[ 11 Mart 2013 Pazartesi ]
YazdırYazdır Get a PDF version of this webpagePDF

Millî Merkez Anayasa Forumu (MMAF) Aydın Yürütme Kurulu'nun 7 Mart 2013 Perşembe akşamı düzenlediği toplantıya Aydınlıların ilgisi büyük oldu.

Aydın Kültür Merkezi'nin 465 kişilik Hidayet Sayın Salonu'nda gerçekleşen ve yer bulamayan yüzlerce Aydınlının 3 saat boyunca ayakta dinlediği forumda Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tunceli Milletvekili Kamer Genç, İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Hasan Basri Özbey, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) Genel Başkanı İlker Yücel, TBMM önceki başkanı ve Türk siyasî tarihinde bir döneme damga vurmuş isimlerden Hüsamettin Cindoruk ile Yeniçağ gazetesi yazarı Aslan Bulut konuştular.

Aydınlıların bu yoğun ilgisine rağmen, toplantıya CHP ve MHP yöneticileri ile haber ajanslarının ilgisiz kalışı, gecenin ardından en çok konuşulan ve eleştirilen ayrıntı oldu.

Forumu sunan ve yöneten MMAF Aydın Yürütme Kurulu Başkanı, Aydınlık ve Mücadele gazetelerinin köşe yazarı Av. Erol Ertuğrul, dinleyicilerden zaman zaman büyük alkış alan açış konuşmasının ardından ilk konuşmacı olarak TGB Genel Başkanı İlker Yücel'i takdim etti.

İlker Yücel, slaytlar eşliğinde gerçekleştirdiği sunumda, oldukça ateşli sayılabilecek bir tarzda konuştu ve sık sık alkışlarla kesilen konuşmasının bir bölümünde özetle şunları söyledi:

“Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri tahliye edilmek isteniyorsa, limanlarımıza ve tersanelerimize giriliyorsa, ülkenin her yeri füzelerle donatılıyorsa, NATO'nun askerleri ellerini kollarını sallaya sallaya topraklarımıza girebiliyorsa ve bir otopark yüzünden nota yiyorsak, Anayasa Mahkemesi Başkanı ABD büyükelçiliğine raporlar sunuyorsa, Emniyet içerisindeki bir ekip, bütün Türkiye'yi dinleyerek Türkiye'ye tertipler yapıyorsa, olağan değil olağanüstü bir dönemdeyiz demektir.

İşte bu olağanüstü dönemin en önemli olgularından birisi tutanaklarda ortaya çıkmıştır. Ne dedi o tutanaklarda teröristler? 'Biz Türkiye'de rejimi değiştiriyoruz' dediler. Ve bunun karşılığında da Irak'la, İran'la Suriye ile savaşa girebiliriz. İşte PKK'nın ve AKP'nin Ortadoğu'daki rolü.

Bu süreçte eğer Mehmetçik'in kanı satılıyorsa olağanüstü dönemdeyiz demektir. Olağanüstü dönemdeysek, olağanüstü tavırların yolu açılmış demektir. Tarihte yalnızca olağanüstü tavırlar gösterenler başarı kazanacaktır.

Bu olağanüstü dönemi zihinlerimizde, bilincimizde olağanlaştırmaya çalışıyorlar. Ama siz Aydın'ın vatanseverleri buradaki coşkunuzla aslında şimdiden galip geldiniz. Buradaki hırsınızla, o alkışlarınızdaki tempoyla daha şimdiden bu mücadelenin daha bitmediğini, bizim daha ölmediğimizi, bu mücadelenin daha uzun süreceğini ve en sonunda bizim kazanacağımızı şimdiden bu konferansta bir kez daha ispatlamış olduk.

Olağanüstü dönemlerde olağanüstü tavırlar gerekir, Hasan Tahsin gibi, Kubilay gibi... Olağanüstü tavırları herkesin yapması lazım. Hastanede yanına geliyorsa, 'Senin yüzünden ülke bölünüyor' diye terslemen gerekiyor. Her açıdan, her yerde.

Bunu kavradığımız andan itibaren süreci çok daha rahat yorumlayabileceğimizi ve çözüm önerilerimizi bütün millete ortalığı bulanıklaştırmadan daha berrak bir şekilde sunabileceğimizi düşünüyoruz.

Atatürk kendi devrimini altı okla, yani Kurtuluş Savaşı'ndan sonraki kurumsallaşmayı altı ilkeyle anlatmıştı. Ama karşı devrimin bugün geldiği nokta için bir durum tespiti yaparsak, Atatürk'ün bu altı ilkesinden 'Cumhuriyetçilik', 'Cemaatçilik' olmuştur. 'Milliyetçilik', 'ABD'cilik ve AB'cilik' olmuştur. 'Halkçılık', 'Köşe Dönmecilik' olmuştur. 'Devletçilik', 'Özelleştirmecilik' olmuştur. 'Laiklik', 'Din Sömürücülüğü' olmuştur. 'Devrimcilik' de 'Karşı devrimcilik' olmuştur. İşte olağanüstü görevlerimiz budur.

Atatürk devrimini kaybedersek ne olur? Neden hiç sağ sol demeden 'Atatürk'te birleştik?' diyoruz? Neden tarih yazan kadrolar şimdi sizi yeniden ayağa kalkmaya çağırıyor?

Çünkü Atatürk devrimini kaybedersek devletsizleşiriz. Şu anki yapıya devlet diyebilir miyiz? Fabrikalarını yabancılara satmış, tarımını öldürmüş, ordusu dağıtılmış, kurumları birbirine tezgâh üzerine tezgâh düzenliyor. Hukuku siyasetin neredeyse köpeği haline getirilmiş. Böyle bir devlet olabilir mi? Böyle bir devletin olmadığını zaten her seferinde Emperyalistler yüzümüze tükürür gibi söylüyor. 'Sizin bir tek ihraç malınız kalmıştır, o da Mehmetçik'inizin kanıdır' diyor. Ama buna sebep olan AKP eğer başarılı olursa bir devletsizleşme süreciyle karşı karşıyayız.

İkincisi milletsizleşmedir. Ortaçağ'a ait olan etnik aidiyetler, şu an Atatürk devleti yıkıldığı için üst planda tutulmakta, en büyük kardeşlik bağı anlamına gelen milletleşme geriye itilmektedir. Yani Atatürk devrimini kaybedersek milletsizleşmiş olacağız.

Üçüncüsü vatansızlaşmadır. Şu anda yaşadığımız bütün süreç, vatanı bir arsa durumuna getirmektir. Yapılan bütün tartışma, vatanı uğruna ölünmeye gerek duyulmayan bir arsa parçası olarak gençlerin bilinçlerine yerleştirmek içindir. Arsa için kimse ölmez ama vatan için herkes ölür. Şu anda da biz gençlere özellikle 'Vatanseverlikmiş, ulusalcılıkmış bunları bir kenara koyun, küresel dünyada kendi çıkarınızın peşinde koşun. Amerika'ya Avrupa'ya kapağı atın, oralarda kendi geleceğinizi arayın' diyorlar. Yani vatanından ve milletinden kopuk bir gençliği vatansızlaştırarak eğitmeye çalışıyorlar.

Dördüncüsü yoksullaşma ve gericileşmedir. Tamamen sıcak paraya bağlı ve o sıcak paranın yönettiği bir ülke haline getirdiler. Hatırlayınız Türk ordusu Kuzey Irak'a girdiğinde, 8 Milyar Dolar karşılığında nasıl tekme tokat çıkartıldı? Bunu CHP milletvekilleri açıklamıştı. Dubai Anlaşması dersek belki hatırlarsınız. Şu anda tamamen sıcak parayla yönetilen, Ortadoğu'ya savaş ihraç eden bir piyon durumuna getirilmiştir Türkiye. Bu da yoksullaşma ve gericileşme anlamına gelmektedir.

Şunu kabul edelim. Kimse kimseyi kandırmasın. Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve mensuplar ülkesi olmuştur. Şu anda cemaatler, tarikatlar Türkiye'nin tepesindedir ve Türkiye'yi şekillendirmektedir. Bunu kabul edersek yeni bir mücadele için, yeni bir atılım için enerji toplarız. Karamsarlık değildir bu. Ne yapacağımızı görmek demektir. Atatürk devrimini yeniden inşaa etmek demektir. Bu da yeniden meşru direniş hakkımızı kullanmak, yeniden ayağa kalkmak, yeniden devrim demektir Atatürk'ün yaptığı gibi.”

“Aydın'ın Süvari Gücü Burada Şu Anda”

“Burada çok önemli bir başlık var. 'Yanlış strateji doğru taktikle kurtarılabilir mi?' Aydın'ın süvari gücü burada şu anda. Yarın bir gün ülkemiz işgal altına alındığında, iç savaşı kışkırtmaya çalıştıklarında, ülkemizi teslim almaya çalıştıklarında, Aydın'daki direnişe önderlik edecek olan süvari kuvveti şu anda burada.

En bilinçli, en kararlı, en atak, en gözü kara ekip şu anda burada. Çünkü bizim toplantılarımıza en savaşçılar geliyor. Teslimiyetçiler değil, mücadele edecek olanlar geliyor.”

“NATOTürkçülük Değil Atatürkçülük”

“Burada bir muhasebe yapalım. Sadece güzel sözlerimizi karşılıklı alkışlamayalım, düşünelim üzerinde. Biz gençler, TGB çalışmalarında bu cümleyi sürekli birbirimizin dikkatine sunuyoruz: 'Yanlış strateji doğru taktikle kurtarılabilir mi?'

Neden? Geçtiğimiz 50-60 yıl boyunca NATO sürecinde, ABD'ye bağımlılık ve sömürgeleşme sürecinde, İslamın, aslında İslam bile olmadan, Amerikan İslamı şeklinde İslamın Papa'sının Pensilvanya'ya yerleştirilerek ülkemize veda ettiği bir süreçte maalesef NATOTürkçülük dediğimiz bir anlayış, bizim cephemizde bir sis bombası rolü oynadı. Saflarımızdan temizleyelim NATOTürkçülüğü.

Nedir NATOTürkçülük? Serbest piyasacılıktır. Serbest piyasacı olan, kitle hareketine, halk hareketine karşı güvensiz olan Atatürkçü olamaz, NATOTürkçü olur. Gördük, Tekel işçileri Ankara'nın kış ayazında günlerce sokakta yattı. Bizim bazı Atatürkçülerimiz gelmedi. Kabul edelim bunu. Neden? Halk hareketini önemsiz gördü.

Ayağa kalkan BMC işçisi, Şişecam, Paşabahçe, Türk Hava Yolları işçileri, hepsi Türkiye'yi geliştiren, değiştiren halk hareketleriydi. O yüzden bu toplantıda biz gençliğin önerisi, zihinlerimizde kalması gereken en önemli olgulardan birisi, eğer emekçiler ayağa kalkıyorsa, o zaman Aydın'ın süvari gücü de ayağa kalkacak ve onları yalnız bırakmayacak.

Çünkü biz ayağa kalkadığımız zaman, eğer biz o emekçilerimize sahip çıkmazsak; başkaları algıya yönelik operasyonlarıyla o vatandaşlarımızı, kardeşlerimizi kandırıyorlar. Irak'ta cami bombalatırken, 'Çamlıca'ya cami yaptırıyoruz' diyerek halkımızı aldatıyorlar.

Atatürk gençliği olarak devrimden korkmayacağız. Atatürk devriminden bahsediyoruz gençler. Eğer cemaat hukuku kendi hukukunu Cumhuriyet hukukunun üstüne koymaya çalışıyorsa, 29 Ekim'de yaptığımız gibi, o hukuku eze eze Atatürk hukukunu fiilî olarak uygulayacağız.

Yani o cemaat hukuku yasak getirse bile, biz Atatürk'ün yaptığı gibi vatanseverliğin üzerinde hiçbir kanun tanımayız diyerek 29 Ekim'de olduğu gibi meşru direniş hakkımızı fiilî olarak uygulamamız gerekiyor.

Valilik yasaklamamış mıydı 29 Ekim'i? 19 Mayıs'ı yasaklamadılar mı? Biz ne yaptık? Fiilî olarak Atatürk kanunlarını uyguladık. Bunun ismi, diğer bir deyimle Atatürk devrimidir.

En önemlisi, 'Soğuk Savaş' döneminin kalıplarından kurtularak kucaklaşalım. Önyargıları bırakalım. Bu salonda da hem MHP'nden, hep İP'nden, CHP'den, DP'den, DSP'den, HEPAR'dan, derneklerimizden, sendikalarımızdan çok sayıda vatansever bir irade oluşturduk. Bunun için önümüzde az zaman var. Kapışma tarihleri yaklaşıyor. Referandum, yerel seçimler...

Eğer ortak bir irade oluşturabilirsek üstte kalırız. Karşımızdaki güç AKP değil çünkü, ABD. Bunu görelim. Dünyanın 1 numaralı Emperyalist kuvvetiyle kapışıyoruz. O yüzden bizim tıpkı Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi kalıplarımızdan kurtularak kucaklaşmamız ve ortak iradeyi inşaa etmemiz gerekiyor.

Burada bir önemli nokta, biz gençlerin önerisi şu: Siyasî lugatında Emperyalizm olmayanı ciddiye almayın. Neden, çünkü şu anda Emperyalizm ülkemizi sömürgeleştirmeye çalışıyor. Sen o kadar laf kalabalığı yap, ama Emperyalizm'i ağzına alma. O zaman hepsi boşa gider. Atatürk bu kafada olsa, manda ve himayeci olurdu.

İkincisi, 'Tam Bağımsızlık' ilkesi anahtar kavram ve tam bağımsızlığı hedef almayan bir mücadele başarısız olmaya mahkumdur. NATOTürkçülüğün karşısında bizim millî ve devrimci vatansever yolumuz var. Halkçı ve Devrimci olmayı, Milliyetçi, Laik, Cumhuriyetçi olmayı, Altı Ok'un hepsinin birden teker teker ilkelerinin altını doldurmak, ama özellikle Halkçılığı ve Devrimciliği ön plana koymak zorundayız. Emperyalizme karşı tam bağımsızlığı savunmak, kitle hareketini, halk hareketini küçümsememek, tam tersine ona nefes vermek, örgütlü devrimci gücü büyütmek. Çünkü örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez. Örgütlü bir halk, hiçbir yerde silahı olmasa bile teslim olmadı. Kurtuluş Savaşı'mız bunun ispatıdır.

Anayasa sürecinde mücadele yöntemi olarak, bağımsızlık, vatan ve devrim için mücadelede halkı harekete geçirmek temel meseledir. Yarın Anayasa referandumu Meclis'e getirilmeye yeltenildiğinde, bu heyet Aydın'ı ayağa kaldırır. Kendimize güvenelim. Bütün Türkiye'yi de ayağa kaldırırız.

Kanıt 13 Aralık işte. 29 Ekim. Bunlar zannediyordu ki 'Bunların liderlerini Silivri'ye attık uslandılar'. Şimdi onlar bir bunalım geçiriyor. 'O kadar tepeledik, üstlerine çıktık, hapse attık, öldürdük, tasfiye etmeye çalıştık ama yine milyonlar toplanıyor' diye bunalımdalar.

O gün orada ne yaptık? Diplerine kadar girdik. Nefeslerimizi hissetmediler mi? Öyle bir hissettiler ki. İstesek 8 dakikada içerideydik ama girmedik. Ve o 100 km. Uzaklıktaki cezaevinde vatanseverleri tecrit edemediler. Peki bu güç nereden geliyor? Halkı harekete geçirerek. Millî Merkez Anayasa Forumu'muz, halkın dirençli kuvvetlerine bir ayağa kalkma aşısı yaptı.

Ankara'da bu bölücü gerici anayasayı geçirmek isterlerse, gerekirse o Meclis'i kuşatmak, başkalarının tahriklerine kapılmadan fiilî olarak  o Meclis'ten bu kanunun çıkmasını engellemek, demokratik tepkimizi koymak gerekir. Anayasa sürecinde kitleleri doğru yönlendirmek esastır.

İktidar olmayı hedef almalıyız. Vatanseverlerin görevi muhalefetçilik değildir. Mücadele mevcut siyasi iktidara karşı alternatif bir merkez oluşturmalıdır. Şu anda oluştu. Birçok dernek, sendika, sivil toplum kuruluşlarımız uyum içinde. Ama bunu daha da genişletmeli, zihinlerde yaygınlaştırmalı, milyonlara yaymalıyız.

Vatanın bağımsızlığını kazanmasını, halkın hürriyetini eline almasını, cumhuriyetin yeniden kurulmasını sağlayacak meşru yöntemler, devrimin kanunudur. Devrimin kanunu ise Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi bütün kanunların üzerindedir.”
 

(Güçlü ÇEZİK)

[Bu sayfa 1241 kez görüntülendi.]

 
Facebook'ta Bizi İzleyin
Mücadele Gazetesi 2014 Yılbaşı Özel Eki

YAZARLAR

Döviz