logo

24 Ağustos 2013

Gidiş

Bilinmez kıyılara, görünmez ufuklara gidiş hızla sürüyor. Oynanmadık ve bozulmadık bir şey bırakmamacasına siyasal düzenlemeler, kadrolaşma, partizanlık sınır tanımaksızın uygulamaya konuluyor. Yasama çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar Anayasa değişikliği dışında her yasal düzenlemede istediğini yapıyor, yaptırıyor. Yargı ilişkilerinin yakınmalara neden olduğu durum ve düzey hukuksal denetlemelere ilişkin umutsuzluğu da yaygınlaştırıyor.
Seçim merdivenlerinin basamakları yakınlaştıkça kimi yöneticilerin iktidar yandaşlığı tiksindirecek ölçüde sırıtıyor. AKP’den aday olmak için göze girme yarışı olanca hızıyla alanlara taşınıyor. Kendilerine ve konumlarına yaraşmayacak tutumlarıyla iktidarın mayası durumuna düşenler, emekliliği yaklaşınca gelirli bir yer kapmak isteyenler, içlerindeki yandaşlığı yaşama dönüştürmek için fırsat ve olanak kollayanlar iyice ortaya çıkıyor.
Limanlar, köprüler, yollar, kuruluşlar, fabrikalar birer birer satılıyor. Karalayıp kötüledikleri cumhuriyet dönemi kazanımlarıyla sağladıkları ekonomik gücü “miras yedi” tutumuyla elden çıkarıyorlar. Petrol Yasası, Karadeniz hidrokarbon yataklarına ilişkin ruhsatların çokuluslu şirketlere verilmesi, Mimar ve Mühendis Odaları’na, Gezi Parkı destekleri nedeniyle, ceza türü geri alma uygulaması ve yasal düzenlemelerdeki öbür aykırılılar gidişin sakıncalarına bağlanmaktadır.
Çelişki
Suriye’de sözde muhalifleri destekleyen iktidar, Mısır’da Tahrir’e neden karşı çıktığını iyi düşünmelidir. Çelişkileri açıktır. İktidarımız, başkalarının içişlerine karışmaktan kendi içine yeterince bakamıyor. PKK’lıların neden oldukları olaylar ortada… İmralı-Kandil postacılığını yapan BDP’lilerin dayatmaları ve koşulları açık. Bunları yanıtlayıp karşılayacak etkin bir söz yok. Apo için hekim belirlemeleri devlete ve Türk hekimlerine güvensizlik ve saygısızlıktır. Hele 15 Ağustos katliamının çılgın ve küstah kutlamalarına devletin hiçbir şey olmuyormuş gibi aşırı hoşgörülü yaklaşımı. Demokratik haklarını kullananlara yönelik uygulamalarla demokrasiyi, devleti yoketmeye çalışan, ulusu bölüp parçalamayı amaçlayan teröristlere karşı ödüncü yaklaşım iktidar sorumluluğuyla asla bağdaşmamaktadır. Cemil Bayık geri dönme ve savaş tehdidini yineliyor. İktidar yanıt veremiyor.
Yakında açıklanacak “demokratik açılım paketi”nin neler içerdiği, gidişi daha iyi gösterecektir. BDP’liler “her etnik kökene anadil öğretilmesi” gö-revini yüklenen çok resmi dilli devlet istemiyle bölücülüğü doruğa çıkarıyor.
Suriye ürküntüsü, Gezi Parkı’ndan sonra Mısır korkusu içinde çırpındığı görünen iktidarın, muhalifleri fişleme skandalıyla katmerleşen sancısı seçim evresine doğru sanırız yeni sorunlarla artacaktır. Başbakan’ın oğlunun ön sırada aralarında bulunduğu yandaşlarının Fatih Camii’nde cuma namazı sonrası “Kahrolsun demokrasi, geliyor hilafetin sesi” yazılı pankartın arkasında “gıyabi namaz” kılmaları birleşik amacı ortaya koymaktadır. Demokrasi yalanı dincilerin savunma malzemesi olmaktan çıkarılmış maske bir kez daha düşmüştür.

 

 

(Yekta Güngör ÖZDEN)

Share