logo

Bu nasıl hesap sorma?

– Saygı Öztürk – Sözcü – 12.06.2013 – 

Başbakan Yıldırım Akbulut, Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Zonguldak Valisi Saim Çotur, Zonguldak Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı da Şemsi Denizer’di. Toplu iş sözleşmesi görüşmeleri çıkmaza girince, maden işçileri hemen her gün eylem yapıyor ancak polis kendilerine asla müdahale etmiyordu. 40 bin işçi, soğuğa, yağmura aldırmadan 4 Ocak 1991’de “Büyük Ankara Yürüyüşü” başlattı.

Toplu sözleşmenin çıkmaza girmesinden Cumhurbaşkanı Turgut Özal sorumlu tutuluyordu. O yüzden işçiler “Çankaya’nın şişmanı, işçi düşmanı” diye bağırıyorlardı. İşçiler Mengen’i geçip Ankara’ya ilerlerken, Başbakan Yıldırım Akbulut, Bolu’ya geldi ve sendika genel başkanıyla görüştü. Bu arada yollar asker tarafından kesildi. Ancak ne işçi askere, ne de asker işçiye saldırdı. Ne yaralanan oldu, ne de ölen…

Bugün benzer bir yürüyüşün AKP hükümeti döneminde yapıldığını düşünün. Her tarafı gaz bulutuna çevirir, işçilerin yürümesine engel olunurdu. O büyük yürüyüşü, gazeteci arkadaşım Cahit Akman, Fahir Arıkan, Ümit Turpçu ile birlikte izlemiş, bizler de işçiler gibi camilerde sabahlamıştık. Gazeteci arkadaşımız Berat Yurdakul ise “hasta numarası” yapıp Mengen Hastanesi’ne gittiğinde, benzer numarayla bütün yatakların dolduğunu öğreniyor. Onun uzanabileceği tek yer cenazelerin yıkandığı teneşirdi. O da geceyi orada geçiriyordu.

Kanunsuz emir verenler…

Polisi göstericilerin üzerine salan, onlara şiddet uygulaması talimatını veren İstanbul, Ankara, İzmir valileri ve emniyet müdürlerinin, geçmişte yaşanan olaylardan ders çıkarması gerekir. Valiler toplumsal olaylarda tahrik edici değil tam tersine olayları yatıştırıcı ve büyümesini engelleyici önlemler almakla yükümlüdür. Daha önce vali olarak görev yapan CHP Milletvekili Ali Serindağ, sohbetimizde şunları söyledi:

“İstanbul ve Ankara’da olduğu gibi maalesef bazı valiler olayların daha da büyümesine sebep olacak uygulamalar içinde oldular. İstanbul Valisi belli ki, yaptığı yanlışları anlamış ve özür dileme noktasına gelmiştir. Ankara’da ise ortada bir şiddet olmadığı halde valinin veya kolluk amirlerinin zoruyla polis sert ve yaralayıcı hamleler yapıyor. O gösterilere katılanlar da polislerimizin kardeşidir. Polisimizin kanunsuz ve konusu suç teşkil edecek emirlere uymamaları gerekir.”

Yargıçlar Sendikası, Ankara Barosu “kanunsuz emir veren” valiler ve emniyet müdürleri hakkında suç duyurularında bulundu. Ankara Bürosu Başkan Vekili Sema Aksoy, bu konuda kapsamlı dosyayı, belgelerle Cumhuriyet Savcılığı’na teslim etti.
Sütre gerisindeki valiler
1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmak isteyen işçilere karşı da İstanbul Valisi’nin emriyle polisin neler yaptığı unutulmadı. Gezi Parkı’nın gaz bombalarıyla boşaltılması talimatını veren, onca kişinin yaralanmasına neden olan Vali Hüseyin Avni Mutlu, ne oldu da birden değişti. Bunu da CHP’nin vali kökenli Milletvekili Ali Haydar Öner‘den dinliyorum:

“Bir vali bu kadar hatalar yapacak, kafa-kol, bacak kırdıracak, insanları gaza boğacak, aradan 10 gün geçtikten sonra hidayete erecek. 31 Mayıs’ta Taksim Gezi Parkı’ndaydım. Valiliğin emriyle harekete geçen polisin tutumunu görünce valiliğimden utandım. Bunlara kim böyle emir veriyor. Vali emir vermeden, polis böyle hareket edemez. İstanbul Valisi’nin kırdığı ceviz 40’ı geçtikten sonra özür diliyor. Yaptıkları özür dilenerek geçiştirilecek bir hadise değil. Bunun bedelini ödeyecek. Ufak hatalardan özür dilenir, vahim hataların ise bedeli ödenir. Vali de yaptıklarının bedelini ödeyecektir.”

Ankara Valisi Alaattin Yüksel, Atatürk‘ün Ankara’ya gelişinin yıldönümünde Harp Okulu öğrencilerinin Kızılay’dan geçişini yasakladı. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda, Ulus’ta kutlama yapmak isteyenlere gaz, su sıktırdı. Şu günlerde de hemen her gün göstericilerin üzerine gaz, su sıktırmaya devam ediyor. Ancak kendisi İstanbul Valisi’nin yaptığı gibi basının karşısına hiç çıkmıyor. Eski Vali Ali Haydar Öner’in dediği gibi, Ankara Valisi hep “sütre gerisinde” duruyor.

Kol kıran, göz çıkaran…

Şırnak’ın Cizre İlçesi’nde BDP’li milletvekili, emniyet müdürünü tokatlıyor, ona “alçak, namussuz” diyor. Emniyet Genel Müdürü de, AKP yetkilileri de sessiz kalıyor. Hatay’ın Dörtyol İlçesi’nde AKP milletvekilinin oğlu için polisler “teşhis” adına sıraya dizdiriliyor, polis rencide ediliyor, yine AKP yetkilileri sessiz…

Başbakan, “Polise el, dil uzatanların, onlara taşla, sopayla saldıranların yaptıklarını yanlarına bırakmayacağız” diyor. Onca olaya rağmen gelin de bu sözlere inanın… Polis, demokratik haklarını kullananların güvencesi olmak durumunadır. Kol kıran, göz çıkaran polisten de, onlara kanunsuz emir verenlerden de hesap sorulmalı. Polisimiz, kimsenin fedaisi değildir, fedai olarak kullanma hevesinde olanlar da, devletin polisini “kendi polisi” görenler de bu düşüncelerinden vazgeçmeli…

(Derleme)

Share