logo

13 Haziran 2013

Avukatlar da Ayakta! Yüzlerce Avukat Aydın Adliyesi Önünde Toplandı

AKP iktidarı tarafından Avrupa'nın en büyük adliye sarayı olarak lanse edilen Çağlayan Adliye Sarayı'nda önceki gün Gezi Parkı için basın açıklaması yapmak isteyen avukatlara önce özel güvenlik, ardından çevik kuvvet ekipleri tarafından müdahale edilmesi ve avukatların cübbeleri yırtılarak, sürüklenerek gözaltına alınmaları, bütün Türkiye'de hukukçuları ayağa kaldırdı.

Aydın'da da dün Aydın Barosu'na üye yüzlerce avukat, cübbeleriyle Aydın Adliyesi önünde toplanarak, avukatlara özel güvenlik ve polis zoruyla yapılan muameli protesto ettiler. Protestoya pek çok sivil toplum örgütü ve sendikaların temsilcileri de katılarak destek verdi.

Aydın Barosu Başkanı Av. Sümer Germen, baro adına yaptığı açıklamada, 1136 Sayılı Avukatlık Yasası'na göre, avukatların yalnızca ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde gözaltına alınabileceğini, Çağlayan Adliyesi'nde yapılan gözaltıların tamamen hukuksuz olduğunu, bu yapılanların planlı bir yıldırma faaliyeti olduğunu, ama bunların hukukçuları yıldıramayacağını söyledi.

Germen'in, konuşmasına “Değerli kamuoyu, değerli sivil ve resmi polis arkadaşlarım” diye ironik bir şekilde başlaması, kendilerini kameraya çekmekte olan sivil polislerden dolayı, kalabalık avukatlar topluluğu arasında gülüşmelere yol açtı.

“Aristo'nun dediği gibi, adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir. Bu düzenin bozulmasına izin vermeyeceğiz” diyen Germen, şu açıklamayı yaptı:

“Ülkemiz son günlerde yaşanılan üzüntü ve kaygı verici, hak etmediği olaylar içinde ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır. Yaşadığımız süreçte birlik, beraberlik ve kardeşlik duyguları içinde hareket etmemiz gerekmektedir.

Çünkü; Bu günlerde Türk Milletinin özellikle her türlü baskılara karşı çıkarak özel hayatlarına kadar müdahale edilmesine, düşünce ve ifade özgürlüğü temelinde, özgür birey, eşit yurttaş, katılımcı, çoğulcu, demokratik yönetim, çevrenin korunması eksiksiz demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü ve Hukuk Devleti talepleri tüm Türkiye insanı içindir. Bu talepler tüm Türkiye'de yaşayan insanlarımızın hak ettiği evrensel insan hakları çerçeves­inde demokratik ve evrensel hukuk normlarına uygun, çağdaş, özgür birey yaratma tale­pleridir.

Bu taleplerin yarınımız olan Atatürk'ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler tarafından dile getirilmesi sevinilmesi gereken, sahiplenilmesi gereken bir gerçektir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  "YENİ SINAV SİSTEMİ: KIRP, KES, YAPIŞTIR"

Yüzyılımızın gençlerinin, bu taleplerini başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri olmak üzere, siyasi iktidarın anlamaya çalışması, o gençleri sevgiyle kucaklamaları gerekirken, ülkeyi idare edenlerin marjinal gruplardan ayırt etmeksizin, tüm gençleri potansiyel suçlu gibi görerek o talepleri bastırmaya çalışması, vicdan sahibi herkesi derinden yaralamış, olayların tırmandırılmasına ve toplumun kutuplaşmasına yol açmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti polisinin verilen hukuka aykırı emirlerle yetkilerini aşarak; gençler­ine, insanlarına kin ve nefret duyguları içinde orantısız güç kullanması hiçbir şekilde kabul edilemez, polisin görev ve yetkisi kanunlarla düzenlemiş olup, toplumun huzur ve güvenliğini sağlamak temel görevleridir. Hükümetlerin polisi değil, devletin polisi olması ger­ekmektedir.

Yaşanılan bu vahşet tablosu polisimizin de hak etmediği şekilde yaralanmasına, toplum tarafından dışlanmasına neden olmaktadır. Halbuki; demokratik ve Hukuk Devleti olduğunu söyleyen Ülkelerde herkesin hak ve yetkileri belirlenmiştir. Bu hak ve yetkilerin kanunlara ve hukuka aykırı şekilde kullanılması halinde herkesin yargı önünde hesap vermesi esastır. Oysaki, sadece yaşanılan on beş gün içerisindeki bazı polis olduğu söylenen eli sopalı kişilerin ve bazen de polis kimliğiyle gençlere, masum insanlara yaptıkları davranışlar insanlık dışıdır. Ve bu insanlık dışı davranışları yapan kişiler İzmir'de, Antalya'da, İstanbul'da Ankara'da yani, Ülkenin her yanında görsel olarak açık bir şekilde bellidir. Ancak; bugüne kadar bu kişilerin belirlenerek, yargı önüne çıkartılmaması toplumun adalete olan inancını derinden sarsmaktadır.

Gelinen son noktada dün İstanbul'da Çağlayan Adliye Sarayında bazı Avukatların demokratik bir hak olarak, gezi parkı olayları ilgili görüşlerini basına açıklamaları sırasında önce özel güvenlik görevlileri, daha sonra çevik kuvvet polisleri tarafından müdahale edilerek adliye dışına çıkartılmaları sırasında yaşanılanlar bizleri derinden üzmüş ve sarsmıştır.

 

Meslektaşlarımıza özel güvenlik ve polis tarafından yetkilerini aşarak, kötü muamelede bulunulması yaka-paça cübbelerinin yırtılması, yerlerde sürüklenmesi, yerde zorla altı polis tarafından kelepçe takılması ve yaşam alanları olan adliye dışına zorla çıkartılmaları, demokrasi ve hukuk devleti adına utanç verici görüntü ve uygulamalardır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:  Çerçioğlu’ndan Üreticiye Kaba Yem Desteği

Çoktandır dile getirdiğimiz toplumun tüm katmanlarına uygulanan baskı ve yıldırma politikaları belki de direnen tek kale olan avukatlara yönelmiştir. Adliyeler, Avukatların EVİ'dir. Avukatlar evlerinden zorla atılmışlardır. Haksızlığa hukuksuzluğa isyan ettikleri için atılmışlardır. 1136 sayılı avukatlık yasasına göre; Avukat ancak ağır cezayı gerektiren Suçüstü hallerinde gözaltına alınıp, yakalanabilirler. Yargının olmazsa olamazı avukatlar yıldırılmaya çalışılmaktadır. Son dönemde kamuoyu tarafından dikkatle izlenen davalarda görev yapan meslektaşlarımız hakkında yakalama kararı çıkartılmıştır. Her gün adliyelerde olan her gün duruşmalara çıkan meslektaşlarımız hakkında yakalama kararı çıkartılması sadece programlı bir yıldırma faaliyetidir. Dün yaşanan gözaltılar da korkutma faaliyetidir. Gözaltına almada, göz altına alma talimatı vermede hukuksuzdur. Hukuka aykırı davranışlarda bulunanlar hakkında şikayet hakkımızı kullanacağımızı ve takipçisi olacağımızı bir kez daha duyururuz.Aristo'nun dediği gibi Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir. Bu düzenin bozulmasına izin vermeyeceğiz.

11 haziran 2013 Maalesef tarihimize kara bir gün olarak geçmiştir.Devletin halkına karşı bu kadar tahammülsüz olduğu bir dönem cunta yönetimleri zamanında bile yaşanmamıştır. En ufak eleştiriye, en ufak başkaldırıya orantısız güç kullanan bir devlet Hukuk Devleti olamaz.

Bu baskıların bugüne kadar toplumu yıldıramadığı gibi, biz AVUKATLARI' da yıldırmayacağını, "İNADINA HERKES İÇİN ÖZGÜRLÜK, EŞİTLİK, DEMOKRASİ, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ ve HUKUK DEVLETİ" mücadelemizin devam edeceğini kamuoyuna saygıyla bildiriyorum.”

(Güçlü ÇEZİK)




Share