logo

Öneri, uyarı ve çağrı

– Yekta Güngör Özden – 03.06.2013 – Sözcü – 

İktidarın içinde ve dışında (çevresinde) o kadar çok ve bilgili hukukçu var ki bunlardan başkasının görüşleri ve düşüncelerinin hiçbir önemi yok. Öyle şeyler söyleyip yazıyor ve öneriyorlar ki gerçek hukukçularımız şaşkınlıktan diyeceklerinde duraksıyor. Anayasa konusunda yıllarını vermiş, yazıları, yapıtları ve yetiştirdikleri öğrencilerle ün yapmış olanların gülmekle ağlamak arasında, kırıcı bir söz söylememekte zorlandıkları izlenimini ediniyoruz. Örneğin, Anayasa yapmak-yazmakla Anayasa’yı değiştirmenin ayırdında olmadıkları önerileriyle açık siyasetçilerin bu konuda belirgin aymazlıklarında direnmeleri dudak ısırtıyor. Anayasa inatla, intikam duygusuyla yapılmaz. Kamuda sıkmabaş (türban) yanlışı, örneklerden biridir.

Evrensel hukuk ilkeleri bir yana, ulusal hukukun kaynağı ve dayanağı olan yürürlükteki Anayasa’yı göz ardı ederek Anayasa çalışmaları yürütülemez. Anayasa’yı albaştan düzenlemek-yapmak yetkisi devlet kurucu gücün (kurucu iktidarın) yetkisindedir. Bu güç, asli, kurucu güçtür. Yasama, yürütme ve yargıdan oluşan devlet organlarının yapılanmasını bu güç düzenler. “Tali güç” denilen görevdeki kurul iktidar Anayasa’yı yeniden yapamaz ancak değiştirebilir. O da yürürlükteki Anayasa kurallarına uymak koşuluyla olur. Asli, kurucu güç kendi hukukunu kendi yapar, ulusal yapıyı hukuksal yönden, temelden kurar. Kurulu güç, kendisini iktidar yapan Anayasa’ya göre değişiklik yapabilir.

Başkanlığı düşünmek yanlış

Kurucu güç, Kurucu Meclis yolunu izleyebilir. Ülkemizde 1960 Devrimi’nde ve 1980 harekatında Kurucu Meclis yeğlenmiş, ilkinde Milli Birlik Komitesi ile Temsilciler Meclisi, sonrakinde Milli Güvenlik Konseyi ile Danışma Meclisi Kurucu Meclis’i oluşturmuştur. Halkın görev vererek yetkilendirdiği Meclis ile halkoyu, geçerli bir Anayasa edinmenin bilinen yoludur. Günümüz Meclisi kurucu güç değildir. Anayasa’yı baştan yapamaz, değiştirilmesi önerilemez kurallara ilişemez, yürürlükteki değiştirme kuralı dışına çıkamaz. Örneğin, CHP’nin 2. maddedeki “saygı” yerine “dayanma” önerisi olumlu ve yararlı olmakla birlikte maddeye dokunmak yanlıştır. 3. maddedeki “dil”in yanına “resmi” sözcüğünü koymak istemesi de öyle. Başlıktaki “Resmi” sözcüğü maddedeki dilin niteliğini anlamaya yeterlidir. AKP’nin 2. maddeye ilişkin değişiklik isteğinin de geçerli yanı yoktur. Anayasa’yı değiştirmek, tümünü kaldırarak yerine yenisini koymak değildir. Değiştirilmesi önerilemez maddeler dışındakileri değiştirmektir.

Kurucu Meclis olmadan yalnız halkoyuna giderek sonuç almak plebisit (halkın kanısını, görüşünü belirleme oylaması) olur. 1924 Anayasası, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Anayasasıdır. Kurtuluş Savaşı’nın dayanağı olan 20 Ocak 1921 günlü, 85 no.lu Anayasa, 29 Ekim 1923’te 364 no.lu değişiklikle cumhuriyeti benimseyen içeriği kazanmış ama tam bir Anayasa durumunu almamıştır. Bir anlamda yeni devletin Anayasası yoktur. 20 Nisan 1924 günlü, 491 no.lu Anayasa, yeni devletin ilk Anayasası olduğundan onu yapan da kurucu güçtü. Meclisi bağlayan bir kural olmadığı için Meclis 1924’te yepyeni bir Anayasa yaparak boşluğu da doldurmuş oldu.

Şimdi yürürlükteki 4’üncü, 6’ncı, 81’inci, 103’üncü ve 175’inci maddeleriyle Anayasa’ya ve Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulmasına İlişkin 3376 no.lu Yasaya uymak zorunluluğu açıktır. İktidarın BDP ortaklığı ile muhalefet partilerinden alabileceği oylara güvenerek önce 175. maddeyi istediği gibi değiştirip sonra Başkanlık sistemine kapı açan öbür önerilerini gündeme getirecek büyük değişikliği düşünmesi yanlıştır. Bu tutum, hukukun kötüye kullanılması, Anayasa değişikliğinde hileye başvurulması sayılır.

Anayasa değişikliğinde gizli oy parti ve lider yönlendirmesini, etki ve baskısını dışlar. Özgür istenç (irade) egemen olur. Anayasa’nın ilk dört maddesine kurulu güç dokunamaz. 174’üncü maddedeki Devrim Yasaları’na dokunmak da rejimin niteliğini bozmak olur. Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na ilişkin maddeler iktidarın “kırmızı çizgisi” olarak kalacaksa, bunlara dokunulmayacaksa Anayasa değiştirmenin hiçbir yararı olmaz. Sayısal çoğunluk her şeyi değiştirmeye olanak vermez. TBMM Genel Kurulu’nda karar yeter sayısı, 96/1. madde değiştirilerek daha yüksek, anlamlı bir sayıya bağlanmalıdır.

Toplumsal katılımın önemi

Başkanlık sistemine güçlü biçimde karşı çıkılmalıdır. Terör örgütüne, uzantılarına, yandaşlarına asla ödün verilmemeli, devletin ve ulusun yapısıyla oynanmamalıdır. Değişiklikte Senato düşünülmeli, cumhurbaşkanının yetkileri mutlaka daraltılmalı, Anayasa değişikliklerini yasa olarak geri çevirmek yetkisi bulunduğundan (AY. Mad.89/2) halkoyuna sunma yetkisi kaldırılmalıdır. Her Anayasa değişikliği, yeterli oyla Meclis’ten geçtikten sonra halkoyuna sunulmalıdır.

Olağan durumda yepyeni-albaştan bir Anayasa yapmanın, kurucu güç beklemeden olumlu sonuç almanın yolu, kanımızca, Anayasa’nın 175. maddesini değiştirerek yeni Anayasa yapımıyla görevi bir Kurucu Meclis oluşturmaktır. Olağan Meclis olağan görevini sürdürür, toplumun tüm kesimleriyle olağan Meclis’in temsilcilerinin katılacağı Kurucu Meclis yeni Anayasa’yı hazırlar. Toplumsal katılımın sağlanamadığı bir Anayasa yapımı sürekli tartışılır, güçsüz ve başarısız olur.

TBMM Uzlaşma Komisyonu’nun ortaya koyacağı taslak milletvekillerince imzalanıp Meclis’e sunulmadan önce kamuoyunun, bilim kuruluşlarının eleştirisine açılmalı, belirlenecek yeterli bir süreden sonra bu görüşler gözetilerek yapılacak düzeltmelerle öneri olarak gündeme getirilmelidir. Şimdilerde Uzlaşma Komisyonu’nda milletvekillerini kayıran dokunulmazlık anlaşmasıyla şaşırtan siyasal amaçlı önerilerin birbirini izlemesi karşısında hukuk ve akıl yoluna çağrıyı zorunlu bir yurttaşlık görevi sayıyoruz. Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya aykırı davranıştan cezalandırdığı bir iktidarın Anayasa’yı özür dilercesine iyiye doğru değil diktaya doğru değiştirmesini tümüyle yadırgayarak.

(Derleme)

Share