logo

İbret tablosu

– Yekta Güngör Özden – Sözcü – 11.07.2013 – 

Devletin iki temel öğesi, yargı ve ordudur. Son yılların uygulamalarıyla iki alanda da olumsuzluklar yaşanmakta, yakınmalar yurt dışından uyarılara neden olan boyutlara varmaktadır. Yürürlükteki Anayasa’ya uymayan, onu yetersiz ve darbe kaynaklı olmakla nitelendiren iktidar, işine gelen kurallardan yararlanmakta, 12 Eylül 2010 halk oylamasından geçen olumsuz kuralları “kırmızı çizgisi” sayarak Anayasa değişikliğinde dokunulmasını istememektedir. Böyle bir anlayışla değişiklikten söz etse ne olur etmese ne olur? Kanımızca hiç.

Yargının yandaşlığı, hukuksuz yargılamalar yakınması yanında Silahlı Kuvvetler’den okul sırasında veya görevdeyken ayrılmalar şimdiye kadar rastlanmamış sayılara ulaşmakla etkisizleştirme ve yıpratma çabaları algısıyla tepki görmektedir. Günümüz Başbakanı’nı demokratik eylemler ve hukuk yoluyla aykırılıklardan alıkoymak ve durdurmak olanaksız görülmektedir. Her güç onun elinde ya da etkisindedir. Osmanlı yönetimine son verdiği için saldırdığı Mustafa Kemal ve arkadaşları onun siyasal karşıtlarıdır. Padişahlardan daha yetkili durumdadır Başbakan. Uludere, Reyhanlı, Gezi Parkı, Kuğulu Park ölümlerinin baş sorumlusu iktidardır ama maskeli demokrasisi korumaktadır. Mısır’daki durum, Mursi yönetimine iki milyar dolar veren iktidarı şaşırtmış ve sarsmıştır. İktidar kendi sorumluluğunu başkalarını sorumlu göstererek örtmek, kapatmak çabasındadır. Başbakanın “Vandallar,teröristler,terbiyesizler” sözlerinden sonra barbarlar dediği gençliğe saldırısı iktidarın dayatma suçlama ve yıkma çalışmalarının bir parçasıdır. İktidar için “soy bağı”na dayanan “ulus” yapısı değil “din bağı”na dayanan “ümmet” yapısı önemli olduğundan komşu ülkelerdeki İslamcı yasadışı örgütlere yakın durmakta, Fethullahçılarla Kürtçülerle olan ilişkisini saklamamaktadır. Ulusun yüzde ellisine onlar kadar yakın değildir. Diyarbakır, Dicle, Lice olayları bu durumun sonucudur. Provokasyona ne gerek var, Kürtçülerin her istediği oluyor “sürece tepki” demeleri de öbür nedenleri unutturma oyunudur.

Kimi durumlar

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinden Güzel, Ethem Sarısülük’ü öldüren polisin “meşru müdafaa” savunmasına hak vermek olanaksızlığı karşısında bu hukuksal kavramın açıklanması için dilekçeyle başvurmuştur.

Gezi Parkı ve Kuğulu Park olaylarında görev yapan polislere teşvik primi verilmesinin yanında on bin polis daha göreve alınacakmış. Güçlendirme yapımında karakollara saldıranlar bırakılıp savunanlar suçlanmakta, cenazelerde PKK bezleri ile apo posterleri taşınmakta, uyuşturucu baskınları sürerken terör örgütünün güvenerek istediği dayatmalara sessiz kalınmaktadır. Uzman çavuş kaçırılmakta, yapım yerleri basılarak işçilerin çadırları yakılmakta, bu densizlikler “provokasyon” olarak geçiştirilmektedir.
İktidarın “süreç” olarak gösterip savunduğu ilişkilerde terör örgütü sözcüleri, destekçileri, yandaşları ikinci aşamaya gelindiğini ileri sürerken, iktidar “daha yurt dışına çıkma beklenen durumda değil” yaklaşımıyla önüne çıkacak güçlüklerin çıkmazı içindedir. Gerçekte iktidar-Öcalan paslaşması “Tak-şak” biçiminde sürmektedir. Komutanların uçağına ateş açılması belirsiz kalmıştır.
Yalan söylemeyen cami müezzinine karşın Başbakan gerçek dışı anlatımlarını sürdürürken, Meclis’te bir iktidar milletvekili palalı saldırganın “hukuk içinde eylem yaptığını” söylemiş, bir başka iktidar milletvekili de 10. Yıl Marşı için faşist suçlamasında bulunmuştur. Türk demenin anlamını bilmek istemeyen Kürt kökenli biri olduğuna bağlanıyor.

Madımak davası zaman aşımına uğratılmak üzereyken Hasdal’da subaylar üç günlük açlık grevi yaptılar.

İktidar akillerinin Başbakana sundukları raporlar da yerine getirilmesi olanaksız öneriler aramızda kimlerin bulunduğunun acı kanıtlarından biridir.

Danıştay Başkanlığı seçimlerinde iktidar-cemaat çekişmesi ve pazarlığı söylentileri çok üzücüdür.

(Derleme)

Share