logo

Söz alındı, TOMA’lar Diyarbakır’dan getirildi

– Saygı Öztürk – Sözcü- 05.06.2013 – 

İstanbul-Taksim’de başlayan ve çok sayıda kente yayılan eylemlerden Başbakan dışında hemen herkes gerekli mesajı aldı. Cumhurbaşkanı da, bakanlar da bu konuda açıklamalar yaptı. Şimdi, Başbakan’ın dönüşünde bu açıklamaları yapanlarla ve basınla kavgasına da tanık olacağız.

Belki de hayatında ilk kez eylemlere katılanlar, kendilerinden önce eylemlere katılanların neler çektiğine yaşayarak tanık oldular. Örneğin ambulansların yaralı taşımak için değil, polislere gaz bombası taşımak için kullanıldığını da öğrendiler. Polisin toplumsal olaylarda nasıl acımasız davrandığını, bilinçsizce gaz ve gaz bombası kullandığını da gördüler.

Polisin, eski bakana yaptığı

Türkiye’nin değişik illerinde eylemler yapılırken, AKP hükümeti Diyarbakır’da eylem yapılmaması için söz almış olacak ki, Diyarbakır’a gönderilen başta tazyikli su sıkılan “TOMA” isimli araçlar Ankara’ya getirildi ve şimdi eylemcilere karşı kullanılıyor. Yaşananlara baktığımız zaman Türkiye tersine dönüyor. PKK ile anlaşan, onlara karşı kılını kıpırdatmayan hükümet, şimdi sade vatandaşla hesaplaşıyor ve tüm gücünü onlara karşı kullanıyor.

Eski bakanlardan Tayfun İçli, Diyarbakır’dan getirilen “TOMA”nın fotoğrafını çekerken polis tarafından tartaklanıyor. Hukukçu Tayfun İçli, yaşadıklarını anlatıyor:

“Kürtçülük hareketinin temsilcisi olan katillere karşı mücadele amacıyla konuşlandırılan araç ve gereçlerin ülkenin birlik ve bütünlüğünden başka amaçları olmayan Türk gençliğinin 14-15 yaşlarındaki filiz unsurlarına karşı şiddet amacıyla kullanılmasını kınıyorum. Diyarbakır Emniyeti’ne ait olan ve o bölgede terör unsurlarına karşı kullanılması gereken ‘TOMA’, ‘Akrep’ gibi zırhlı araçların görev yerlerinin dışındaki faaliyetlerinin fotoğraflarının dahi çekilmesine tahammülü olmayan kişilerin bu davranışları şüphesiz cezasız kalmayacaktır. Polislerin, beni tartaklama teşebbüsleri, benim açımdan komik, o memurların eğitimsiz ve toy oluşlarına verilebilir olsa da; demokrasimizin ne hale getirildiğinin çok acı ve utanılası somut bir göstergesidir.”

Olayların psikolojik yönü…

Her kitle kuruluşu üzerine düşen uyarı görevini yapıyor. Ünlü Psikiyatr Prof. Dr. Hakan Kumbasar, Türkiye Psikiyatri Derneği’nin “hükümete uyarı” başlıklı açıklamasını getirdi. İşte onların uyarısı:

“Hükümeti uyarıyoruz. Tıpkı en yakınında, en sevdiği annesinden, babasından gelen fiziksel şiddetin çocuğun ruh sağlığına açtığı onulmaz yaralar gibi, kendi hükümetinin kendi halkına açtığı bu savaşın yara izleri kapanmayacaktır. Tüm kentlerden yükselen insanları kör eden, kalp krizi geçirten, öldüren biber gazlarının, insanların kemiklerini un-ufak eden tazyikli suların yaraladığı şey sadece beden değildir. Ve ruhsal yaraların izleri beden iyileştikten sonra bazen ölene kadar bizleri etkiler. Biz psikiyatristler bu yaraları kapatamayacağız, kapatmayacağız. Hükümetler; kendisine yükselen itirazları biber gazları ve tazyikli şuurla bastıramaz, kendi vatandaşlarına ölümcül şekillerde saldıramaz.”

Gözaltında üç grup insan

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu da, eylemleri yakından izliyor, gözaltına alınanların durumuyla yakından ilgileniyor. Nasıl bir tablo ile karşılaştığını da bize şöyle anlatıyor:

“Gözaltında üç grup gösterici var. Çoğunluğu oluşturan birinci grupta onun kızı, onun oğlu, komşunun çocuğu, ders kitabını kapatıp Kızılay’a, Taksim’e gidip slogan atan, ‘yaşam tarzıma, özgürlüğüme karışma’ diyen, kaç çocuk yapacağına, dinselleştirilen eğitime karşı çıkanlar yer alıyor. Bunların bir örgüt bağlantısı yoktur.

İkinci grupta ise provokatörler bulunuyor. Bunlar gösterileri fırsat bilip otobüs duraklarını ateşe veren, yakıp yıkanlardır.
Üçüncü grupta ise polisin o ortamda yakaladığı ve ayırt etmeden dövüp götürdükleri bulunuyor. Ankara Emniyet Müdürlüğü spor salonunda üçü yan yana… Bu durumdan sadece provokatörler memnun. Böylece daha fazla taraftar toplayacağını düşünüyorlar.

Polis, düşman gibi yaklaşıyor

Polis daha fazla kişiyi gözaltına almayı başarı sayıyor. Onun için slogan atan ev hanımıyla, otobüs durağını yakan arasında fark yok. İkisine de düşman gibi yaklaşıyor. Haksız yere gözaltına alınmalar, dövülmeler, gaz sıkılmalar sokağa inenlerin sayısını artırıyor. Siyasi iktidar bu gerçeği göremedi.

Olayların Başbakan’a doğru aktarıldığı düşüncesinde değilim. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e anlattım. Bakanı iyi niyetli gördüm. Ama iyi niyet yetmiyor harekete geçmeli. Başbakan’ın, sokağa inenlerin kendisine oy vermeyenler olduğuna ilişkin teşhisi de yanlış. Başbakan’ın, kendisine oy vermediğini söylediği yüzde 50’yi hiçbir şekilde temsil etmediğini ve onların başbakanı olmadığının peşin kabulü var. Dolayısıyla o yüzde 50’yi kazanma yolunda bir çaba göstermiyor.”

Bu olayların artık üniversite üniversite, lise lise yayılması da beklenmeli. O yüzden Milli Eğitim Bakanlığı’nın gündeminde okulların erken tatile girmesi de var.

(Derleme)

Share