[04-02-2012]
Sulak alanların korunmasının önemine, kamuoyunun dikkatini çekmek üzere, “Dünya Sulak Alanlar Günü” 2 Şubat’ta kutlanmakta. TEMA Vakfı Aydın temsilcisi Mehmet Özdemir konuyla ilgili basın açıklaması yaptı.
Özdemir açıklamasında şu ifadeleri kullandı;
“02 Şubat 1971 tarihinde İran’ın Ramsar kentinde imzalanan “Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi” taraf ülkelerin her birini, dünyaca üne sahip en az bir sulak alan ilan etmelerinin yanı sıra, bu sulak alanları korumakla ve akılcı yönetimini sağlamakla yükümlü kılmaktadır. Türkiye, 17 Mayıs 1994’ten itibaren bu sözleşmeye imza koymuş ve resmen taraf olmuştur. İlki 1997 yılında olmak üzere, 02 Şubat tarihi, sulak alanların korunmasının önemine, kamuoyunun dikkatini çekmek üzere, “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaktadır.
Dünya genelinde 106 önemli su havzasının 1/3 ne tekabül eden arazilerin önemli bir kısmı, tarımsal, kentsel ve endüstriyel kullanıma açıldı. Dünyadaki doğal sulak alanların tahminen %50’si tarım yada diğer amaçlar için kurutuldu. Bozulan sulak alanlardaki bitki örtüsünün %90’ı yok oldu.
Derinlikleri genelde 6 metreye kadar olan sığ göl, lâgün, deltalar, korunaklı kıyılar, su dolaşımına sınırlı olan bölgeler sulak alan olarak nitelendirilir. Günlük yaşantımızda pek farkında olamasak da sulak alanlar hayatta kalmak için korumamız ve yaşatmamız gereken çok önemli ekosistemlerdir. Dünyanın dört bir yanındaki sulak alanlar hiçbir karşılık beklemeden ekosistem hizmetleri sunar.
Sulak alanlar;
• Mevsimlik ve aşırı yağıştan kaynaklanan sel sularını depolar,
• Yer altı su kaynaklarını doldurarak kurak dönemler için su deposu işlevi görür,
• Kirletici maddeler için filtre görevi üstlenerek temiz ve kaliteli içme suyu sağlar,
• Zengin biyolojik çeşitlilikleriyle bir çok ekosistemi içinde barındırır,
• Önemli karbon yutak kapasiteleriyle iklim değişikliği etkilerini geciktirir,
• Özellikle zengin balık kaynaklarıyla önemli geçim kaynakları sunar.
• Milyonlarca göçmen kuşun okyanusları aşmadan önce yumurtlama, yavru çıkarma ve mevsimlik yaşam alanlarıdır,
Sulak alanların bu özellikleri, etkilerini her geçen gün ağırlaştırarak hissettiren iklim değişikliği ve buna bağlı su krizleri nedeniyle artık çok daha önemlidir. Suyun doğal döngü ve akışına müdahale etmeyen, sulak alanlar ve havzaları sahip oldukları ekosistemlerle birlikte planlama süreçlerinin merkezine koyan bir yaklaşımı yarın değil bugün sahiplenmek zorundayız. 20. yüzyılın su stratejileri çoğunlukla doğa ile işbirliği içinde değil, doğaya karşı hareket etti. Büyük barajlar, setler, kanallar ve diğer büyük mühendislik projelerinin egemenliğindeki bu stratejiler, dünyanın büyük bölümünün içme suyuna, gıdaya, elektriğe ve sel denetimine kavuşmalarını sağladı. Ama aynı zamanda doğaya aşırı müdahale, ekolojik dengeyi ve su ekosistemlerinin işlevlerini büyük ölçüde bozdu.
TEMA Vakfı olarak, Dünya Sulak Alanlar Günü’nde hükümetlerin su politikalarını ve uygulamalarını, tatlı su ekosistemlerini ve bu ekosistemlerin değerli hizmetlerini koruyacak şekilde düzenlemesi gerektiğine dikkat çekiyoruz. Bu kapsamda TEMA Vakfı’nın hazırladığı ve kamuoyu ile paylaştığı Yeni Anayasa Taslağı önerilerinde vurguladığımız gibi su ‘kaynak’ değil ‘varlık’ olarak tanımlanmalıdır. Yaşamsal nedenlerle tüm canlıların suya erişme hakkı olduğu kabul edilmelidir.
TEMA Vakfı’nın Yeni Anayasa Önerileri metni ve hazırlamış olduğu Su Yasası Taslağı dikkate alınarak hazırlanacak bir Su Yasası’na acilen ihtiyaç vardır. Meralarımızı ve Topraklarımızı yasasına kavuşturan TEMA Vakfı, Su Yasası için de aynı mücadeleyi üstlenmiştir. “
