[11-02-2012]
-Yekta Güngör Özden / Sözcü 11-02-2012-
Bir zamanlar Milli Eğitim Bakanlığı'nda bulunmuş şimdi iktidar partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili olan Doç. Dr. Hüseyin Çelik, Mustafa Kemal'in 15-20 Ekim 1927'de Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı olarak yaptığı 36.5 saatlik konuşmanın son bölümü olan Gençliğe Sesleniş (Hitabe)'in "ayet olmadığını" söylemiş. Kurtuluş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş tarihinde çok büyük önemi olan, kimi İngilizler'in bile alıp ülkelerine götürdükleri Sesleniş, Büyük Söylev'in ayrılmaz bir parçasıdır. Büyük Söylev de hiç kuşkusuz cumhuriyet tarihimizin çok önemli bir belgesidir.
Medyanın iktidarcı kesimi ağzını şapırdatıp dişlerini gıcırdatarak önceleri İnönü üzerinden yaptıklan Atatürk'e saldırılarını şimdi dolaylı olmaktan çıkararak doğrudan Atatürk'e yöneltti. Iktidann yeni açılımı, 30 Ağustos, 29 Ekim törenleri ve 27 Aralık Harbiyeliler'in Atatürk yürüyüşü, 19 Mayıs törenlerinin sınırlandırılması skandallarından sonra askerlik derslerinin ve Atatürk köşelerinin okullardan kaldırılması, öğrenci andının yaptırılmaması, zorunlu din derslerine eklenen Arapça dersleriyle başlamıştı. Bunları yetersiz bulup Gençliğe Sesleniş'i ve Atatürk Aleyhine işlenen Suçlara ilişkin 5816 no.lu yasayı gündeme getirdiler. Amaç, Atatürk'ü ve ilkeleri ulusal yaşamdan dışlayarak Başbakan'ın açıkladığı "Dindar nesil yetiştirme"yi gerçekleştirip devletin niteliklerini bozmaktır. Öğrencilerin fabrikalar, müzeler, spor alanları, Anıtkabir, ülke içi ve dışı gezilerle bilgi ve görgülerini artırmak yerine Umre'ye götürülüp küçük yaşta koşullar.dırılmaları girişimi ve aile sorunlarını imamların çözmelerinin istenmesi, ılımlı islam devletinin yoluna serpilen AKP çiçekleridir.
Elbet değil
Peygamber ile Atatürk'ü karşılaştırmak asla doğru değildir. Peygamber, din bağlamında saygınlığı tartışılmaz bir büyük, ümmet önderi, Atatürk ise ulusal bağlamda saygınlığı ve seçkinliği erişilmez bir Türk büyüğüdür. İkisinin de evrensel kişiliklerine kendini bilen kimselerin söyleyeceği bir söz olamaz. Ancak yerleri, konumlan ayndır. Hukuk devletinde yurttaşların vicdan tahtına bırakılan din konusunda yasal yükümlülük yansızlıktır. Yurdu kurtararak bağımsızlığı sağlayan, özgürlükleri yaşamayı, haklan kullanmayı gerçekleştiren namusumuzu koruyan, onurumuzu yücelten, padişahlık ve halifelik önerilerini iterek yepyeni bir halk cumhuriyeti kurup kulları yurttaş yaparak devletin sahibi kılan insanın özgün yerinin olması çok doğaldır. Dünyadaki her Müslüman'ın büyüğü nasıl din yönünden Peygamber ise bizirn Türk Ulusu olarak en büyüğümüz de Mustafa Kemal Atatürk'tür. Elbet Mustafa Kemal peygamber olmadığı gibi peygamber de devletimizin kurucusu, yurdumuzun kurtarıcısı Mustafa Kemal değildir. Elbet, Kur'anın 114 bölümünden biri olan surelerin birer tümcesi olan 6666 ayet olarak Büyük Söylev algılanmamaktadır. Söylev, Atatürk'ün ileri görüşlülüğünün ürünüdür.
Ayet türü savlarda bulunan yoktur. Ancak, Atatürk'ü küçümseyerek, O'nunla alay edercesine gereksiz benzetmelere ve karşılaştırmalara girmek çok sakıncalı bir yaklaşımdır. Kendi ulusal önderimizi tanıyıp sevmek, saymak, O'nün ilkelerini temel edinmiş devleti güçlendirmek, ulusal yapıyı sonsuza değin bağımsız yaşatmak anlayışı, O'nun yerini benimsemekle gerçekleşir. Bu yanlı bir ideolojik yaklaşım, bir dayatma değil yeni kurulan bir devletin amacına uygun sağlıklı yapısı nitelikli öğeleri için yararlı bir duruştur.
Atatürk ve arkadaşlarının sayesinde inançlar katılıktan, kötülükten, sömürüden, çıkar aracı olmaktan kurtarılmıştır. Onlar olmasaydı belki namaz kılınabilirdi ama asla ezan sesi duyulmazdı. Bugüne kadar Atatürk ve inönü kadar temiz inanç sahibi bir yöneticiye rastlanmamıştır. Atatürk'ün din konusundaki sözlerini, çabalarını içeren kitaplan okumayanların, okuduklannı anlamayanlarla anlamak istemeyenlerin topluma yararlı olmalan beklenemez. Din siyasallaşırsa demokrasi dinsellesin Din sömürüsüyle oy almak, ödünlerle iktidara gelip iktidan sürdürmek beceri değil yozlaşma olur.
