logo

28 Ağustos 2013

CKD Şube Başkanı Duman: “Zaferde Kadınlarımızın da Emeği, Alın Teri, Kanı, Canı Var”

Cumhuriyet Kadınları Derneği (CKD) Aydın Şubesi Başkanı Saniye Duman, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle bir açıklama yaptı.

CKD Şube Başkanı Duman, AKP iktidarı tarafından millî bayramların ve 30 Ağustos kutlamalarının iptal edildiğini hatırlattığı açıklamasında şunları söyledi:

“30 Ağustos zaferimizin yıldönümünde, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halkımıza ve devrimle kurulan Türkiye Cumhuriyetimizin ordusu TSK mensuplarımıza ‘kutlu olsun’ dileklerimizi iletiyor ve ülkemizin bağımsızlığı için canlarını feda eden şehitlerimizi bir kez daha saygıyla anıyoruz. Kurtuluş olmadan kuruluş olamazdı. Bugün, bütün olumsuzluklara rağmen bir vatana ve bayrağa sahip olabilmemizi, ordumuzun zaferi sonrasında, Atatürk ve arkadaşlarınca kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne borçluyuz.

Türk Silahlı Kuvvetleri, halkın içinden gelen ve iyi yetişmiş kadrolarıyla, son döneme kadar ülkemizin ve cumhuriyetimizin güçlü bir koruyucusu olmuştur.

Bugün ülkemizi; Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu simgeleyen, ulusal bilinci pekiştiren milli bayramlarımızı ulusun zihninden silmek, unutturmak isteyen, onların yerine ithal projelere hizmet eden bir iktidar yönetmektedir.

29 Ekim, 23 Nisan ve 19 Mayıs törenlerini iptal eden iktidar, bu defa da 30 Ağustos kutlamalarını iptal etmiştir.

Esasen 30 Ağustos törenlerinin gerçek sahibi Kurtuluş Savaşı’nı 30 Ağustos’ta taçlandıran Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Ne acıdır ki, son 10 yılda Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) peşindeki ABD ve önde gelen Batı ülkelerinin, bölgede amaçlarını gerçekleştirmekte ulusal duruşuyla engel olarak gördükleri Türk Silahlı Kuvvetleri’ni güçsüzleştirme ve yıpratma faaliyetlerine, örneğini bu gün de gördüğümüz gibi, kendi özel amaçlarını gerçekleştirmek isteyen iktidar da katılmaktadır.

Sözde Ergenekon ve Balyoz davaları ve burada kullanılan terör örgütü üyesi itirafçı gizli tanıklar vasıtasıyla, Ordunun en üst ve değişik kademelerinde görev yapmış/yapan görevdeki ve emekli general ve subaylar tutsak edilmiştir. Mevcut kadrolara verilen gözdağı ve terörle mücadele vasıtalarının ortadan kaldırılmasıyla, bölünme tehlikesinin sınırına gelinmiştir. Siyasi iktidar; 2002 yılında sıfır düzeyinde devraldığı terör sorununu, bugün, Suriye’deki rejime şekil verme iddiası ve içeride açılım adıyla sürdürdüğü ayrıştırıcı politikası ile içinden çıkılmaz bir hale getirmiş ve sorun; Türkiye Cumhuriyetinin bekasını tehdit eder hale gelmiştir.

Yeni “Anayasa Projesi” gerçekleşirse bu; Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmesi ve laik toplum-devlet düzeninin sonu demek olacaktır.

ÜLKESİNİ KENDİ ÖZEL AMAÇLARI UĞRUNA BÖLÜNMENİN EŞİĞİNE GETİREN BU İKTİDAR;

1. SURİYE ÜZERİNDE, EMPERYALİST DEVLETLERLE TEHLİKELİ OYUNLAR OYNAMAKTAN VAZGEÇMELİ, İSYANCILARLA DEĞİL, DOĞRUDAN MUHATAPLARIYLA BİR “DEVLETE” YARAŞIR İLİŞKİLER KURMALI,

2. TÜRKİYE’NİN VE ORDUSUNUN ZEDELENEN ONURUNU İADE ETMELİ,

3. BÖLÜNME ANAYASASI ÇALIŞMASINDAN, VATANI VE MİLLETİ SONU OLMAYAN MACERALARA SÜRÜKLEMEKTEN BİR AN ÖNCE VAZGEÇMELİ YA DA İSTİFA EDEREK ULUSAL BİR YÖNETİMİN ÖNÜNÜ AÇMALIDIR.

Batılı emperyalist oryantalist tarihçiler tarafından ısrarla ‘Türk-Yunan Savaşı’ olarak takdim edilen Kurtuluş Savaş’ımızın tasvirine Atatürk’ün Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde verdiği yanıt ‘Yunan ordusu, emperyalizmin üzerimize sürdüğü son ordudur.’ tespitinin altında yatan gerçek, anti-emperyalist ve enternasyonal modernist bilinçtir. 30 Ağustos zaferi, askeri plandaki Atatürk’e has kurmay bilincinin halkı örgütleyen anlayışından çıkan bir kahramanlık destanıdır. 26 Ağustos’ta başlayan ve 9 Eylül’de emperyalizmin İzmir’de denize döküldüğü yerde biten bağımsızlık yürüyüşümüzden günümüze kalan miras ise emperyalizmin denize dökülmesinin zorunluluğudur.

Bu bilinçle, ülkemizi ve ordumuzu Kuzey Irak’tan kuşatan, Karadeniz’den tehdit eden, Montrö anlaşmasının delinerek boğazlarımızdan Amerikan savaş gemilerini geçiren,  Atlantik ittifakının artık bir kırılma noktasına geldiği ve bağımsızlığımızı tehdit eden bir konuma ulaştığı tespitinden hareketle, bağımsızlığımızdan vaz geçmeyeceğizi ve ulusal ittifakla emperyalizmi bir kez daha denize dökeceğimizi ilan ederiz.

26 Ağustos 1922 tarihinden önce Yunan mevzilerini denetleyen Cemiyet-i Akvam (Birleşmiş Milletler) üyeleri Atatürk’e ‘Bu mevzileri nasıl geçeceksiniz?’ diye sorduklarında aldıkları yanıt, ‘Türk askeri ayağını basar ve o mevzileri geçer.’ olmuştu. Atatürk’ün dediği gibi Türk askeri ayağını basmış ve o mevzileri geçmiştir. Ayağını ülke toprağına basan Cumhuriyet Kadınları  olarak bir kez daha o mevzileri geçmenin iradi bilinci ile tüm halkımızın 30 Ağustos’unu  kutluyoruz.

Kurtuluş Savaşımız, emperyalist işgale karşı görkemli bir zaferle sonuçlandı. Bu sonucun tarihi olan 30 Ağustos 1922’de işgalci, yurdumuzdan kesinlikle kovulmuş oldu. Bugünün zaferle kutlanışında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti halkının önemli rolü vardır. Bu rolde Halide Edip’ten başlayarak Gördes’li Makbule’ye ve tümünü Ayşe ya da Fatma adıyla anacağımız çok sayıda isimsiz kadınımızın da alınteri,  kanı ve emeği bulunmaktadır.

Bugün bu emeğe saygıyla ülkemizin bağımsızlığına sıkı sıkıya sahip çıkmamız gerekir. Çünkü bağımsız olmayan bir ülkede demokrasi ve özgürlükten söz edilemez. Kurtuluş mücadelemiz, bize başka ülkelerin içişlerine karışmamayı, onlara düşmanlık beslememeyi ve bütün ülke ve halklarla kardeş olmayı emreder.

Kurtuluş mücadelemizin öğretilerinin bize rehberlik etmesini dileyerek, bu muazzam zaferi kutluyor onu yaratanlara saygılarımızı sunuyoruz.”

 

(Mücadele Ajans)

Share