logo

07 Haziran 2013

Ertuğrul’dan Gezi Parkı Yorumları (1): “Halk Neden Destek Verdi?” Sorusu ve Vali Al’a Övgü

Milli Merkez Temsilciler Meclisi üyesi ve Aydınlık Gazetesi yazarı Av. Erol Ertuğrul, Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve tüm yurda dağılan eylemler nedeniyle bir basın açıklaması yaptı.

Ertuğrul, açıklama öncesinde Mücadele gazetesine verdiği özel demeçte, Aydın Valisi Kerem Al'ı gösterdiği tavırdan dolayı kutladı. Aynı zamanda bir hukukçu ve 12 Eylül 1980 Darbe Yönetimi döneminde baskılar altında kaymakamlık yapmış bir kamu yöneticisi olan Ertuğrul, tüm yurdu saran olaylar hakkında özetle şunları söyledi:

“Bilindiği gibi bundan yaklaşık 9 gün kadar önce İstanbul'da Taksim'de Gezi Parkı'nda bir başkaldırı başladı. Buna bağlı olarak Türkiye'nin birçok yerinde, önce İstanbul'da, sonra Ankara'da, İzmir'de ve bütün illerimizde, hatta ilçelerimizde, Gezi Parkı'ndaki eylemlere destek amacıyla bir yığın etkinlik gündeme geldi.

Aydın'da da günlerce süren, önce Sevgi Yolu'ndan başlayıp Adnan Menderes Bulvarı'nda süren, sonra tekrar aynı yere dönen bir yürüyüştü bu. Bunların tümü bir başkaldırıydı. Böyle nitelenebilir. Ulusumuzun başkaldırısı.

Bu eylemlerin ayrıntılarına geçmeden, ben birşeyi dile getirmek istiyorum. Bilindiği gibi İstanbul'da, Ankara'da, İzmir'de polisin sert tutumu nedeniyle basınçlı su ve hedef göstererek biber gazı atmaları, çok vatandaşın yaralanmasına, çok vatandaşımızın acı çekmesine, hatta görsel basından ulaşan bilgilere göre Hatay'da bir gencimizin yaşamını yitirmesine, Ankara'da bir gencimizin beyin ölümünün gerçekleşmesine neden oldu.”

“Türk Polisi'ne Yakışmayan Çirkin Tavırlar”

“Çok tatsız olaylar ve izlediğimizde Türk polisine yakışmayan kaba, çirkin, saldırı sayılabilecek eylemler gerçekleşti. Genç kızlarımızın saçlarından tutup sürüklemeler, hedef gözeterek biber gazı, biber bombası atmalar, plastik mermi kullanmalar. Hatta İzmir'de sivil polislerin ellerinde sopalarla vatandaşa saldırmaları, ki bunu İzmir Emniyet Müdürü açıkladı, hiç kabul edilemez çirkin tavırlardı.”

Vali Kerem Al'a Kutlama ve Teşekkür

“Aydın Valisi Sayın Kerem Al'ı buradan kutlamak istiyorum ve kendisine teşekkür ediyorum. O'nun sağduyulu tavrı ve yaklaşımı nedeniyle, Aydın'da böyle bir olay olmadı. Aydın'da her gece gösteri yapılmış olmasına karşın, gündüzleri de o saydığım eylemlerin Sevgi Yolu'nda başlayıp Adnan Menderes Bulvarı'na kadar ulaşmasına karşın, Aydın'da polislerimiz bir tek olaya karışmadılar. Kimseye kötü davranmadılar, kimseyi engellemeye çalışmadılar. Bunun nedeni Sayın Kerem Al'ın olumlu yaklaşımıdır. Hem teşekkür ediyorum, hem kutluyorum ve bundan ötürü de bir Aydınlı olarak övünüyorum.

Aydın, Türkiye'de örnek olan illerimizden birisi. Bu başkaldırıyı, bu tepkileri yaşadı ama bir tek kötü olay olmadı, bir tek karışıklık gerçekleşmedi.”

Milli Merkez Meclisi

“Bundan sonra söylemek istediğim şu:

Bildiğiniz gibi, Milli Anayasa Forumu adı altında, bundan 2-3 yıl önce kurulmuş bir çalışma vardı. Bu çalışma Hüsamettin Cindoruk'un başkanlığında, Yekta Güngör Özden, Kemal Alemdaroğlu gibi saygın isimlerin yönetiminde yürüyordu.

Bu, 23 Nisan 2013'te Ankara'da yapılan büyük bir kurultayla 'Milli Merkez'e dönüştü. Ben de Milli Merkez'in Aydın Yürütme Kurulu Başkanı'yım. Burada da biz arkadaşlarımızla bir yığın toplantı ve etkinlikler yaptık.

Bu çalışmanın ilk etapta amacı ve hedefi, yapılmak istenen bölücü ve gerici anayasaya karşı çıkmaktı. Bu yolda kamuoyu oluşturmaktı, insanlarımızı aydınlatmaya çalışmaktı. En son Ankara'da 23 Nisan 2013'te gerçekleştirilen Milli Merkez Kurultayı'ndan sonra Milli Merkez Meclisi oluştu ve 26 Mayıs Pazar günü İstanbul'da bu meclisin toplantısı yapıldı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  DÜNYA ASTSUBAYLAR GÜNÜ KUTLANDI

 

Yönetim Kurulu beni de bu meclisin üyesi olarak görevlendirdi. İstanbul'daki bu toplantıya katıldım. Yine Sayın Hüsamettin Cindoruk'un başkanlığında yapılmış bir toplantıydı bu. Bu meclisin üyesi olan 150 kişi katıldı bu toplantıya.

Bu toplantıda bugüne kadar yapılan ve bundan sonra yapılacak çalışmalar gündeme geldi. Ben de Aydın'da yapılan çalışmaları anlattım. Hedefimiz ve amacımız kesinlikle şu aşamada bir siyasal parti kurmak, bir siyasal oluşuma gitmek değil.

Milli Merkez'in amacı şu: Atatürk'te birleşen insanları toparlamak, bir güç oluşturmak ve Türkiye'nin bölünmez bütünlüğüne, cumhuriyete sahip çıkmak, cumhuriyetin dönüştürülmesi, yıkılması eylemlerine karşı durmaktır.

Hedef budur ve bu amaçla da farklı siyasal görüşteki insanlar, ya da hiçbir siyasal partide kaydı olmayan, bugüne değin hiçbir siyasal partide bulunmamış ama Atatürk'te birleşen insanların biraraya gelmesidir. Bu sağlandı ve çığ gibi büyüyor, yürüyor. Umuyorum daha güzel şeyler olacak.

Taksim Gezi Parkı'nda oluşan olaylar da bir bakıma Milli Merkez'e koşut olaylardır. Dikkat ederseniz, Aydın'da da, İstanbul'da da, Ankara'da da, İzmir'de de yapılan bu eylemlerde çokça kullanılan 2 slogan vardı: Biri 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' sloganı, öbürü de 'Atatürk'te birleştik' sloganı.

Hattâ neredeydi anımsamıyorum ama bir yerde gençler 'Mustafa Kemal'in askerleriyiz' diye bağırırken, bazı polisler de 'Biz de' diye karşılık veriyorlardı. Tabii bu çok güzel bir anlayış. Mustafa Kemal sevgisini, Mustafa Kemal'in yaptıklarını kimse silemez. Mustafa Kemal sevgisi, cumhuriyetin ilkeleri, kuruluş anlayışı bu ulusun yüreğine işlemiştir. Kimse bunu değiştiremez.”

“Gezi Parkı'ndaki Ağaçlarla Başlayan Tepki Neden Tüm Türkiye'ye Yayıldı?”

“Peki İstanbul Taksim Gezi Parkı'ndaki ağaçların sökülmemesi için başlayan bu hareket, bu tepki nasıl oldu da çığ gibi büyüdü ve tüm Türkiye'ye yayıldı?

Nedeni şuydu: Anımsarsanız 1. Dünya Savaşı Sırp Veliahtı'nın Saraybosna'da öldürülmesi üzerine başlamıştı. Ama gerçek neden o değildi. Bardağı taşıyan son damlaydı o. Gerçek neden ekonomikti, politikti. Zaten o dönemdeki güçlü ülkeler buna hazırlanmışlardı. Birbirlerini yoketmeye çalışmak, birbirlerinden toprak kapmak, Osmanlı Devleti'nin topraklarını paylaşmak düşüncesi vardı. Bir kıvılcım bekleniyordu ve o kıvılcım Saraybosna'da çaktı.”

“Türk Ulusu Saygılıdır, Sabırlıdır. Bir Yere Kadar Susar”

“Türkiye'de biz 11 yıldır öyle olaylar yaşadık ki, insanların burasına geldi. Yıllarca susuldu ve belirli grupların dışında tepki gösterilmedi. Hattâ birçok kişi içinden, birçok köşe yazarı da açıkça bunu eleştirdi ve 'Neden susuyorsunuz? Uyanın artık. Susacak mısınız halâ?' gibi yazılar yazıldı.

Ama görüldü ki Türk ulusu saygılı bir ulustur. Sabırlı bir ulustur. Bir yere kadar susar. Sıradan nedenlerle sokağa dökülmez. Ama bıçak kemiğe dayandığı an ortaya öyle bir çıkar ki, onu kimse tutamaz.

Şimdi, siz aldığınız oylarla ülke yönetimini ele geçiriyorsunuz. Siyasal partiler ülke yönetimini belirli bir dönem yönetmek üzere görev alırlar. Seçimle gelmiş siyasal yönetimlerin, ülkenin yönetim biçimini değiştirmek görev ve yetkileri yoktur.

Siz aldığınız bu oylarla cumhuriyeti yıkmaya çalışırsanız, cumhuriyet adı altında dinci, İslamcı bir ülke yaratmaya çalışırsanız, bu yolda adımlar atarsanız, eğitim sistemini tümden değiştirmeye çalışıp 4+4+4 diyerek dinselleştirmeye çalışırsanız, tüm okulları ana-babaların karşı çıkmalarına karşın İmam-Hatip okulu yapmaya çalışırsanız ve bu dinci görüşlerinizi yaşamın her alanına yayarsanız; örneğin tiyatro, bale ve operaları kapatmaya çalışırsanız, içkiyi yasaklamaya çalışırsanız, insanların özel yaşamlarına saldırıda bulunursanız ve bu ülkenin en güvendiği kurumu, gözbebeği, onuru olan cumhuriyetin ordusunu etkisizleştirirseniz, haksız yere itibarsızlaştırırsanız, basınınız aracılığıyla hergün saldırı altında tutarsanız, başta önceki genelkurmay başkanı olmak üzere komuta kademesini, kara, hava ve deniz kuvvetleri komutanlarını cezaevine alırsanız, bu ülkenin vatanseverlerini, örneğin Mustafa Balbay'ı, en saygın bilimadamı Mehmet Haberal'ı, Fatih Hilmioğlu'nu, Tuncay Özkan'ı, Doğu Perinçek'i, bu ülkeye yararı dokunacak insanları sırf sizin politikalarınıza karşı oldukları için, ülkenin bölünmesine, ülkenin bir İslam cumhuriyeti yapılmasına karşı çıktıkları için cezaevlerine tıkarsanız, bu ulus önce susar, sabırla bekler. Ama birgün Gezi Parkı'nda bir kıvılcım çakılır. Ayağa kalkar ve durduramazsınız.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Didim CHP’nin aşure günü yoğun ilgi

“Başbakan Yüzde 50 Diyor Ama Yüzde 35”

“Başbakan'ın söylediği %50 de yanıltıcı. Demokrasi sadece seçim değil, sadece sandık değil. Bu söylendi zaten. Yani size oy vermeyenler de sizin vatandaşlarınızdır. Size oy vermeyenlerin yaşam biçimlerini hiçe sayamazsınız. Onları yok sayamazsınız.

Kaldı ki, AKP'nin ve sayın Başbakan'ın o söylediği %50 de yanıltıcı. Anımsarsanız, son genel seçimde milyonlarca vatandaşımız oy kullanmadı. AKP, sadece oy kullananların %50'sini aldı. Kullanmayanları da sayarsanız en fazla %35 dolayında oy almış oluyor. Kaldı ki içlerinde önemli bir kesim, Atatürk'e, Türk ulusuna, Türkiye Cumhuriyeti'ne yürekten bağlı bir kesimdir. Yani bu %35'in, %50' bile deseniz Başbakan'ın düşündüğü gibi düşündüğüne ben inanmıyorum. Yani Cumhuriyetin dönüştürülmesine, Atatürk'ün yok sayılmasına, Kurtuluş Savaşı'nı kazanan, cumhuriyeti kuran, devrimleri gerçekleştiren ve Unesco'nun, 100.  doğum yılında oybirliğiyle 'büyük devlet adamı, büyük devrimci' diye karar altına aldığı bir kişiye, bu ulusun yüreğinde yer etmiş bir kişiye ve onun en yakın silah arkadaşına 'iki ayyaş' diyemezsiniz. Derseniz bunun hesabını böyle sorar ve bunu küçümseyemezsiniz. Bu sokağa dökülen insanlara çapulcu diyemezsiniz. Üstelik onlara gözdağı verip 'evlerinde zorla tuttuğumuz yüzde 50' diyemezsiniz. O yüzde 50 de şu anda direnenleri destekliyor. Çünkü o direnenlerin içinde namaz kılan genç çocuklar var, başları kapalı kadınlar var, kızlarımız var. 'Biz AKP'ye oy verdik ama şimdi pişmanız' diyenler var.”

(Devamı Yarın)

 

(Güçlü ÇEZİK)

Share