmede azalmaya ve hatta geri dönüşümü olmayan körlüğe neden olabilir. Göz tutuluşu erken dönemde sessiz olabilirse de ağrı, gözde kanlanma ve bulanık görme önemli bulgulardır. Türkiye’de her 10 Behçet hastasının 4-5’inde göz tutuluşu var. Yakınması olsun olmasın Behçet hastalarının göz hekimi tarafından düzenli göz kontrolleri yapılması gerekiyor. Behçet hastalığında her boyda toplardamar ve atar damar tutuluşu görülebilir. Özellikle toplardamarlarda pıhtılaşma bozuklukları görülür. Genç bir erkeğin bacaklarında toplardamarlarda yineleyen pıhtılaşma oluyorsa, mutlaka Behçet hastalığının araştırılması için bir romatoloji hekimine başvurulmalı. Behçet hastası, bacak damarlarında pıhtılaşma olsun olmasın kanlı balgam yakınması var ise zaman geçirmeksizin doktora başvurmak gerekiyor.
Behçet hastalarında akne diye bilinen iltihaplı sivilci görülür. İltihaplı sivilceler sırt, omuz, kol ve bacak gibi normalde akne görmeye alışık olmadığımız yerlerde görülür. Sıklıkla bazı olgularda bacaklarda değişik büyüklükte ağrılı, sert kızarıklıklar (eritema nodozum benzeri lezyonlar), bazı olgularda kol ve bacağın yüzeysel damarlarında şerit şeklinde ağrılı kızarıklık ve bazı erkek olgularda yumurtalarda (testis) ağrılı şişlik olabilir. Diz, ayak bileği ve bazı olgularda tüm eklemlerde ağrı ve
şişlik gelişebilir. Fakat genelde eklemleri tahrip etmez. Behçet Hastalığı beyin dokusunda zararlanma ve menenjite neden olabilir. Behçet hastalığı bulaşıcı değildir. Gelişmesinde bağışıklık sistemi bozukluğunun yanı sıra kalıtsal nedenlerin de etkili olabileceği ve çevresel faktörlerin (virüs ya da bakteri gibi) duyarlı kişilerde hastalığı başlatabileceği sanılıyor. 20 ve 30’lu yaşlarda başlama eğilimi göstermekle birlikte her yaşta görülebilir. Erkeklerde kadınlara göre biraz daha sıktır. Behçet
hastalığının Türkiye’de görülme sıklığı 10 binde 37 olarak bildirilmiştir. Yani kabaca erişkin nüfusta her 250 kişiden birisinde Behçet hastalığı olduğu düşünülüyor.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  ‘Hayat Kurtarıcı’ bağışları desteklemeliyiz

(İHA)

Share