logo

06 Ağustos 2013

Davanın tek kazançlısı “Osmanım” oldu

13 Şubat 2008’de Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Danıştay Davası’nın karar duruşması yapılıyordu. Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz, üyeler Hasan Şatır ve Kadir Kayan yerlerini almıştı. Başkan Orhan Karadeniz kararı sanıkların ve avukatların yüzüne karşı açıklayacaktı. Buna hukuk dilinde “tefhim” deniliyor.
Osman Yıldırım’ın müebbet hapis cezasına çarptırıldığı açıklandığı an mahkeme salonu karıştı. Osman Yıldırım’ı jandarmalar yerinde tutamıyordu. Bu sanık karar açıklandığında şöyle bağırıyordu:
“O İngiliz ..çinin kurduğu Cumhuriyeti başınıza yıkacağız. Evet benim yegane görevim Cumhuriyeti yıkıp ikinci Osmanlı devletini kurmaktır.”
Mahkeme Başkanı Orhan Karadeniz müdahale etmeye çalışırken, Osman söylediklerini tekrarlıyor, mahkeme heyetine de hakaretler yağdırıyor, tehditler ediyordu. Mahkeme Başkanı’na hitaben “Sen de onun ..çisin. Cumhuriyeti yıkıp şeriat düzenini kuracağım” diyordu.
Atatürk’e hakaretler ediliyor, mahkeme heyetine hakaretler ediliyor ve bu kişi niyetini de sözleriyle ortaya koyuyordu. Peki bu kişinin başka bir özelliği daha var mıydı? Vardı. Çünkü Osman Yıldırım’ın “İleri derecede antisosyal kişilik bozukluğu” olduğu Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi’nin 7 Mart 2006 tarihli raporunda belirtiliyordu.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Danıştay saldırısı nedeniyle ömürboyu hapis cezasına çarptırılmış olan Osman Yıldırım, davanın Yargıtay aşamasında mektuplar yazmaya başladı. Ergenekon soruşturmasında görev alan Emniyet yetkilileriyle temas kurdu. Ardından, Ergenekon Soruşturmasını yürüten cumhuriyet savcısıyla görüştü.
Danıştay davası ile Ergenekon davası birleştirildiğinde, Osman Yıldırım da “Ergenekon” olarak bilinen davanın hem sanığı, hem tanığı, hem de “gizli tanığı” oldu. Oldu da ne oldu? Ömürboyu hapis cezasından, cezası 8 yıl 9 aya indirildi. Cezaevinde yattıkları da dikkate alındığında, Osman Yıldırım’a tahliye yolu açıldı. Yani, Osman kendini kurtarabilmek için ne söylenmesi isteniyorsa onları söyledi, kendisini kurtardı. Gerisi ne olursa olsun onun umurunda mı?
Devletin haberdar olmadığı örgüt!
Ergenekon davasının somut olayı 2006 yılının Mayıs ayında Cumhuriyet gazetesine üç kez bomba atılması, 17 Mayıs 2006’da Danıştay saldırısının gerçekleştirilmesiydi. İki olayda da, davanın sanığı, tanığı olan Osman Yıldırım’ın sözleri dışında bir arpa boyu ilerleme olmadı.
Danıştay’a ve Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırılar, “Ergenekon”u “silahlı terör örgütü”ne dönüştürdü. Bu nasıl bir örgüt ki gerektiğinde PKK’yı, Hizbullah’ı, aşırı sol ve sağ örgütleri yönetiyor. Bu nasıl örgüt ki devletin tüm araştırmalarına rağmen bu örgütün lideri bile belirlenemiyor? Bu nasıl bir örgüt ki, bu devletin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı “böyle bir örgütün varlığından haberdar olmadıklarını” mahkemeye gönderdiği yazılarda belirtiyorlar.
Devletin tüm istihbarat bilgilerinin toplandığı Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği’ne, “Ergenekon” diye bir örgütle ilgili de hiçbir bilgi ulaşmamıştı. Onlar da mahkemeye böyle bir örgüt olduğuna ilişkin bir bilginin olmadığını duyurmuşlardı.
Suriye sınırındaki görüntüler
Silivri Mahkemesi’nde dün hüzün vardı, öfke vardı. Dışarıda gözyaşı vardı, tepki vardı. Bazı sanıklara verilen hapis cezası, İnfaz Yasası kapsamında değerlendirildiğinde tutuklu bulunduğu süre yettiği için tahliye kararı verildi. Bu bile insanları sevindirmeye, havalara uçmasına yetti. Yalnız sanıkların yakınları değil, avukatlar da verilen kararlar için ağlıyordu.
Dışarıdaki manzara, tıpkı Suriye sınırındaki manzaraydı. Suriye’den kaçıp Türkiye’ye gelmek isteyenlerin manzarasıydı. İnsanlar mahkeme salonuna doğru gidebilmek için tarlalardan koşuyorlardı. Asker onları durdurmaya çalışıyordu.
Perde böyle kapandı…
“Yurtdışına kaçar, delilleri karartır” diye mahkeme her seferinde tahliye taleplerini reddediyordu. Ancak görüldü ki haklarında ağırlaştırılmış hapis cezası istenenler bile bırakın kaçmayı, duruşmaya ellerinde valizleriyle geldiler. Yani tutuklanacaklarını, hüküm giyeceklerini biliyorlardı.
Örneğin tutuksuz yargılanan gazeteci ağabeyimiz Ünal İnanç, onca rahatsızlığına rağmen “gecikme olmasın” diye cumartesi günü Silivri’ye gitmişti. 19 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ülkemizde yargı kararlarının bu kadar tartışıldığı bir dönem yaşanmamıştı. Daha bitmedi, bu tartışma giderek büyüyecektir. Davanın bundan sonra Yargıtay aşaması var. Oradan nasıl bir karar çıkar bilemeyiz. Dahası çoğu yaşlı olan sanıkların davanın sonucunu görmeleri bile mümkün olmayabilir.
Bildiğimiz Türkiye’nin giderek bir “polis devleti”ne dönüştüğüdür. “Ergenekon” diye bir oyun sahneye konuldu. Dün, perde kapandı.

 

 

 

 

(Mücadele)

Share