logo

05 Şubat 2007

KURAKLIK ÇÖLLEŞMENİN BAŞLANGICI MI?

Aydın Ziraat Mühendisleri Odası Aydın Şubesi Başkanı Galip Orhan, gazetemize yaptığı özel açıklamada yaşanan iklim şartları doğrultusunda su sıkıntısı yaşanabileceğini ifade etti ve özetle şunları söyledi;
“Ülkemiz özellikle de bölgemiz çok kurak bir yıl geçiriyor. Sonbaharda ekilen buğdaylar yağış azlığından çimlenemedi, kardeşlenemedi. Kışlık sebzelerde verim ve kalite düşüklüğü çok.Isınan mevsi normallerinin çok üstünde seyretmesi özellikle sert çekirdekli meyvelerde (erik, şeftali, kayısı, kiraz gibi) kış üşümesi yeterli olmadığından verim ve kalite kaybı çok olacak. Son yıllardaki hızlı nüfus artışı, şehirleşme ve sanayileşmenin de etkisiyle suya olan ihtiyaç da artmıştır. Öte yandan, küresel ısınmanın etkisi ve doğal floramızı korumayışımız nedeniyle de yararlanacağımız su kaynakları azalmıştır.
Şu anda sıkıntıyı hissedenler daha çok tarımla uğraşanlar, çiftçilerdir. Ama yakın gelecekte içme ve kullanma sularının eksikliği hissedilecek, bundan da tüm yaşayanlar olumsuz etkilenecek.
Konuya dünya ölçeğinde baktığımızda Türkiye’nin su zengini bir ülke olmadığını, aksine su varlığı yönünden fakir ülkeler arasında olduğunu görürüz. Bir ülkenin su zengini sayılabilmesi için kişi başına 10 000 m3 su eşiğini aşması gerekir. Türkiye bundan 20 yıl önce bile kişi başına 4000 m3 suya sahipti. Günümüzde ise bu rakam 1600 m3 suya düştü. Önümüzdeki yıllarda küresel ısınmanın ve nüfus artışının da etkisiyle kişi başına 1000 m3 ün altında ve su fakiri bir ülke olacak.Bu demektir ki çok su sıkıntısı çekeceğiz.
Türkiye tüm doğal kaynaklarını ve sulak alanlarını bilinçsizce harcayan bir ülke. Son 40 yıl içinde 3 tane Van gölü büyüklüğünde su kaynağımız kurumuştur. Bu gidişle yakında çölleşme belirtilerini görebileceğiz. BM’in hazırladığı “gelecek için tatlı su 2003” raporuna göre, Türkiye 2025 yılında ciddi bir su sıkıntısı içine girecek. DSİ’nin verileri de bunu doğruluyor. ABD uzay araştırmaları merkezi NASA kayıtlarına göre de 2040lı yıllardan itibaren Türkiye’de çölleşme başlayacak.
Görüldüğü gibi Türkiye su kaynakları yönünden zengin olmamasına karşın komşularımızın ve dünyayı yöneten egemen güçlerin gözü de Dicle ve Fıratın sularında, BM Dicle ve Fırat nehirlerinin uluslar arası sular kapsamına almak istiyor.
Yukarda bahsedilen BM raporu; 2040 yılında Ortadoğuda su savaşları yaşanabileceği uyarısında bulunurken, Türkiye’yi Ortadoğu su kaynaklarını elinde tutması nedeniyle çatışmanın tam ortasında gösteriyor.
Sorun önemli ve yaşamsaldır. Bu nedenle vakit geçirmeden ülkenin su kaynaklarının yönetimi ve geliştirilmesi tek elde toplanmalı ve ulusal bir su politikası oluşturulmalıdır.
İstatistiklere göre; tüketilen suyun %70’i tarımda, %22’si sanayide, %8’i de evlerde kullanılıyor. O halde öncelikle tarımda kullandığımız suyu en ekonomik şekilde kullanmalıyız. Teknolojinin getirdiği yeniliklerden yararlanıp, en ekonomik su tüketen sulama metotlarını uygulamalıyız. Son yıllarda yaygınlaşan damlama sulama sistemi şimdilik en uygun metot. Bu sistemi uygulayarak, bir yandan bitkinin istediği miktarda suyu istediği zamanda vererek birim alanda alacağımız üretimi çok arttırıyoruz, öte yandan çok daha az su kullanarak sudan tasarruf yapıyoruz.
Damlama sisteminin hızla yaygınlaştırılması için çok düşük faizle, hatta önemi dikkate alınarak faizsiz kredi ile bu sistem desteklenmelidir. Halen kredilendirme var ama bizce yetersiz.
Üreticilerimiz kuraklığa karşı alınabilecek önlemleri (toprak işleme, budama, gübreleme vb.) yakınlarındaki il-ilçe müdürlüğü teknik tarım elemanlarından sorarak öğrenmelidir.”
(Mücadele)

Share