[ 12 Mart 2013 Salı ]
YazdırYazdır Get a PDF version of this webpagePDF

(Dünden Devam) Millî Merkez Anayasa Forumu (MMAF) Aydın Yürütme Kurulu'nun 7 Mart 2013 Perşembe akşamı Aydın Kültür Merkezi'nin 465 kişilik Hidayet Sayın Salonu'nda düzenlediği ve salonda yer bulamayan yüzlerce Aydınlının 3 saat boyunca ayakta dinlediği forumda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tunceli Milletvekili Kamer Genç, İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Genel Başkanı İlker Yücel, TBMM önceki başkanı ve Türk siyasî tarihinde bir döneme damga vurmuş isimlerden Hüsamettin Cindoruk ile Yeniçağ gazetesi yazarı Aslan Bulut konuşmacı olmuştu.

Gecede TGB Genel Başkanı İlker Yücel'in ardından kürsüye gelen hukukçu ve Yeniçağ Yazarı Aslan Bulut, AKP kurulmadan önce ABD Dış İlişkiler Konseyi'nin Recep Tayyip Erdoğan'a gönderdiği mektubun içeriğini anlattı ve 10 yıldır bunu defalarca yazdığı ve televizyonlarda söylediği halde AKP'den en küçük bir yalanlama gelmediğini belirterek, bu mektubun da ispatladığı üzere AKP'nin bir ABD kuruluşu olduğunu ve bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre meşru ve yasal bir parti olmadığını, bir Amerikan kuruluşunun Türkiye'yi yönetme yetkisinin bulunmadığını vurguladı.

Aslan Bulut, oldukça çarpıcı iddialara yer verdiği konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Bu vatan toprakları kurtulmasaydı ne olacaktı? Türk milleti ayaklar altına alınacaktı. Türk milleti ayaklar altına alındıktan sonra milliyetçilik mi kalır? Türk milletini, Türk milliyetini ayaklar altına almaya çalışan kişilere ve gruplara en iyi cevabı Sayın Kamer Genç Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden en iyi cevabı verdi biliyorsunuz.

Bugün en güncel olay nedir? İmralı'daki pazarlıklardır. İmralı süreci sonunda ne olacak? Anayasadan Türklük çıkarılacak. Türkiye federal bir devlet haline gelecek. Etnik ve dinî haritalar ortaya çıkacak. 81 ilde 81 tane devlet olacak. Her biri ayrı ayrı devletçikler olacak.

AKP kurulmadan 1 ay önce, ABD Dış İlişkiler Konseyi'nden bizzat Tayyip Erdoğan'a gönderilen bir gizli belge var. 3,5 sayfalık bu gizli belgede deniliyor ki, 'Ankara, merkezî yönetimin yetkilerini yerel yönetimlere terketmek ve yerel yönetimlere otonomi (özerklik) vermek zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir.'

Peki dünya kim? Dünya diye bir kuruluş yok. Ama bu Dış İlişkiler Konseyi kendilerini dünyanın merkezi olarak görüyorlar ve Türkiye'de daha henüz kurulmakta olan bir siyasi partinin başındaki şahsiyete gönderdiği gizli mektupta diyor ki, sen yerel yönetimlere otonomi vereceksen biz seni destekleyeceğiz. Bunu açıkça beyan ediyorlar.

Ben böyle bir şey olamaz diye düşündüğümden ve kaynağıma güvenemediğimden bunu hiçbir zaman yayınlayamadım. Ancak aradan 1 ay geçti, AKP kuruldu. Programı okuyunca bir de gördük ki, bu 3,5 sayfalık gizli belge, AKP'nin parti programı olmuş!

AKP'nin şu andaki programı Amerika'dan gönderilmiştir. Dolayısıyla Türkiye'yi şu an yöneten parti, Türkiye Cumhuriyeti kanunları açısından meşru ve yasal bir parti değildir, bir Amerikan kuruluşudur. Bir Amerikan kuruluşunun Türkiye'yi yönetmeye yetkisi yoktur.

Fakat biz bunu 10 yıldır defalarca yazdım, belki 200-300 defa televizyonlarda anlattım, bugüne kadar buna tek bir cevap, tek bir tekzip, dava vs. olmadı. Ama maalesef muhalefet partilerimizden de bunu gündeme getiren olmadı.

Bir siyasi partinin temsilcisine kitabımı takdip edip bu olayı somut şekilde anlattığım halde, 'Ne var bunda? Gayet güzel' diye cevap verdi. Yani bu otonomi projesini gayet güzel diye karşıladı. Kısacası, sadece AKP'de değil, diğer partilerimizde de buna benzer görüşler taşıyan insanlarımız var.

İmralı'da Türk milliyetçiliği ayaklar altına alınmaya çalışılıyor. Fakat bu nereden çıktı? Tayyip Erdoğan bu söylemleri nereden edindi? Dikkat ederseniz Tayyip Erdoğan bu söylemleri bu kadar ağır bir şekilde kullanmadan 8-10 gün önce BDP'den önceki partinin eski yöneticisi olan, şimdiki AKP Milletvekili olan gazeteci Mehmet Metiner televizyon programlarında 'kahrolsun milliyetçilik' dedi.

Ama Mehmet Metiner ve Tayyip Erdoğan bunu yeni söylemiyordu. İlk ne zamandan beri söylüyorlardı biliyor musunuz? 1991 yılında bunu söylüyorlardı. 1991 yılında Mehmet Metiner Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Tayyip Erdoğan'a bir rapor yazdı ve Tayyip Erdoğan bu raporu kendi imzasıyla o zamanki Genel Başkanı merhum Necmettin Erbakan'a sundu.

O raporu ben gazetede yayınladım ama benden önce bunu Vatan gazetesinden bir arkadaşım gündeme getirmişti ve yazmıştı.

O raporda şöyle diyordu: 'Biz bugüne kadar T.C'de asimilasyon, inkar politikaları uyguladık. Ezdik' şeklinde ifadeler kullanıyordu ve son 10-15 yılda PKK'nın talebi olarak karşımıza ne geldiyse o raporda aynen tekrarlıyor.”

“Yeni Zemin Dergisinin Kadrosu Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'na Akıl Veriyor”

“Şimdi anadilde eğitim tartışmaları oluyor ya, anadilde eğitim talebini 1991 yılında parti içi bir yazışma olarak kendi genel başkanına sunan Tayyip Erdoğan'dır. Fakat arkasındaki görüş sahibi Mehmet Metiner'dir. Mehmet Metiner de bugün gerek İmralı'ya giden, gerekse İmralı'dan sonra Kandil'e giden BDP Milletvekili Altan Tan'la birlikte Yeni Zemin diye bölücü ve aynı zamanda sözde İslamcı bir dergi vardı. O derginin yazı kadrosu bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanına o zaman da akıl veriyordu şu anda da akıl veriyor. O zaman da söylemini belirliyordu şu anda da söylemini belirliyor.

Yani Tayyip Erdoğan kendi başına kendi kelamıyla konuşmuyor. Mehmet Metiner'in, Altan Tan'ın kelamıyla konuşuyor. Bir ülke böyle yönetilebilir mi? 'Aydınlardan, yazarlardan faydalanmak gerekir' denilebilir. Elbette olabilir. Ama siz Türkiye'yi bölmeyi kafasına koymuş, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütün uygulamalarını asimilasyoncu ve ırkçı olarak gören bir zihniyetin sözcülüğünü üstlenirseniz, Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlığını daha uzun süre yapamazsınız. Birgün sizi oradan Türk milleti, Türkiye Cumhuriyeti halkı alaşağı eder.

İçinde bulunduğumuz bu coğrafyada ne oldu? Arap baharı oldu değil mi? Afganistan işgal edildi, Irak işgal edildi, Libya bombalandı, Mısır'da, Tunus'ta, şurada burada rejimler değişti. Suriye kan gölüne döndü. Bizi de çok yakından zorluyor. Sığınmacılar meselesi var. Türkiye'nin oradaki sözde muhaliflere, gerçekte teröristlere silahlı eğitim verdiği söyleniyor. ABD'nin silah yardımında bulunduğu zaten aşikar. Bütün bunlar nedir?

Bunun ne olduğunu İkiz Kuleler vurulduğu zaman ABD Başkanı George W. Bush söyledi. Ne dedi? 'Bu bir haçlı seferidir' dedi ve 'Türkiye cephe ülkesidir' dedi. Türkiye şu anda cephe ülkesi oldu mu? Maalesef oldu. Kürecik Füze Kalkanı, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, Gaziantep. Kürecik'teki Füze Kalkanı'nı korumak için oraya Patriot füzelerini getirdiler. Peki bu neyin seferidir? Bu Haçlı Seferi değil midir?

Bugünkü (7 Mart Perşembe) Yeniçağ gazetesinde bir arkadaşımızın haberi manşet olarak yer aldı. Eski Genelkurmay başkanlarından Doğan Güreş televizyonda açıklamıştı ve demişti ki: 'ABD dünyayı 6 komutanlığa böldü.' Bölge bölge de saymıştı.

İşte o haritalar ABD Kara Kuvvetleri'nin internet sitesinde şu anda var. İsteyen girip bakabilir. Yeniçağ gazetesi de bugün manşet yaptı. Orada dünya ABD ordusu tarafından 6 yönetim bölgesine bölünmüş. Fakat Türkiye'nin güneydoğusunda İskenderun'dan Van'a Ağrı'ya kadar olan bölgesini Asya komutanlığına bırakıyor, batıda kalan tarafını da Avrupa komutanlığına bırakıyor.

Yani ABD'nin dünyayı 6 komutanlığa böldüğü kendi askerî haritalarında bile Türkiye bölünmüş durumda. İngiltere ve Avustralya kökenli dünya çapında bir maden şirketi var. Bu şirket Türkiye'de bir maden şirketi kurdu ve internette maden arama haritaları yayınladı.

Doğu Anadolu ile ilgili bir harita, bir de Doğu Karadeniz ile ilgili bir harita yayınladılar. Doğu Anadolu için yayınladıkları maden imtiyaz arama haritası, Barzani'nin sözde Kürdistan haritasıyla birebir aynı.”

“Vatana İhanet 10 Yıl Geciktirildi, Türk Milleti 10 Yıl Zaman Kazandı”

“Ortada bir vatana ihanet suçu söz konusu. Irak Savaşı'nda ABD ile birlikte Irak'a girmeyi savunan komutanlar da vatana ihanet içerisindeydi, siyasiler de ihanet içerisindeydi. Fakat bu ihanet, Meclis'teki muhalefet partilerinin ve AKP içindeki bazı milliyetçi vatansever milletvekillerinin de 1 Mart tezkeresine hayır demesi sayesinde 10 yıl geciktirildi. Türk milleti 10 yıl zaman kazandı.

Baktılar ki bu iş böyle olmuyor, şimdi Türkiye'nin anayasasını değiştirerek, halkı iğfal ederek, halkı kredilerle, kredi kartlarıyla 300 Milyar Dolar düzeyinde borçlandırıp halkı neredeyse midesinden esir alarak, bu anayasayı geçirmeye çalışıyorlar şimdi. Yani Türk'ün olmadığı anayasa.

Ortaçağ'da Haçlı Seferleri'nin amacı neydi? Türkleri Anadolu'dan atmak değil miydi? Şu anda bu AKP iktidarının ve BDP'nin ortaklaşa yapmak istedikleri nedir? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'ndan, yani Türk anayasasından Türk lafzını çıkarıp atmak. Peki bunun Haçlı Seferleri'nden ne farkı var?

Anadolu bir Haçlı Seferi ile karşı karşıyadır. Bu yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını ilgilendirmiyor. Bütün İslam dünyasını ilgilendiriyor.

Çünkü 1920 yılında, yani Atatürk Millî Mücadele'nin en çetin günlerindeyken dünya üzerinde Müslümanlar nereye sıkışmıştı? Ankara ve çevresine sıkışmıştı. Çünkü bağımsız bir tek orası kalmıştı. Dünya üzerinde Müslümanların sahip olduğu topraklar 1,8 Milyon Milkare idi.

Bu oran, 1920'den 1990'a kadar 70 yıl içinde 1,8'den 11 Milyon Milkare'ye yükseldi. Buna karşılık Hıristiyan dünyasının elindeki topraklar 1920'de 25,5 Milyon Milkare idi, 70 yılda 12,7 Milyon Milkare'ye düştü.

Bu neyin eseridir? Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Atatürk'ün, mazlum milletlere örnek zaferinin eseridir. Bütün mazlum milletler, Atatürk'ün öncülüğünde özgürlüklerine kavuşmuşlardır.

İslâm dünyasının 20. asırdaki en büyük lideri Mustafa Kemal Atatürk'tür. Çünkü Atatürk'ün zaferleri ve devrimleri ile birlikte İslam dünyasının toprakları gördüğünüz gibi 10 kat arttı, Haçlı dünyasının toprakları da yarı yarıya azaldı.

İşte onun için Atatürk'ü anayasadan çıkarmak istiyorlar. İşte onun için Atatürk'ün ismini Meclis duvarlarından kazımak istiyorlar. İste onun için Atatürk'ün eserlerini Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinden çıkarmaya gayret ediyorlar.

Bir Rus düşünür diyor ki, 'Milletlerin yükseliş ve çöküşü insanların planlarına bağlı değildir, Biyosfer'e bağlıdır' diyor. Türk milleti tarih boyunca, Atilla döneminde bile tanrının ordusu olarak adlandırılmış bir millettir. Bu Divan-ı Lûgat-it Türk'te de böyle geçer, Peygamber hadisi olarak da böyle geçer.

Dolayısıyla kendimizden emin olalım. Türk milletini tarih sahnesinden kaldırmaya ne Tayyip Erdoğan'ın, ne de ABD'nin gücü yeter. Bırakın koca bir 70 milyonluk milleti, davasına inanmış ve ölümü göze almış 40 kişi bile dünyayı değiştirmeye yeter. Aydın'da o 40 kişi yok mu? Türkiye'de o 40 kişi yok mu?

Ve samimiyetle söylüyorum, inanmış bir kişi bile bu dünyayı değiştirmeye yeter. Fazla endişeye mahal yok ama kendimize güvenelim, tedbirimizi alalım ona göre hareket edelim.

Mustafa Kemal Atatürk 1925 yılında bir konuşmasında o güne kadar yakın çalışma arkadaşları ile birlikte yaptıkları bütün devrimleri ve yenilikleri anlattıktan sonra şunu diyor: 'Bütün bu yaptıklarımız için benim ve arkadaşlarımın hayatları ortadadır.' Yani 1923 yılında kurdukları Cumhuriyet için 1925 yılında 'Bu meydana getirdiğimiz yapıyı koruyabilmek için  kellemizi koyduk' diyor.

İşte sır budur. Mücadelenin başka bir sırrı yoktur. Hayatımızı ortaya koyuyorsak, Türkiye Cumhuriyeti devleti, milleti ilelebet payidar kalacaktır.”
 

(Güçlü ÇEZİK)

[Bu sayfa 986 kez görüntülendi.]