logo

Manzara

– Yekta Güngör Özden – Sözcü – 13.06.2013 – 

Günümüz Başbakanı RTE’ın Adana ve Mersin konuşmalarından sonra Ankara Esenboğa Havaalanı’ndan Başkent’e uzanan yolda AKP’lilerce karşılanmasında yaptığı konuşmalarındaki kızgınlık, sertlik, halkı suçlama ve tehdit AKP demokrasisinin ilginç tablolarını sergiliyordu. Bir Başbakan’ın “Anladıkları dilden konuşuruz” demesi, içine düştüğü olumsuzluğu açıkça yansıtıyordu. Hele kurucusu Atatürk‘ü de içeren “CHP anlayışı pisliktir” sözü, değişik ortamlarda değişik biçimde açıkladığı Atatürk karşıtlığının yeni bir nitelemesi idi. Ertesi gün TBMM Başkanı Eskişehir’deki konuşmasında genel bir eleştiri yapıyor, kavgayı kınıyordu. Bu sözler, hacı Bülent Arınç‘ın ilk açıklamasından sonra İstanbul Valisi’nin “Bir gönül için bin özür dilerim” sözleriyle birleştirildiğinde Başbakan iyice açıkta kalmaktadır. Salı günkü grup konuşması da inadının açılımıydı.

Yönetici niteliği

Başbakan’ın yetişme ve eğitim düzeyinden kaynaklandığı anlaşılan tutum ve davranışlarındaki olumsuzluk konuşmalarıyla yansımaktadır. Yönetici, toplumun önderi durumundadır. İyi örnek vermedikçe toplum katındaki yeri hep aşağılarda kalır. Anlayış, hoşgörü, sabır, sıcak ve içtenlikli yaklaşımla sorunları çözmek yerine geçici olarak üstlendiği devlet yetkisini iyi kullanmayarak kolluk güçlerini yanlış yönlendirmesi, onların suç oluşturan eylemlerine arka çıkması, ne yaparlarsa yapsınlar savunması, demokratik tepkilerini açıklayan toplumların üstüne düşmana saldırırcasına gidilmesine olanak tanıması, beri yanda bölücü terör örgütü yandaşlarının girişimlerine ses çıkarmaması anlaşılır bir yöntem değildir. Toplumsal barış önemsenmelidir.
Türk Bayrağı’yla Atatürk posterlerini taşıyanların dövülmesi, polis araçlarına saldıran kürtçüler karşında üç maymun yönteminin uygulanması, yönetimin kimden yana olduğu sorularına kapı açmıştır. Yöneticiler, gereken niteliklerden yoksundur. Görevlerinde yansız davranmadıkları, kendilerine oy vermedikleriyle kendileri gibi düşünmeyenleri dışladıkları, halkı böldükleri, kutuplaşmayı ve ayrışmayı keskinleştirdikleri, barışçı tutum yerine kavgayı yeğledikleri, ikna yerine imhaya yöneldikleri, uzlaşma ve yatıştırma yerine inat ve kışkırtmayı uygun buldukları anlaşılmaktadır. Suçlamaları sürmektedir.

Yalanlar

Başbakan, Bezm-i Alem Camii’ne sığınanları suçlamıştır. RTE, ilk andaki sığınmanın telaşıyla biraz gecikilerek çıkarılan ayakkabıları, hiç kullanılmayan biraları gençleri karalamak için kullanmıştır. Yakıp yıkma, TOMA’ların basınçlı sularıyla saldıran polislerin kullandıkları gereçlerin sonucudur. Alt geçitlerden gençlerin geçmemesine karşın buraların bira şişeleriyle doldurulup temizlenmemesinin halkın gençleri kınaması için düşünüldüğü anlaşılmaktadır.

Manzara olumsuzdur. Tüm olumsuzluklarla hala iyi niyet taşıyanları karamsarlığa ve umutsuzluğa düşüren gelişmeler yaşanmaktadır. Büyük kentlerde yandaşlarını kışkırtan iktidar, kürtçülerin yakma-yıkma eylemlerine karşı sessiz kalarak PKK ve BDP ile ilişkilerini sürdürüp amaçladığı düzeni gerçekleştirmeyi ummaktadır. Halka karşın başarılı olmak bir düştür. Bir Atatürk posteri bulunmayan kalabalıkların ülkeye ve ulusa nelere mal oldukları bilinen Menderes ve Özal‘ın posterleriyle güç ve gövde gösterilerine itilmesi kınanacak bir durumdur.

“Gezi”ci gençler saldırmıyor, savunmada kalıyor. Kürtçüler saldırıyor. RTE, saldıranları değil savunanları eleştiriyor. Anıt-Kabir’i yıkacaklarını söyleyen partilisine ne diyor? Hiç. Karakola taciz ateşi açanların izlenmemesi için askerin önüne kalkan olanlara ne dedi? Hiç. Gezi Parkı’na provokatörleri kimler, ne vererek salıyor? İktidar acaba sıkıyönetim güvencesine mi gereksinim duyuyor da bu amaçla mı geriyor?

Örnek tutum

Hiçbir siyasal bağ gözetmeden, siyasal bir kuruluşa dayanmadan, toplumun her kesiminden oluşan demokrasi savaşçıları örnek bir duruş sergiliyor. Kırıp döken, yakıp yıkan değil barış ve çağdaşlık çağrısı için güçlüklere dayanan, saldırılara göğüs geren, özverilere katlanan yurtseverleri kutlarken, iktidar ağzıyla konuşup yazanlarla eleştirenleri kınıyor, iktidar kesimine “direnme hakkı”nı anımsatıyoruz. Sözünden dönüp provokatörleri kullanarak sabah baskınlarına başvurmak inan, güven bırakmıyor.

(Derleme)

Share