[07-09-2010]
Milliyetçi Hareket Partisi Aydın İl ve ilçe teşkilatlarının katılımıyla Cumartesi günü gerçekleştirilen iftar yemeğine MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın tablet bilgisayar gösterisi damga vurdu. Esra Düğün Salonu'nda açıkhavada gerçekleştirilen ve 1000 kişiye yakın kalabalık bir partili kitlesinin katıldığı iftar yemeğinde MHP Aydın Milletvekilleri Ali Uzunırmak, Recep Taner ve Ertuğrul Kumcuoğlu ile, MHP İl Başkanı Hasan Muti ve Merkez İlçe Başkanı Mehmet Uysal, Nazilli Belediye Başkanı Haluk Alıcık, Umurlu Belediye Başkanı Rıza Posacı, diğer ilçe ve belde yöneticileri ile mahalle muhtarları da hazır bulundu.
İl Başkanı Muti’nin kısa konuşması ve takdiminin ardından kürsüye gelen Oktay Vural, konuşmasının bir yerinde yanında getirdiği ve piyasaya yeni çıkan ünlü İpad tablet bilgisayarını çıkararak Başbakan Erdoğan'ın ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın birbiriyle çelişen konuşma görüntülerini peşpeşe izletti. Basın mensuplarının da ilgi odağı olan bu görüntülü sunuşunun ardından Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'daki konuşmasından bir bölümü de cep telefonundaki kayıttan dinleten Vural, hem AKP'ye, hem Başbakan Erdoğan'a hem de isim vermeden Aydın Valisi Hüseyin Avni Coş'a çok sert eleştirilerde bulundu.
Oktay Vural konuşmasında özetle şunları söyledi:
“Aydınlıların Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran Millî Mücadele'ye sahiplenişini ve o Millî Mücadele sonucunda kurduğumuz devletimizin temellerini sarsmaya yönelik bir gidişat hakkında duruşu ne kadar büyük bir ibret oldu!
Bu referandum süreci aslında herşeyden önce kullanılan yöntemleri dikkate aldığımız zaman, belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ancak ve ancak darbe dönemlerine ya da tek parti dönemlerine has uygulamalarla karşılaştık. Hukuksuz bir şekilde pankartlarımız indirildi. Aydın'da başladı, Kars'ta devam etti. Hendek'te de geçenlerde pankartlarımız indirildi. Hayır tişörtüyle gezen gençler dövülüyor, içeri tıkılıyor, gözaltına alınıyor. Devletin valileri, kaymakamları referandumda evet çıkması için vatandaşlarımıza baskı yapıyorlar. Köylere gidip evet çıkmazsa KÖYDES projesi biter diyorlar. Yeşil Kart'lı olanlara evet vermezseniz iptal ederiz diyorlar.
Böyle bir anayasa değişikliğiyle demokrasi getireceklerini söyleyenler, görüyorsunuz ki Evren Paşa uygulamaları bugün Recep Paşa uygulamaları olarak gündeme geliyor.
Türkiye'de maalesef devlet tarafından milletine propaganda dayatılan bir döneme rastgeldik. Maalesef ve maalesef devlet bütün gücünü kullanıyor. Millete baskı, şantaj, tehdit, sağda solda ulufe dağıtıyorlar. Her gazetenin arkasını paylaşmışlar. 12 Eylül'e kadar bütün gazetelerde çarşaf çarşaf ilanlar, billboardlar her yerde. Devletin parasıyla milletine zorla evet dedirten bir dönem.
İşte böyle bir dönem aslında bu anayasa değişikliğine neden hayır dememiz gerektiğini de gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bugün MHP olarak biz devletin gücüne karşı mücadele ediyoruz. Olsun, biz bunlara karşı boynumuzu eğecek değiliz. Dünün 12 Eylül cuntalarına karşı dimdik durduk da, bugün AKP'nin zorba devlet anlayışlarına karşı duramayacak mıyız yani?
Artık utanmazca işler yapıyorlar. Bilecik'te Ak Parti İlçe Başkanlığı minibüs gezdiriyor, Rahmetli Başbuğ'un resmini koyuyor, 'Onlar da evet derdi' diye gezdiriyorlar. Bu ne utanmazlıktır? Herşeyi istismar ediyorlar. İstismar ede ede bu millete zorla bu hapı yutturmak istiyorlar.
İşte böyle bir ortamda biz bir anayasa değişikliği gerçekleştiriyoruz. Bugün burada Aydın'da aslında Aydınlılara karşı yine devletin gücünü kullanarak bir siyasi parti il başkanı gibi davranan yöneticilerle mücadele ederek buralara geliyorsunuz.
Herkes haddini bilmelidir. Ya devletin, milletin valisi olacaksın, ya da eğer partinin valisi olmak istiyorsan istifa et, git AKP İl Başkanı ol, adam gibi ol, karşımıza çık!
Onun için, bu memleketin bizim vergilerimizle maaş alan, devletin kamu görevlilerinin bize karşı güç kullanmaları ve siyaset yapmaları kabul edilebilir değildir. Onun için burada gerçekten sizlerin, sevgili Aydınlıların müstehak olmadığı bir yönetim anlayışının gerçekleştiğini müşahade ettim.
Sağda solda 'Tayyip Erdoğan'ı kurtaran benim' filan diye konuşuyorlar, bunları deşifre ediyoruz bize tazminat davası açıyor. Sen önce git de Burdur'da o kaymakamlığın aracını kullanırken nasıl kaza yaptığını bir anlat bakalım Aydınlılara. Kim kullanıyordu acaba o arabayı? Bekçi kullanıyor diye yazdıran kimdi? İşte burada belgeleri. Onun için biz herkesin ne zaman ne yaptığını iyi biliyoruz. Karda yürüyüp de izlerini belli etmediklerini zannediyorlar ama, devletin makam arabasını şoförlük öğreneceğim diye kullanıyorlar, kaza yaptırıyorlar, ondan sonra oradaki garibanın üzerine atıyorlar.
Bir makam şoförü varken bekçi nasıl kullanır? İşte böyle yöneticilerle Türkiye yönetiliyor. Terör örgütüyle ilgili pazarlık konusunda bir deşifre yaptık. Bu deşifre olunca o zaman toplamış basın halkla ilişkilerini, bununla ilgili bir bilgi giderse sizi sürdürürüm diyor. Yeni öğreniyoruz ki basın halkla ilişkiler müdürü görevden alınmış, AKP İl Başkanı'nın danışmanı basın halkla ilişkiler müdürü yapılmış. Maaşallah, bu AKP İl Başkanı da coştukça coşuyor Vallahi. Aydınlılar bunlara müstehak değil.
Iğdır'daki vali 'Biz hükümetin valisiyiz' diye söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti BAAS Rejimi değildir. Burada tek parti devleti de yoktur. Herkes kanun nezdinde, hukuk nezdinde bu memleketin evlatlarına hukuk çerçevesinde hizmet yürütmelidir. Onun için, burada bu örneği yaşamış ve gerekli cevabı vermiş Aydın İl Başkanı'na ve teşkilatına teşekkür ediyorum. Yürüttüğünüz mücadele Türkiye'de bu referanduma neden hayır denmesi gerektiğini de millete iletmiştir.
Bir musibet, bin nasihatten daha evlâdır denmiş ve Aydın'da sizlerin o indirilen pankart karşısında gösterdiğiniz tepki ve MHP'nin 1 Ağustos'ta ortaya koyduğu o muhteşem miting, Türk milletine, kendisine pranga vurmak isteyen ceberrut devlet anlayışına, zorba devlet anlayışına, baskı uygulayanlara karşı dimdik ayakta durmasını göstermesi bakımından demokrasinin adeta yeni bir hamlesi olmuştur.
Partilerin anayasası olmaz, MHP'nin, AKP'nin, CHP'nin anayasası olmaz. Ama bugün geldiğimiz bu noktada bu anayasa parti anayasası yaftası almıştır. Bu anayasa ekseninde milletimiz bölünmekte ve kutuplaşmaktadır. Bu anayasa değişikliği sonuç itibariyle hepimizin kabul edebileceği bir değişiklik olmayacağı için, vatandaşlarımızın anayasayı hazmetmesi de mümkün değildir.
Gelin uzlaşmayla yapalım dedik ama yapmadılar. Elimizi uzattık, elimizi tutmadılar ve bugün Türkiye'de maalesef Recep Tayyip Erdoğan Anayasası oylanmaktadır. Bu anayasa bu yönüyle bakıldığı zaman gerçekten Türkiye'de bütünleşmeyi meydana getirecek bir anayasa değil. Baksanıza, Başbakan bile 'Bîtaraf olan bertaraf olur' diyerek anayasa değişikliğinin aslında evet ve hayırcılar şeklinde toplumu ikiye böldüğünü itiraf etmiştir. Oysa bir anayasa milletinin bir tarafını bertaraf etmemeli, milletin hepsini kavramalı, kucaklamalıdır. Benim anayasam denilebilmelidir.
Ama bugün bu değişiklik bizim değişikliğimizdir diyemiyoruz. 26 tane soru soruyorlar, bir tane evet ya da hayır istiyorlar. Bu anayasa değişikliğini hazırlayanların abdesti bozuktur, şüphelidir. Abdesti şüpheli olanların kıldığı namaz da kabul olunmaz. Onun için şüpheli abdest üzerine bu anayasa değişikliğini geçirmek doğru değildir. Şüphen varsa sen de bu anayasa değişikliğini kabul etmeyeceksin, ben bu şüpheli abdesti olanların hazırladığı değişikliğe hayır diyorum diyeceksin ve böylelikle de bu anayasa değişikliği konusunda vatandaşlarımızın böyle bir mesaj vermesini istiyoruz.
Bu anayasa değişikliğine hayır dememizin sebeplerinden biri, vatandaşlarımız arasında oluşan bu kutuplaşmadır. Anayasa değişikliğine hayır dendiği zaman, vatandaşlarımız siyasi partilere 'gidin beraber bir anayasa yapın, kavgayı, nizayı benim önüme getirmeyin, adam gibi bir anayasa yapın, kavga etmeden, bizi de kavga ettirmeden bir anayasa değişikliği yapın' demiş olacak.
Bunu yapamaz mıydı? Yapabilirdi. Biz yapmadık mı? Yaptık. 2001 yılında 34 maddeyi değiştirdik. DSP-ANAP-MHP vardı, sonra DP'yi çağırdık, Fazilet Partisi geldi, AKP geldi, hep beraber anayasa değişikliği yaptık.
O anayasa değişikliğini yaptığımız zaman, bugünün Ağlamaktan Sorumlu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç o gün Meclis kürsüsünden şunu söyledi: Essulhu seyyidü'l-ahkâm, yani Mecelle'nin ilk şeyi, diyor ki , 'Sulh, hükümlerin en yücesidir' diyordu. O gün bizim gerçekleştirdiğimiz anayasa değişikliğine bunu diyenler bugün çatışmacı ve dayatmacı bir anlayışla bu anayasa değişikliğini Türkiye'nin gündemine getiriyor. O zaman bu mecburiyet ve mahkumiyet neden? Genel Başkanımız Devlet Bahçeli gelin beraber anayasa yapalım hangi konularda anlaşırsak milletimize bildirelim, seçime gittikten sonra vatandaşlarımız bizi getirirse gerçekleştiririz dedik, hayır dediler. Niye hayır diyorsun?
Bugün anlıyoruz ki bu işin içerisinde gizli gündem var. Çünkü MHP'liler ve Ülkücüler bu gizli gündemi gördü. Başbakan bizimle görüşmeye geldiği zaman, uzlaşma aranacağı zaman O'nun bu gizli gündemini açığa çıkartıp, kurduğu tuzakları bozacaktık. Ondan korktu.
Başbakan 'Bu anayasa değişikliği ile ileride daha büyük bir anayasa değişikliğinin kapısını açıyoruz' diye söylüyor. O zaman ileride bir anayasa değişikliği yapacaksan niye şimdiden bu değişikliği yapıyorsun? İşte gizli gündemin esası bu. Utanmadan sıkılmadan gittiler İmralı'yla ateşkes pazarlığı yaptılar.
Sayın Başbakan 21 Ağustos'ta 'Ey Bahçeli, görüştüğümüzü ispat etmezsen müfterisin' dedi. Burada ağzıma almak istemediğim kelimeleri kullandı, şeref ve haysiyetten bahsetti. 21'inde bunları söyleyen Başbakan, 23'ünde 'Devletin görevlileri görüşür' dedi. Dün yine Haber Türk televizyonunda 'Şimdi de görüşüyorlar' diye itiraf etti. İşte şeref ve haysiyetten bahsedip bu konudaki iddialarımıza cevap veren Başbakan'a sesleniyorum; biz şeref ve haysiyetimizi kürsülerde bırakanlardan değiliz.”
Vural, konuşmasının bu bölümünde yanındaki tablet bilgisayarı çıkararak Başbakan Erdoğan'ın ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın birbirinden farklı açıklamalarını görüntülü olarak davetlilere ve basın mensuplarına izletti. Vural konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bakın görüyor musunuz? Bu kimdi biliyor musunuz? Ağlamaktan Sorumlu Başbakan Yardımcısı. 'Bizim projemize tam uymuyor ama, projemizde nasıl yer alır ona da bakarız' diyor. İşte pazarlıklar bunlar. Şimdi bu söylediğin sözleri ne yapacaksın Sayın Başbakan? Kürsüde mi kaldı o sözler? Kürsüde bıraktın gittin.
İşte Türkiye'de bu örgütle pazarlıklar yapılıyor. İmralı canisi, yeni bir anayasada nelerin dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Sayın Genel Başkanım Başbakan'a 'Çık mertçe Tekirdağ'da, Konya'da ne konuşuyorsan Diyarbakır'da da onu söyle de mahçup olayım' dedi. Başbakan Diyarbakır'da dut yemiş bülbüle döndü. Sayın Başbakan Apo'yla İmralı canisiyle pazarlık diyenler şerefsizdir falan diye söylemiyor muydu? Biz konuşmayız görüşmeyiz demiyor muydu? Peki Diyarbakır'da niye unuttun bunu söylemeyi? Sıktı mı? Genel afla ilgili birileri yumurtladı, onu kullanıyorsun her yerde. Peki Diyarbakır'a gidip 'Genel afla ilgili AKP'den bir gıdım bile alamazsınız' diye niye söyleyemedin? İşte görüyorsunuz nabza göre şerbet veriyor.
Sayın Başbakan tek bayrak tek millet diye söylüyordu. Dünkü mitingden sonra haberlerden bir tanesini size dinletmek istiyorum.”
Vural bu cümlesinin ardından bu kez de Başbakan Erdoğan'ın Diyarbakır'da tek bayrak tek millet söyleminden hiç bahsetmediğini aktaran bir televizyon haberinin sesini dinleterek sözlerine şöyle devam etti:
“Başbakan tek bayrak tek milletten hiç bahsetmedi, terör sorununa da hiç girmedi. Burada Rahmetli Adnan Menderes'ten, Sivas'ta Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'ndan bahsediyor, oraya da gidiyor başkalarından bahsediyor.
Bunlar bundan önce de Kurban Bayramı'nda 'Kurban Olam Ayına Yıldızına' diye pankartlar asmışlardı ama Güneydoğu'daki illere asmamışlardı.
Size Bir şey daha dinletmek istiyorum, tüylerim diken diken oldu. Ey basın mensupları, bunları vatandaşlarımıza iletiniz. Diyarbakır'da Sayın Başbakan bakın ne diyor?”
Vural son olarak Başbakan'ın Diyarbakır mitinginde söylediği bir sözün cep telefonu kaydını dinleterek şöyle konuştu:
“Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Diyarbakır'a gidiyor, Türkiye kadar engin muhabbetle seviyoruz diyor. Sen Fransız Başbakanı mısın? Diyarbakır vatan toprağı değil mi? Diyarbakır Türkiye değil mi? Gidiyor Diyarbakır'a, vatan toprağına 'Türkiye gibi seviyorum' diyor. Peki orası Türkiye değil mi? Orada Türkiye Cumhuriyeti devleti yok mu?
Orada Başbakan sıfatıyla konuşmadı. Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı sıfatıyla yaptığı bir konuşmadır. Yine 2004 yılında yaptığı bir konuşmada Diyarbakır'ı ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin yıldızı yapacağım diye kendisi söylemiştir.
Ve bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Diyarbakır'a gidiyor ve Türkiye gibi sevdiğini söylüyor. İşte bu kafasındaki projenin, Diyarbakır'ı nasıl Türkiye'den kopartmak isteyen bir fitnenin projesi olduğunu ortaya koyuyor.
Zannedersiniz ki gitmiş Erbil'de konuşuyor, zannedersiniz ki özerk Kürdistan'da konuşuyor. İşte gizli gündem bu! Diyor ki, 'Bu anayasa değişikliği ileride büyük anayasa değişikliğinin kapısını açacak.' Açacak da ne yapacaksın sen? Yüreğin yetiyorsa gel Aydın'a, Tekirdağ'a, Yozgat'a, Trabzon'a, Antalya'ya anlat.
Hangi kapıyı açacaksın? Habur'da teröristbaşının elçilerine kapıyı açtığın gibi, PKK'nın siyasallaşmasına mı kapı açacağım diye ulufe dağıtıyorsun sen? Başbakan söz veriyor. İmralı ile pazarlık yapıldı, BDP demokratik özerklik taleplerini dile getirdi ve Başbakan gitti, adeta özerk bir yerdesiniz der gibi 'Sizi Türkiye gibi seviyorum' dedi. Ondan sonra da bu talepleri karşılayacağım diye bu anayasa değişikliğini yapıyorum dedi.
Peki turbun büyüğü heybede de ne var o heybede? Sayın Başbakan, eğer sende bir parça mertlik varsa, kafandaki yeni anayasada neleri değiştireceğini çık yüreklice söyle. Söyleyemezsin. Millet hazmetmez. Çünkü sen anayasada Türk milletine yapılan atıfları ortadan kaldırmak istiyorsun. Çünkü sen üniter yapıyı bozacak, yargının siyasallaşmasını sağlayacak girişimlerde bulunacaksın.
İşte bugünkü anayasa değişikliğinin amacı ve hedefi belli olmuştur. Ey AKP'ye oy veren değerli kardeşlerim, siz AKP'ye oy verirken, kendisini Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı yapmak için mi oy verdiniz, yoksa ABD'nin BOP Eşbakanı'nın Türkiye'ye bölücü senaryoları hazmettirmesi için mi oy verdiniz? Elinizi vicdanınıza koyunuz.
Anayasa Mahkemesi'ne yandaş üyeler atayacak. Böylelikle PKK'nın talepleriyle kendilerinin gerçekleştirdikleri talepler karşısında bizim bunun hesabını soracağımızı bildiği için, Yüce Divan sıfatıyla kendisini yargılayacak Anayasa Mahkemesi'ne hakim ayarlıyor. Evet hesap soracağız. Meclis Soruşturması önergem de hazır. Genel Başkanım 'Bu millet sana görev vermedi ama sen ABD'nin o bölücü Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı oldun. Ben bunun hesabını soracağım, Yüce Divan'a göndereceğim' diyor. 'Okyanus ötesine de gidersen git, ümüğünden tutup getireceğim' diyor.
Diyarbakır'a gidiyorsun, Musa Anter'den falan bahsediyorsun da, Ziya Gökalp'ten bahsetme cesaretin niye olmuyor, Diyarbakırlı değil mi o? Süleyman Nazif Diyarbakırlı değil mi? Niye Akkoyunlular'dan bahsedemiyorsun? İşte bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başbakanı bölücü hain bir senaryoyu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne hazmettirmek için çalışıyor. İşte tehlike bu. Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran iradeye karşı bir mücadele sürdürülüyor.
Milli Mücadele ile Yörük Ali Efe'nin torunları olarak bu topraklara uzanan elleri kırdınız. Bağımsızlığımızı, hürriyetimizi sağladınız. Ama bugün bölücü projelerle Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurtuluşuna ve kuruluşuna giden iradeyi kırmak istiyorlar. Onun için bu anayasa değişikliği yapılıyor.
Bugün geldiğimiz bu noktada gerçekten Sayın Başbakan'ın bu konuşmalarıyla tehdidin daha büyük olduğu anlaşılmıştır. Onun için vatandaşlarımıza diyoruz ki, bu vebale ortak olmayın, Allah için olmayın. Bir tuzağa götürüyor bizi, bir fitneye götürüyor bizi.”
