logo

Yazıklar olsun

– Yekta Güngör Özden – Sözcü – 01.06.2013 – 

Türkiye'mizin, Türkiye Cumhuriyeti 'nin ve kurucularının değerini bilmeyen aymazların sapkınlığa varan ölçüsüzlükleri birbirine eklenerek ve artarak sürmektedir. Ne bitmez kin, ne bitmez nefret yığını olmuşlar. Bağımsızlığımızı sağlayan, özgürlüklerimizle haklarımızı yaşama olanağı veren, namusumuzu koruyup onurumuzu yücelten zamanın en büyük kazanımı "Türkiye Mucizesi"ni yadsıyarak köhne Osmanlı'nın özlemiyle yanıp tutuşanlar bağışlanmaz yanlışlar ve yanılgılarla aydınlığımızı karartıyorlar.
Lâikliğin insanlık açılımı olduğunu ve yararlarını bilmeyen köktendinciler, çirkin yaklaşımlar ve söylemlerle ulusal birliğin dayanağı olan bu çağdaş ilkeye saldırılarıyla birlikte Mustafa Kemal ATATÜRK'Ü karalıyorlar. Ulusal bayramları sınırlayan yönetimin gerici anlayışı çağdışı yasaklarla sürerken Atatürk'ü anmaktan kaçınan yöneticiler inanç sömürüsünde sınır tanımıyor. Günümüzde inancını öbür Müslüman çoğunluklu ülkelerdekinden daha iyi yaşamakla birlikte demokrasinin ve hukuk devletinin olanaklarından da onlardan iyi yararlanan çoğunluğumuz, lâiklikten ne zarar görmüş ki karşıtlık gösterilerine girişiliyor? İlim ve mezhep kavgalarının komşu ülkeleri ne duruma düşürdüğü ortada. Günümüz Başbakanı "mezhepçilik yapılamayacağını" söylerken yapılanları saklı tutmuşcasına tarikatçılık ve cemaatçilik oluşumlarına değinmiyor.

Üniversiteler sessiz

Gençleri karalayan, kötüleyen bir söylemle savunulan içki yasağı yaklaşan seçimlerde yandaşlarının dayanışması için iktidarın yaptığı siyasal bir aşıdır.

Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi'nin kaldırılması yanında Curnhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nın da kaldırılacağı ya da Başbakanlığa bağlanacağı söylentileri AKP açılımının kara kanadının ülkeyi nerelere taşıyacağının kanıtlarından kimileridir. Başbakanın içki yasağını grubunda savunurken kullandığı, bağışlanmaz "ayyaş" sözü düştüğü durumu açıklamaktadır. Hele "iki ayyaş.." sözü karşısında insanın kanı kuruyor, inanmadığımız güvenmediğimiz Başbakanı bir kez daha kınıyoruz.

Okulların imam hatip okullarına dönüştürülmesi, kız-erkek ayrımı yetmiyormuş gibi Karabük Üniversitesi tahttan indirilmiş 2. Abdülhamit'e "fahrî doktor" unvanı veriyor, ka­fadar rektörler de koşup gelerek toplantıya katılıyor. Her insanın yaşamında yaptığı birkaç iyi şey olabilir. Genel durumu, ulusumuz ve ülkemiz için kötülükleri gözetil­meden, üstelik yaşamda bulunma­yan bir kimseye Türkiye Cumhuriyeti'ne ve kurucularına hakaret eder­cesine bir çıkışla, onursal bir unvan vermek bir Türk üniversitesine asla yakışmıyor, işin üzücü yanı YÖK'ten ve öbür üniversitelerden bir karşı ses çıkmamasıdır. Yakında, TBMM kara­rıyla hain ilân edilen Vahdettin'e de madalya verilir.

Başbakan yardımcılarından hacı B. Arınç'ın "10. Yıl Marşı"na tepkisi bi­linen ve izlenen karşıtlıklarının yansı­malarından biridir. "Şeyinin şeyini şey ettiğim.." diyen, bir milletvekili hanıma karşı söylenmeyecek sözleri kullanan birinden beklenebilir ama ne durumlara düştüğümüzün bir kötü örneğidir.

Üniversitelere, polis yetkili koruma görevlileri hazırlığından sonra Silâhlı Kuvvetler'de bekleme süreleri günde­me getiriliyor. Bu arada PKK tişörtle­rinin satışı, yapımı hızla ve yayılarak sürüyor. Seyit Rıza anıtı başında Hak-Par Genel Başkanı "Temel he­def federasyon" diyerek kürtçülerin amacını bir kez daha açıklıyor, ikti­dar, birden bire duran PKK saldırıları­nın nelerin karşılığı olduğunu, nelerin sözü verilerek kesildiğini açıklamakta, iktidar akıllıları akılla alay eden gezile­rinde abuk sabuk konuşmalarla kim­lerin aracı olduklarını ortaya koymak­tadırlar.

İktidara yaranma çabası

Yandaş medyada iktidar şakşakçılığıyla kürtçülük desteği, yazar-çizer reklâmlarıyla sürmektedir. Kürtçülerin neler isteyip amaçladığını, nasıl da­yatma ve tehditlerde bulunduğunu bile bile. Kürçüler "demokrat" ola­rak sunulurken yurtseverler, Atatürk­çüler "faşistlik"le damgalanmaktadır. Kendileri "hiçbir şey" olmayan maşa­lar, Türklüğü ve Türkleri kötüleyerek iktidara ve kürtçülere yaranma çaba­sındadır.

Hukuksuz yargılama, yolsuzluklar, kötülükler, bozukluklar onları ilgilen­dirmemektedir. Tıpkı, son yıllarda hukuku maskara yapanlarla, hukukla maskaralık yapan iktidar bağımlılarını izlemekle yetindikleri gibi. isyanlara değinmeyen devletin koruma, karşı koyma ve önleme görevlerini "katli­am" olarak niteleyen, "tarihimiz bizi çok yordu" diyenlerin yansıttıkları sözde demokrasi havariliği ve ülke­mizle benzerliği çok az Güney Afrika, İrlanda ve İspanya'yı örnek göstere­rek ödün verilmesini önerenler gibi. 
Yazımızın başlığında haklı değil miyiz?

(Derleme)

Share