[07-09-2010]
Atatürkçü Düşünce Derneği Aydın Şubesi, Aydın'ın 7 Eylül 1922 tarihinde kurtuluşunun 88. yıldönümünü kutlamak amacıyla bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda dernek adına bir basın açıklaması yapan ADD Aydın Şube Başkanı Günver Güneş, Milli Mücadele'nin, Kuva-yi Milliye ruhunun ve Aydın'ın efelerinin emperyalizm karşısındaki en büyük zaferlerinden biri olduğunu belirttiği 7 Eylül için “7 Eylül'ün eğer adı konacaksa Aydınlı için özgürlüğün, bağımsızlığın, onurun, gururun refah'm sömürücülere karşı dik duruşun adıdır. Yokluğun, yoksulluğun mağlup edildiği tarihtir.” ifadelerini kullandı.
Güneş açıklamasında özetle şunları söyledi:
“Dünya 20. Yy'in başından beri emperyalizmle ezilen ulusların mücadelesine tanık olmaktadır. Bugün bu mücadele daha da keskinleşmiştir. Belirlenen siyasetlerde, dile getirilen taleplerde bu hesaplaşma süreci içinde anlamlıdır.
Başta ülkemiz olmak üzere ezilen ulusların emperyalizme cevabı ulusal devletler olmuştur. Topyekün gerçekleştirdiğimiz Kurtuluş savaşı ve ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti pek çok ulus tarafından ifade edildiği gibi emperyalizme direnişin sembolü olmuştur. Bugün de vereceğimiz mücadeleye ilham olmaktadır. Bugün bu hesaplaşmada önümüzde ya ayaklar altında kalmak sömürge olmak, etnik kimliklerle birbirimizi boğazlamak ya da bağımsız bir Türkiye de özgür bireyler olarak geleceğimizi kurmak vardır. Eşit, özgür, insanca bir yaşam vardır. Bunları hayata geçirirken kurtuluş savaşına ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Neden mi?
Çünkü
Türk halkının 1919-1922 yıllarında topyekün gerçekleştirdiği Milli Mücadele dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en kutsal savaşlardan biri olarak tanımlanmaktadır. Milli mücadele emperyalizmi ve onun işbirlikçilerini dize getiren onurlu bir savaştı. Yakın dönem Türk tarihinin gururla anlatılacak çok önemli bir başarısıydı milli mücadele.
Kurtuluş Savaşı gerçeğinin temelinde bazı şehirlerin önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu şehirler içerisinde Aydın'a ayrı bir sayfa açmak gerekmektedir.
91 yıl önce emperyalist devletlerin taşeron işgal güçleri Anadolu'nun üzerinden ve özellikle İzmir başta olmak üzere Batı Anadolu'dan kapkara bir felaket bulutu ile geçtiler. İşgal güçlerinin paylaşamadığı bölgelerden biri de Aydın Sancağı idi. Aydın Sancağı bu yüzden hem Yunanlıların hem de İtalyanların işgaline maruz kaldı. Aydın halkı işgal yıllarında yerli Rum çetelerinin insanlık dışı katliamlarına tanıklık etti. 27 Mayıs tarihinde işgal edilen ve merkezi Aydın kenti olan Aydın Sancağı'nm bulunduğu alan Kuva-yı Milliye sürecinin en canlı yaşandığı bir coğrafyadır. İlk direniş hareketleri asker-sivil bu coğrafya'da gelişip hayat bulmuştur. Aydın Sancağı tüm kent, kasaba ve köyleriyle Kurtuluş Savaşı sürecine önemli katkılarda bulunmuştur. Adı adeta direnişin simgeleri efeleriyle özdeşleşen kent özgürlüğüne duyarlı yapısı ve kimliğiyle Kurtuluş Savaşı boyunca varlığını hem teslimiyetçi İstanbul Hükümetine, hem de işgal güçlerine kabul ettirmiştir. Aydın'da başlayan yerel direniş kıvılcımı kısa sürede Anadolu'ya yayılarak işgallere karşı mücadele ateşini körüklemiştir. Bu onurlu mücadele nice kahramanlık hikayesi, nice destansı olayları yaratmıştır. Malgaç Baskını, Erbeyli Baskını, Aydın Şehrinin Yunan işgal güçlerinden geri almışı gibi,. Bu onurlu mücadele Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe, Durmuş Ali Efe, Mesutlarlı Mestan Efe, Sökeli Cafer Efe, Danişmentli İsmail Efe, Sancaktarın Ali Efe, Zurnacı Ali Efe, Tekeli İsmail Efe, Orhaniyeli Kara Durmuş Efe, İmamköylü Çete Ayşe, Baltaköylü Kadınlar, Albay Şefik (Aker), Binbaşı Hacı Şükrü, Binbaşı İsmail Hakkı, Arap Yüzbaşı Nuri, Kurmay Yüzbaşı Selahattin, Yüzbaşı Faik, Yüzbaşı Rıfat, Teğmen Zekai, Teğmen Kadri, Teğmen Selami, Yedeksubay Necmettin (Aydmalay), Hacı Süleyman Efendi, Mahmut Esat (Bozkurt) Bey, Asaf (Gökbel) Bey'e tarih ayrıca bir sayfa ayıracaktır. Yunan işgal süreci içerisinde bölgede yaşanan kelimelerle tarif edilemez insanlık dışı trajedileri de başta Karatepe'de olmak üzere Kanlıbahçe, Atça, Dampınar'da kendini göstermiştir. Buralarda organize bir biçimde Yunan askerleri tarafından gerçekleştirilen katliam olayları tarihin kara sayfalarına bir bir yazılmıştır. Yöre insanı bir taraftan kendi bölgesinin işgal edilmesine karşı direnirken, öte yandan TBMM'nin çağrısıyla Konya, Bolu, Adapazarı, Düzce'yi saran iç ayaklanmaların bastırılmasında büyük pay sahibi olmuştur.
Heyet-i Milliyeleri ile Yunan işgaline ve her türlü işgale karşı tedbirini alan Aydın şehri, ilçeleri ve kasabaları, Kuva-yı Milliye'nin askeri, siyasi, ve idari teşkilatlanmasında, yiyecek, giyecek, barınma, ulaşım, sağlık, istihbarat, muhacir ve mücahid ailelerine yardımda en iyi şekilde bulunulabilmesi için Nazilli Kongrelerinin oluşumunu sağlamıştır. Milli mücadele tarihi içerisinde önemli bir yere sahip olan Nazilli Kongreleri örnek bir sivil halk dayanışmasıdır. Aydın işgal yıllarında maddi manevi çok büyük kayıplar vermiştir. Aydın yıllarca sosyal ve ekonomik alanda işgal yıllarında yaşadığı tahribatın bedelini ödemek zorunda kalmıştır. Bu büyük bedeli yalnızca Aydın ve çevresinde bulunan yerleşim birimleri değil, işgal altındaki Anadolu'daki tüm kent, kasaba ve köylerde ödedi.
Aydın ve çevresinde Milli mücadele yılları çok çetin mücadelelerle geçti. O nedenle Aydınlı işgal'in acılarını, sıkıntılarını, dertlerini, sorunlarını hemen herkesten daha fazla bilmelidir. Bilmelidir ve kurtuluş'un ne anlama geldiğini daha çok sormalı ve sorgulamalıdır. Kurtuluş o zaman bir mana
ifade eder. 7 Eylül'ün eğer adı konacaksa Aydınlı için özgürlüğün, bağımsızlığın, onurun, gururun refah'm sömürücülere karşı dik duruşun adıdır. Yokluğun, yoksulluğun mağlup edildiği tarihtir.
Günümüzde yakın tarihimizin en onurlu, en çok gurur duyulacak sayfaları bilinçli bir propaganda ile neredeyse unutulmakta, unutturulmak istenmektedir. İşgalcilerin bile vicdan azabı duydukları kaygılarım dile getirdikleri hatta kendi kendilerine hesaplaşmaya başladıkları bir süreçte üzülerek görüyoruz ki kimi ihanet odakları bugün yabancı bir ülkenin işgalinin getireceği faziletlerden söz edebiliyorlar. Yanı başımızdaki Irak gerçeğini bile göremeyen, gördüğünü anlamayan sözüm ona küresel sermayenin yerli taşeronları demokrat görüntü altındaki işbirlikçi sözcüleri her fırsatta kurtuluş günlerini hamaset, işgal günlerinde yaşanan acıları, mezalimin kahredici tahribatını yoksulluk, ezilmişlik edebiyatı, geri kalmış ülke insanı kompleksi diyerek alay etmektedirler. Kimi korkaklar AB'ye giriş sürecinde komşularımızı kurtuluş bayramı düzenleyerek rencide ederiz gibi akıl almaz çıkışlar bile yapabiliyorlar. Sanki Yunan ordularını Türk milleti davet etmişçesine. Utanmasalar Aydın'm düşman işgalinden kurtuluşunu bile travma olarak tanımlayacaklar. Tarihi kurtuluş günlerinin ruhunu heyecanını coşkusunu sıradanlaştırarak ortadan kaldırmak isteyeceklerdir. Biliyoruz ki bugün Türkiye de iktidar sahipleri dünyadaki egemen güçlerin emrinde cumhuriyet ve onun kurumlarıyla hesaplaşmasının bir uzantısı olarak Kurtuluş Savaşı gerçeği ve bilincini de zihinlerden silmenin uğraşısı içindedir. Tarih bize şu gerçeği öğretti. "Kendi halkının çektiği acı, sıkıntı, yoklukları, ölümleri, katliamları, geçmiş ya da hamaset diyerek önemsemeyenler, kendilerinin de bir gün önemsenmeyeceklerine hazır olmalıdırlar.
Yaşadıklarımız sanki önümüzdeki günlerde kurtuluş tarihimize yeniden her zamankinden daha çok müracaat edeceğimizin habercisi. Şunu artık gaflet içerisinde olmayan herkes çok iyi biliyor. Bu topraklar üzerinde onurlu, özgür ve bağımsız yaşayabilmek için dünü iyi bilmek ve hiç unutmamak ve unutturmamak gerekmektedir. O yüzden 7 Eylüllere özgürlük ve bağımsızlık karakteri olan Türkiye Cumhuriyeti devleti kurucusu büyük ATATÜRK ve Türk milletinin işgal edilen vatanlarını kurtarmak amacıyla direnmeye karar verdiği Aydın'm saygın mücadelesi olarak bakılmalıdır . 7 Eylül sadece takvim yapraklarında sıradan bir tarih değil, dört cephede işgal kuvvetleriyle ölümüne çarpışan, işbirlikçi, mandacı vatan hainleriyle uğraşan, vatan uğruna gözünü kırpmadan ateşe atılan, efesiyle, subayıyla, askeri, kızanıyla, köylüsüyle, tüccarı, din adamıyla, kadını, çocuğuyla topyekün bir mücadelenin asil soylu sayfalarıdır.
Sevgili Aydınlılar bu büyük mücadeleyi gerçekleştiren yanmış, yıkılmış, enkaza dönmüş bir ülkeden çağdaş bir devlet kuran atalarımızla kıvanç duymalısınız. Şehitlerimizin ve gazilerimizin onurunu kimselere çiğnetmeyin. İdealimiz artık bu vatanı bir daha kurtarılacak duruma düşürmemek olmalıdır. Bugün ülkemiz yabancı orduların işgali altında değildir. Ama çok ciddi siyasal ve ekonomik tehlike tehditler altındadır. Bu tehlikeleri ortadan kaldırmak için tıpkı Milli mücadele'deki gibi eylem, direniş ve kararlılığa ihtiyaç vardır.
Başkalarından yardım dileyerek, başkalarının merhametine sığınarak onurlu, bağımsız yaşamak mümkün değildir. Bugün değişen dünya dinamikleri ve Türk halkının birlikte yaşama kültürü, bağımsız yaşama geleneği ve sınıf mücadelesinin ulusal vurgusu, hem ulus devlet formunun hem de eşitlikten uzaklaşan ulus devletin savrulduğu noktayı görüp yeni dönemde "kimsesizlerin kimsesi" cumhuriyetin gerekliliğini ispatlıyor. Mücadeleye güç veriyor. Yeni dönemde gözünü ulus devleti parçalamaya dikmiş emperyalist politikalara karşı, neo liberal açılımlara karşı cumhuriyetin kurumlarına sahip çıkarak, gericiliğe karşı aydınlanma, bölünmeye karşı birlik, ırkçılığa karşı kardeşlik ekseninde mücadeleyi yükseltmek önümüzde duran en büyük görevdir.
Türk ulusu tarihinden bağımsız yaşama geleneğinden, geleceğine olan inancından, çağdaş ve laik yaşama olan kararlığından, cumhuriyete ve demokratik sisteme olan bağlılığından ayrılmayacaktır. Türk ulusu bütün bunları gerçekleştirirken, Cumhuriyetimizin kuruluş esaslarından en ufak taviz vermeden, Türkiye Cumhuriyetini içten ve dıştan aşağılamaya çalışanlara varlığına saldıranlara karşı dün olduğu gibi bugün de yarın da koruma kararlılığı içinde olacaktır.7 Eylül'ün 88. Yılında şu an hayatta olmayan bütün Aydınlı Kuva-yı milliyecilere ve büyük Atatürk'e söz veriyoruz. Yüce Atatürk seninle 7 Eylüllerde bağımsız yaşama idealine kavuştuk. Hiçbir emperyalist dayatma, hiçbir tehdit, hiçbir ihanet Atatürkçülerin vatanlarını savunmadaki kararlılıklarını asla sarsamayacaktır.”
