logo

Alıntı

– Yekta Güngör Özden- Sözcü- 25.07.2013-

Kö­şe­mi­zi bu­gün gün­cel bir ko­nu­da eli­mi­ze ula­şan ya­zı­ya ayı­rı­yo­ruz. “İk­ti­dar sar­hoş­lu­ğu!
İç­ki­nin ya­rat­tı­ğı sar­hoş­luk ke­yif ve­ri­ci­dir. İn­san­lar, il­kel ve­ya uy­gar ya­şam sür­se­ler de bu ke­yif yü­zün­den iç­ki­yi se­vi­yor­lar. Ha­yat bo­yu iç­ki ile ara­mız iyi ol­ma­dı­ğı hal­de her ye­mek­te iç­ki ara­yan­la­ra hep im­ren­mi­şiz­dir. Aşı­rı­ya kaç­ma­yan sar­hoş­luk, gü­zel alış­kan­lık ol­ma­lı.
Top­lum­da güç­lü ol­mak da baş­ka bir sar­hoş­luk ya­ra­tı­yor. Güç­lü­lük mev­ki-ma­kam sa­hi­bi ol­mak ka­dar ser­vet sa­hi­bi de ol­mak de­mek­tir. Kö­ye, ma­hal­le­ye muh­tar se­çi­len in­san­la­rın ta­vır­la­rı, du­ruş­la­rı de­ğiş­me­ye baş­lı­yor. Şu ve­ya bu şe­kil­de zen­gin­li­ğe ka­vu­şan in­sa­nın yü­rü­yü­şü­nün bi­le de­ğiş­ti­ği­ni fark eder­si­niz. İn­san­lar ya­ka­la­dık­la­rı mev­ki­ye ve zen­gin­li­ğe hep lâ­yık ol­duk­la­rı­nı zan­ne­der­ler. He­le se­çim­ler­le bir bel­de ve­ya ül­ke­nin yö­ne­ti­mi­ni ele ge­çi­rir­se­niz ego­nu­za hâ­kim ola­maz­sı­nız. De­mok­ra­tik yö­ne­ti­mi haz­me­de­me­yen top­lum­lar böy­le in­san­lar ye­tiş­tir­me­ye mü­sa­it or­tam­lar ya­ra­tı­yor.
Dev­le­tin ku­ru­luş yıl­la­rı ile bü­yük sa­va­şa rast­la­yan 1950 ön­ce­si zor­lu yıl­la­rı­nı bir ta­ra­fa bı­ra­ka­rak se­çim­le yö­ne­ti­ci be­lir­le­me­ye baş­la­dı­ğı­mız dö­ne­mi göz önü­ne ge­tir­me­ye ça­lı­şa­lım.
1950 se­çim­le­ri ile ya­ka­la­dı­ğı­mız fır­sa­tı oy av­cı­lı­ğı­na çe­vi­re­rek iyi kul­lan­ma­dı­ğı­mı­zı ka­bûl et­me­li­yiz. Ara­dan yıl­lar geç­tik­ten son­ra de­mok­ra­si­mi­zin o ilk on yı­lı­nı san­ki “saa­det dö­ne­mi­” gi­bi gör­me­nin yan­lış­lı­ğı­nı kab˚­lle­ne­mi­yo­ruz. Türk de­mok­ra­si ha­ya­tı­nın be­li iş­te o yıl­lar­da kı­rıl­mış­tır. Alt­mış yıl­dan be­ri bir da­ha dik du­ra­mı­yo­ruz. Se­çim ba­şa­rı­la­rı Men­de­re­s’­in şah­sın­da bir me­ga­lo­man ya­rat­mış­tı. Ara­dan he­nüz el­li yıl geç­me­den Men­de­re­s‘­e rah­met oku­tan bir li­der ül­ke­mi­zin ba­şı­na otur­muş­tur. Ça­lı­mın­da, taf­ra­sın­da ken­di­ni hak­lı gö­rü­yor; çün­kü ka­zan­dı­ğı üç se­çim­de top­lum­dan gör­dü­ğü iti­bar gi­de­rek yük­se­len bir se­yir gös­ter­mek­te­dir. Bu du­rum ken­di­sin­de öy­le bir gü­ven ya­ra­tı­yor ki, bü­tün yet­ki­le­ri ma­ka­mın­da top­la­ya­ca­ğı bir “baş­kan­lık sis­te­mi­” ge­ti­re­rek ül­ke­yi tek ba­şı­na yö­net­mek is­ti­yor. Şim­di de tek ba­şı­na yö­ne­ti­yor. Ne is­te­di­ği pek an­la­şıl­mış de­ğil­dir.
Hak­lı da ola­bi­lir, çün­kü on yıl­lık ik­ti­da­rı dö­ne­min­de ak­lı­na ge­len gel­me­yen her ic­ra­atın­da top­lum ar­ka­sın­da­dır. Bu du­rum­dan ce­sa­ret bu­la­rak ar­ka­sı­na al­dı­ğı inanç­lı in­san­la­rın des­te­ği ile top­lu­mun tü­mü­nü ken­di ya­şam tar­zı­na çek­me­ye kal­kış­mış­tır. Bu bü­yük he­de­fi­ni re­ali­ze ede­bil­mek için dar­be­le­rin ül­ke­ye ver­di­ği za­rar­la­rı gö­ren bir kit­le ile Av­ru­pa Bir­li­ği mük­te­se­ba­tı­nı ya­nı­na ala­rak Or­du üst ka­de­me­si­ni tas­fi­ye edi­yor. Bu açık ha­re­ke­tin ge­nel tas­vip gör­me­sin­den ce­sa­ret­le, tar­tı­şı­lan Si­liv­ri yar­gı­la­ma­la­rı­nın kap­sa­mı ge­niş­le­ti­yor. Eği­tim sis­te­mi­ne el atı­yor. İs­lâ­m’­ı re­fe­rans ala­rak din­dar bir ne­sil ye­tiş­tir­mek ata­ğı­na kal­kı­şı­yor. Res­mî ve­ya ka­çak Ku­r’­an kurs­la­rı teş­vik edi­li­yor. Tek­ke ve za­vi­ye­le­rin ye­ni­den ih­ya­sı­na yol açı­la­cak bir zih­ni­yet ön plâ­na çı­kı­yor. Mus­ta­fa Ke­mal dev­rim­le­ri­ni ve is­mi­ni ül­ke­den sil­me­ye yö­ne­len bir po­li­ti­ka üre­ti­li­yor.
Bü­tün bu ic­ra­atı, kim­se­den fi­kir al­mak ih­ti­ya­cı duy­ma­yan, çün­kü her ko­nu­yu en iyi ken­di­si­nin bil­di­ği­ne ina­nan, tek adam yü­rü­tü­yor. Her­ke­sin kar­şı­sın­da sa­de­ce emir bek­le­di­ği böy­le bir li­de­rin nor­mal de­mok­ra­tik usû­lle­re iti­bar et­me­si bek­le­ne­mez­di. De­mok­ra­si­nin bir emir ku­man­da sis­te­mi ol­ma­dı­ğı­nı he­nüz an­la­mış de­ği­liz. Çev­re­si­nin, da­ha ge­niş an­lam­da top­lu­mun üs­tün bir in­san ola­rak gör­dü­ğü bir li­de­rin ken­di­si­ni me­ga­lo­ma­ni­ye (ken­di­si­ni ger­çek­te bu­lun­ma­yan üs­tün ni­te­lik­le­re ya­kış­tır­mak şek­lin­de be­li­ren bir ruh du­ru­mu­na) kap­tır­ma­ma­sı müm­kün mü­dür?
Ar­tık Tay­yip Er­do­ğa­n‘­ın böy­le bir ruh ha­li ta­şı­dı­ğı­nı gör­me­li­yiz. Ya­sa­ma ve yü­rüt­me onun em­rin­de­dir. Yar­gı, ta­ma­men, ege­men­li­ği al­tın­da­dır. Cum­hur­baş­ka­nın­dan bi­le ters bir ta­vır gö­re­mi­yor. Her ic­ra­atı­nın mü­kem­mel ol­du­ğu­na, tar­tı­şıl­ma­sı­nın ge­rek­siz­li­ği­ne ina­nan, ten­ki­de ta­ham­mül­süz bir in­san­la kar­şı kar­şı­ya­yız. Ge­zi pro­tes­to­la­rı için “he­sa­bı­nı so­ra­rı­z” di­ye mey­dan oku­yan, so­ka­ğa çı­kan genç­le­ri­mi­ze “ça­pul­cu­la­r” ya­kış­tır­ma­sı ya­pan, “yüz­de 50’yi ev­le­rin­de zor tu­tu­yoru­z” di­ye­rek top­lu­mu teh­dit eden bir de­mok­ra­tik li­der dü­şü­ne­bi­li­yor mu­su­nuz?
Son olay­lar için Cum­hur­baş­ka­nı­’nın, “ve­ri­len me­saj alın­mış­tı­r” şek­lin­de­ki olum­lu söz­le­ri­ne bi­le tep­ki gös­te­re­rek “me­sa­jın ne ol­du­ğu­nu an­la­ma­dım, ga­ze­te­ci­le­re sor­dum on­lar da bir me­saj çı­ka­ra­ma­dı­la­r” di­ye­bi­li­yor. Bu ifa­de, ha­yat tarz­la­rı ve dün­ya gö­rüş­le­ri bir olan, “kar­de­ş” di­ye­cek ka­dar ken­di­ne ya­kın bul­du­ğu mü­ca­de­le ar­ka­da­şı Cum­hur­baş­ka­nı­’nın kü­çük bir mü­da­ha­le­si­ni bi­le hoş gör­me­di­ği­nin sert ya­nı­tı­dır. Top­lum bu­nu iyi an­la­ma­lı­dır.
İn­san­lar iç­ki iç­me­den de sar­hoş ola­bi­lir­ler. Bu sar­hoş­luk gü­cün, ik­ti­da­rın ver­di­ği sar­hoş­luk­tur. İç­ki sar­hoş­lu­ğun­dan far­kı, bir sâde kah­ve için­ce ve­ya sa­bah ya­tak­tan kal­kın­ca te­si­ri kay­bol­ma­yan, ik­ti­dar sü­re­si uza­dık­ça şid­de­ti ar­tan bir baş dön­me­si ola­bi­lir.
Or­han KÖ­SE­OĞ­LU­”
KUT­LA­MA: Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti­’nin te­me­li ve ulus­la­ra­ra­sı var­lık bel­ge­si Lo­zan Ba­rış Ant­laş­ma­sı­’nın 90. yıl­dö­nü­mü­nü ATA­TÜRK, İs­met İNÖ­NÜ ve ar­ka­daş­la­rı­nı say­gıy­la ana­rak de­ğer­bi­lir yurt­taş­la­rı­mız­la yü­rek­ten kut­lu­yo­ruz.

 

 

 

 

 

 

(Derleme)

Share