logo

Balyoz onlara indi

-Saygı ÖZTÜRK- sözcü- 16.07.2013-

“Balyoz” olarak bilinen davanın Yargıtay aşaması da sancılı başladı. Her halde hiçbir davanın yargılama aşamasında ortaya konulan belgelerin sahte olduğu, başka hiçbir davada ifade edilmemiştir. Yargıtay aşamasında da avukatların ağırlıklı olarak üzerinde durmaya başladığı konu yine belgelerin sahteliğini ortaya koymak olacak.

Dava 365 sanıkla başladı. Bunlardan birisinin vefatı, üçünün ise yargılamasının yapılamaması nedeniyle sanık sayısı 361’e indi. Bunlardan 36’sı hakkında mahkeme beraat kararı verdi. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tebliğnamesine göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı (KKK) personelinden 46, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan (DKK) 16, Jandarma Genel komutanlığı personelinden 5 olmak üzere toplam 67 asker hakkında beraat kararı verilmesini istedi. Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın (HKK) tutuklu 43 personelinden hiçbiri mahkeme tarafından beraat ettirilmediği gibi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da beraati istenen yok.

13 ile 20 yıl hapis cezasına çarptırılanlardan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından cezası onanması istenenlerin sayısı KKK personelinden 55, DKK personelinden 136, HKK’dan 42, Jandarma Genel Komutanlığı personelinden ise 25 kişi…
Belgeleri doğru kabul ediyor

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesine bakarsanız, seminere katılmayanların beraat ettirilmesi isteniyor. Yani, belgelerin sahteliğiyle ilgili iddialar hiç gündeme getirilmiyor. İşte bu tartışmada şu noktalar göz ardı ediliyor:

– Gelinen noktada “Camileri bombalayacaklardı” ve “Darbe Semineri Yaptılar” haberleri ile başlatılan Balyoz davasının 194 sanıklı l’inci iddianamesinden 72 kişinin bahse konu suçu işlemediğinin, ancak daha sonra 2 farklı iddianameyle davaya dahil edilen 171 kişiden ise 146’sının söz konusu suçu işlemiş olduğu değerlendiriliyor.

– Başsavcılıkça, davanın temelini oluşturduğu, sanık avukatlarına ve sanıklara göre “sahteliği defalarca kanıtlandığı” öne sürülen “Balyoz Güvenlik Harekat Planı” isimli dijital verinin EK-A’sında “Görevlendirmede Yetkili Personel Listesi” isimleri olan kişilerin beraatı talep edilirken büyük bir çoğunluğu bu plana göre hazırlandığı öne sürülen diğer sahte verilerde isimleri olan kişilerin cezalarının onanmasının talep edilmesi de yadırganıyor.

Mahkeme heyetine mektup

Cezaevindeki komutanlar gibi eşleri de ceza çekiyor. Eşlere, çocuklara da balyoz indi. Şimdi, Yargıtay 9. Ceza Dairesi üyelerine mektup gönderiyorlar. Yaşandığını öne sürdükleri haksızlıklara dikkat çekiyorlar. “Balyoz Davası Mağdur Eşi” diye kendisini tanıtan Eylem Topuz’un mektubundan bir bölüm okuyalım:

“Yaklaşık 29 aydır eşinin niçin cezaevinde olduğunu bilmeyen, ikinci çocuğunun hamileliğinin son günlerini tutuklama sebebiyle yalnız geçirmiş, sadece ayda bir, birer saatlik görme imkanına sahip oldukları babalarının neden yanlarında olamadığını çocuklarına açıklamaya çalışan bir anneyim.

Babalarını bir saat görmeleri için gece yarıları otobüsle İstanbul’a yaptığımız bitmek tükenmek bilmeyen yolculukların yükünü nasıl taşıdığımızı, çocuklarımızın acılarıyla nasıl ezildiğimizi, onları bir an olsun güldürmek için her türlü çabaya rağmen çaresiz kalışımızı, yaşamayanın anlaması mümkün değil.

Babaları terk etti sanıyorlar

Babalarını özlemle ziyarete gitmek için kilometrelerce yolu tepen çocuklarımızın, aslında paylaşamadıkları pek çok şeyi unutup da söyleyemediklerinde nasıl öfkelendiklerini ve demir kapı sesleriyle korkup sinip sustuklarına şahit olduk bu süreçte. Benim çocuklarım, babalarının onları terk ettiğini ve sevmediğini sanıyorlar.

Ankara’dan İstanbul’a, otobüste kızımı emzirerek, oğlumu ikna etmeye çalışarak, cezaevinin kapsında, bekleme odasında bekleyip, babalarını bir saatliğine de olsa görüştürmek için gidip geldim, yorgun argın işime geri döndüm, ne ağladım, ne sızladım, ne de kimseden yardım ya da destek istedim. Yüce Rabbimin adaletine, yüceliğine, birliğine sığınarak, dualar ederek, mağduriyetimize ve masumiyetimize elbet ilahi bir karşılık bulacağıma inandığımdan bütün bu zorluklara katlandım ve katlanmaya devam edeceğim.

Telefon etmeye çekiniyorlar

Babasından ayrı büyüyen yavrularımın yaşadığı bu mağduriyetlerin telafisi mümkün olmayacak. Doğduğunda babası yanında olmayan, bir kerecik dahi olsa babasına sarılıp yatmayan kızım, görüş sonrasında elinden tutup babasına ‘hadi sen de bizim eve gelsene’ diyecek kadar büyüdü artık.

Oğlunun yaşadığı haksızlık ve hukuksuzluklara daha fazla yüreği dayanamayan kayınvalidemin İstanbul’daki cenaze törenine, eşimin şehir dışından gelen birkaç devre arkadaşı haricinde Silahlı Kuvvetler’den hiç kimse katılmadı. Bırakın cenaze törenine katılmayı, yaratılan korku imparatorluğunun bir ürünü olsa gerek, telefonla başsağlığı bile dilemediler. Ne büyük acı…”
Bir komutan eşinin mektubundan küçük bir bölüm.

(Derleme)

Share